Tarifi kabil olmayan kederin yazarı: Zabel Yesayan

Tarifi kabil olmayan kederin yazarı: Zabel Yesayan

Elbis Gesaratsyan, Sırpuhi Düsap, Zabel Asadur, Zabel Yesayan, Hayganuş Mark… Tanıyor, biliyor muyuz onları? Hayır. Ve ne yazık ki bu “hayır” basit bir bilmezlikten çok katliamlarla  yaratılmış bir yokluktan ileri geliyor. Çok değil 100 yıl önce bu topraklarda kadınların adının ve emeğinin görünür olmasının mü

Sevda Karaca

“Tarifi kabil olmayan” nice kederler yaşadı bu topraklar. Ve işte onlara gözleriyle, bütün ruhuyla, yaşamıyla ve kelimeleriyle tanıklık eden kadınlardan Zabel Yesayan geçmişimizi bugünümüze bağlama zorunluluğumuzu bir yazar, bir gazeteci, bir sosyalist ve bir barış mücadelecisi olarak bize yeniden hatırlatıyor. Hatırlamak istersek!

1878’de Üsküdar’da doğan, 1894’te Sorbonne’da edebiyat ve felsefe eğitimi alan ilk Ermeni kadın olan, 1902’de İstanbul’a döndüğünde ekmeğini kalemiyle kazanmaya karar veren Zabel, Osmanlı Kadın Hareketi’nin ve Ermeni kadınların mücadelesinin önemli bir figürü olarak onlarca makale, kitap ve şiir yazdı, Ermeni kadınların varlık mücadelesini örgütleyen dernekler kurdu.

Ama onu en çok 1915’in provası olan 1909 Adana Katliamı’nda tanık olduklarını kaleme aldığı, “yazmazsam çıldıracağım” dediği “Yıkıntılar Arasında” kitabında anlattıklarıyla anmak istiyorum bugün. Çocuk bayramına sahip olmakla övünülen günün “öteki” çocukların kanı ve yetimliği üzerine inşa edilmişliğinin, bu “bayramın” hemen ertesinde tutulacak bir yasın yas olarak bile kabul edilmemişliğinin tarihine inat, insani bir tarihi gözler önüne serdiği için…

30 bin Ermeni, İttihat ve Terakki marifetiyle katledildikten 2 ay sonra gözlemci bir grupla Adana’ya gittiğinde gördükleri ona, bir yas kitabı olan Yıkıntılar Arasında’ya şu cümlelerle başlama sorumluluğu da yüklemiş: “Yıkılmış bir şehir, yakıcı güneşin altında bitimsiz bir mezarlık gibi uzanıyor. Sadece ve sadece yıkıntılar var etrafta. Göz alabildiğine enkaz. Ta ilerdeki Türk mahallelerine kadar tek tek her semt, koskoca bir alan, yıkılmış yakılmış, talan edilmiş. Kalabalığın çokçası kadın ve çocuklardan müteşekkil, dullar ve yetimler karşılıyor bizleri Adana’da. Aç, perperişan, ailesini yitirmiş, kimileri yaralı, kimileri hastalıklı ve belki de en korkuncu başlarına ne geldiğini tam olarak anlayamayan, yaşadıkları acıya neyin sebep olduğundan bihaber Ermeni çocukları… Yetimler karşılıyor beni Adana’da.”

Bu kanlı provanın ardından Nisan 1915’te başlatılacak tehcirde Sakıncalı Ermeniler listesinde adı geçen tek kadındır o. Zabel kaçar, ama kaçamayanların tanıklıklarını toplama görevini üstlenerek “unutmamanın” insanlığa bırakacağı mirası yaratmaya koyulur. Çok acıtır tanıklıklar, ama o yaşananların unutulmasından, silinmesinden endişe eder. “Bugünün üzerinden seneler geçecek, siyasi husumetler ve nefret unutulacak, yeni kuşaklar gelecek ve onlar yepyeni umutlar ve yeni arzularla bizim şimdi yasadığımız bu kederi tamamen unutacaklar, ama geride bir şey kalacak. Bir halkın çektiği acı.”

Üzerinden seneler geçti evet. Ama yeni kuşaklar yepyeni umutlar ve yeni arzularla bu kederi unutamadılar. Unutmak yüzleşmeyi gerektirir çünkü. Hesaplaşmayı… Bir halkın çektiği acı hâlâ taze. O halkın parçası olmayanların da ismini saydığım kadınların geçmişte biriktirdiklerinden bihaber olmaktan dolayı canının acıması, o yaratılmış yokluğun hafızasızlığından utanması gerekmez mi en azından?

Lerna Ekmekçioğlu ve Melisa Bilal’in derlediği Bir Adalet Feryadı: Osmanlı’dan Türkiye’ye Beş Ermeni Feminist Yazar kitabı onları hatırlamanın kadınların mücadelesinde ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Zabel Yesayan’ın Yıkıntılar Arasında kitabını Türkçeye kazandırmak için de Kayuş Çalıkman Gavrilof çok önemli bir çaba göstererek çeviriye başladı. Unutturulanlardan utancımızı biraz da olsa azaltmak için bu kitaplar önemli bir fırsat…

www.evrensel.net