Thatcher öldü ama politikaları uygulamada

Thatcher öldü ama politikaları uygulamada

İngiltere’de 1979-90 yılları arasında başbakanlık yapan Margaret Thatcher hafta başında öldü. Kimi üzüntüsünü açıkladı bu ölüme, kimisi de birçok kentte sokak partisi düzenledi. “Oz Büyücüsü” adlı çocuk filmindeki “Cadı Öldü” şarkısı, tarihinde hi&cce

Aynur Toraman

Politikacılar ise Thatcher’ı anmak için parlamentoda özel bir oturum düzenledi, bir kısım milletvekili karşı çıksa da. Başbakan David Cameron, Thatcher’ı “Britanya’yı dizlerinin üzerinden kaldırıp yeniden ayağa diken kişi” olarak anarken, İşçi Partisi’nden Glenda Jackson ise “verdiği menfur sosyal, ekonomik ve manevi zararlarıyla ülkeyi mahveden kişi” olarak niteledi onu. 1984-85 madenciler grevi döneminde genç bir maden işçisi olan Durham Madenciler Derneği başkanı Dave Hopper ise Thatcher’ın ölümüne denk gelen doğum gününde “70 yıldır en iyi doğum günüm bu oldu; bütün madenciler için çok mutlu bir gün bu” diyerek aslında yıllardır birikmiş bir öfkeyi ifade ediyordu.

Çarşamba günü St. Paul Katedrali’nde düzenlenecek bir törenle Thatcher’ın cenazesi kaldırılacak. Tören sırasında binlerin katılacağı protesto gösterisi ya da kutlamaların olacağına ise kesin gözüyle bakılıyor. Gazeteler “Kuzey İrlandalı ayrılıkçılar ve aşırı sol gruplar”dan kaygılanan polisin, tören için yoğun güvenlik önlemleri aldığından söz ediyor.

NASIL BİR MİRAS BIRAKTI?

Günlerdir, Winston Churchill’den sonra 20. yüzyıl İngiltere politikasına damgasını vuran ve “ülke ekonomisinde en büyük dönüşümü yaratan” politikacı olarak tanımlanan Thatcher’ın nasıl bir miras bıraktığı tartışılıyor. Bu tanımlama ortak kabul görse de kişilerin mensup olduğu sınıf ve dünya görüşüne göre farklı nitelemeler için kullanılıyor aslında.

Evet, Thatcher hükümeti, İngiltere’de sermaye sahibi sınıfın temsilcisi olarak bu sınıfın ihtiyaçlarına yanıt verdi. 1970’lerde dünya genelinde sermayenin kar oranındaki düşme eğiliminin yol açtığı kriz döneminde, artık sosyal devletten vazgeçmek, üretken sermayenin üzerinde bir yük olarak görülen kamu sektörünü küçültmek gerekiyordu. Bunun için bütün kamu kuruluşlarını özelleştirmeye açtı. Klasik liberalizmin savunucusu ekonomist Friedrich von Hayek’ten alıyordu ilhamını. Neoliberalizm savunuculuğu

ABD’de de Ronald Reagan başkanlığa seçildiğinde bu neoliberalizm bayrağını birlikte dalgalandırdılar. Tarihsel koşulların bir sonucu olarak ortaya çıkan liderlerdi; kapitalist sistemin ihtiyaçlarını karşılamak için, sistemin yarattığı siyasi uygulayıcılardı. Özelleştirmeleri, bireysel girişimciliği sermaye yararına desteklerken öte yandan emekçilerin örgütlü toplumsal gücünü ifade eden her şeye karşı saldırı açmak gerekiyordu. Başbakan olduğu 1979’da sendikalı işçi sayısı 14 milyon ile tarihinin en yüksek düzeyine ulaşmışken, hükümetten ayrıldığı 1990’da 8 milyona kadar düşmüştü.

Bir yandan ekonomik anlamda devrini tamamlamış “verimsiz” sektörler olarak gördüğü kömür madenlerini kapatır, liman işçilerine taviz vermezken aslında bir yandan da geleneksel olarak işçi sınıfının en örgütlü ve en mücadeleci kesimlerini ve onları temsil eden sendikaları ortadan kaldırmaya çalışıyordu. Yıkıma uğratamadıklarını ise küçük parçalara bölerek, aynı işyerinde çalışan işçileri bile farklı sendikalara bölerek, dayanışma grevlerini yasaklayarak örgütlü ve muhalefet potansiyeli olan güçleri parçalamaya girişti.

“TOPLUM YOK, BİREY VAR”

Madenlerin kapatılmasına karşı madenciler sendikasının 1984-85’te yaptığı grevlerin yenilgiyle sonuçlanması, özellikle Galler’de geniş halk kesimlerinin işsizliğin pençesine ve yıkıma sürüklenmesinin de başlangıcı oldu. Aynı şey demir-çelik ve liman işletmelerinde çalışanlar için de geçerli oldu. Thatcher için önemli olan işsizliği azaltmak değildi zaten.

“Toplum yok, birey var” sözü ile Thatcher sadece bireysel girişimciliği ve tüketici olarak bireyi öne çıkarmıyor, aynı zamanda sosyal devlete savaş açıyor ve devletin sorumluluğunu da vatandaşın üzerine yıkıyordu. 1990’da büyük kitlesel protesto gösterilerine ve sivil itaatsizliğe neden olan Kelle Vergisi yasasını da bu amaçla çıkarmaya çalıştı. Belediyelerin bireylere sunduğu hizmetin bedelini bireyler ödeyecekti. Ancak tepki öylesine büyük oldu ki Londra’da isyan halini aldı ve Thatcher önergeyi geri çekmek zorunda kaldı. Bu isyanın Thatcher’ın düşüşünde önemli payı olduğu söylenir.

DEMİR LEYDİ’NİN KARARLILIĞI

Thatcher’ı savunanlar onun kararlılığını överler, tavizsiz politikalarını. Ancak onun sivri oklarını yönlendirdiği kesim açısından bu “kararlılık” ekonomik, siyasal ve sosyal bir yıkıma, hatta canlarına mal olmuştur. Evet, Thatcher İrlanda’da yürütülen baskı ve zulmün kararlı savunucusu idi. İrlanda Cumhuriyet Ordusu üyesi tutukluların siyasi tutuklu olarak tanınmak için 1981’de yaptığı açlık grevinde Thatcher’ın tavizsiz ve kararlı tutumu yüzünden, aralarında cezaevinde milletvekili seçilen Bobby Sands’in de bulunduğu 10 mahkum hayatını kaybetmişti.

Thatcher gerçekten de İngiltere politikasına damgasını vurmuş ve ülke ekonomisinde neoliberalizm doğrultusunda büyük bir dönüşüm yaratmış bir politikacıdır. Ancak izlediği politikalar sistemin devamı için o dönem ihtiyaç olan politikalardı ve bugün de işe yaradığı ölçüde gerek Muhafazakar Parti, gerekse İşçi Partisi ya da Liberal Demokratlar tarafından uygulanmaya devam ediyor, edecek. Yeri gelecek, bunlar kriz dönemlerini sermaye açsından en az zararla kapatmak için belli alanlarda özel girişimi değil devlet yatırımlarını devreye sokacak. Ama hepsi de sermayenin bekası için olacak, ‘Demir Leydi’nin piyasacılığından vazgeçildiği anlamına gelmeyecek. Ta ki Kelle Vergisi isyanı gibi, ama örgütlü mücadeleler, bu ülkeyi 2. Dünya Savaşı sonrasında sosyal devlet uygulamalarına yönelmeye zorlayan iç ya da dış daha büyük ve köklü değişimler yaşanıncaya kadar.

www.evrensel.net