Münafık Higgs ve Türkiye’deki yankıları

Münafık Higgs ve Türkiye’deki yankıları

Peter Higgs, 10 Nisan 2013 tarihinde BBC çalışanı Kenneth Macdonald’a verdiği röportajda, kendi adıyla anılan Higgs parçacığına “Tanrı parçacığı” denilmesini haklı olarak eleştirdi ve durumdan memnun olmadığını belirtti. Kendisinin ateist olduğunu açıklayan Peter Higgs, “Tanrı parçacığı” lafının bir

Kerem Cankoçak*

CERN’den yapılan açıklamada Higgs bozonunun keşfinin doğrulandığı yer aldığı akşam çeşitli televizyon kanallarında ilahiyatçılar ve Adnan hocacı yaradılışçılar boy gösterdi. Bir kanalda “felsefeci” olduğunu iddia eden kişi, asılsız bir şekilde Büyük Patlama kuramının Kuran’ı ispatladığını iddia ederek, bilimin yaradılışçı yorumunu savundu. Sunucular ilahiyatçılara “din bu konuda ne düşünüyor” diye sordular. 21. Yüzyıl Türkiye’sinde Higgs bozonu gibi bir bilimsel mesele ilahiyatçılar ve yaradılışçılarla tartışıldı. Bütün bunlar 20-30 yıl önce düşünülemezdi, oysa artık kanıksadık bu saçmalıkları.

Bilim ile din arasındaki mücadelenin çok uzun bir geçmişi var. Geniş anlamıyla bilim, doğayı akıl ve deneyler yoluyla kavrama çabasıyken, dini dogmalar her zaman bilimsel bulgularla çatışmıştır. Dinde araştırma, deney, akıl yürütme olmaz. Bilmemiz gereken her şey zaten kutsal metinlerde vahiy edilmiştir. Bize düşen bu kutsal metinleri doğru yorumlamaktır. Bilimsel bilgilerin eksik ve yetersiz olduğu dönemlerde din baskın olmuştur ve doğanın kavranışını akıl yürütme yoluyla açıklamaya çalışanların sonu ya meydanlarda yakılmak ya da derisi yüzülmek olmuştur. Ancak 17. yüzyıldan itibaren karşı konulamaz kanıtlar sayesinde dinin egemenliği tarih sahnesinden yavaş yavaş silinmeye başlar. Bu yeni gelişme karşısında dincilerin tek bulabildikleri çözüm “bilimsel bulguların zaten kutsal kitaplarda yazılı olduğunu” savunmak olur. Eskiden şiddetle karşı çıktıkları bilimin bileğini bükemeyince bari elini öpelim ve durumu kurtaralım kaygısıyla yeni çağa ayak uydururlar.

Öte yandan modern bilimlerin gelişiminin geçtiğimiz yüzyıllarda toplumsal dönüşümlere yol açtığı açıktır. O kadar ki, devrim anlamına gelen “revolution” kelimesinin kökeni bile Kopernik’in gezegenlerin güneş etrafında dönüşünü (revolution) açıklamasına dayanır. Doğanın akıl yoluyla açıklanmaya çalışılması kilisenin ve aristokrasinin hakimiyetini kırmakta önemli bir etmen olmuştur. Son birkaç yüzyıllık tarihe baktığımızda, bilimin gelişimi ile demokrasinin, insan haklarının, kısaca Fransız devriminin sloganı olan “Özgürlük, Eşitlik ve Kardeşlik” sloganının hayata geçirilmesi arasındaki doğrudan ilişki çok belirgindir.

Ancak bilimsel devrimleri ıskalamış olan ve bilim kervanına sonradan yetişmeye çalışan ülkemizde bilimsel gelişmelerin etkisi dolaylı yoldan olmuştur. Bilimsel devrimler toplumsal devrimlerle birlikte Avrupa monarşilerini yıktıktan sonra, ancak 1923’de Türkiye Cumhuriyet’i kurulabilmiştir. Bu nedenle bilim kültürü hala Türkiye’de tam olarak yerleşmemiştir. Avrupa’da 500 yıldır bilim yapılıyorken, ülkemizde 80-90 yıldır bilim yapılmaktadır. Osmanlıda “bilimsel faaliyet” diyebileceğimiz bir kaç bireysel çabadan başka bir örneğe rastlanmaz. Merak eden bir toplum değil Osmanlı toplumu. Gereksinim duyduğu şeyleri fetihle almış, merak ettiği cevapları da kutsal kitaplar sağlamış bir toplum. Ancak Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana bilim yoluyla bazı soruların cevaplarını araştırmaya başlamışız.

Genel anlamıyla bilim, mantığa, gözleme dayalı, doğal ve sosyal dünyaya dair doğru bilgi sahibi olmaya yönelik yöntembilime öncelik tanıyan bir dünya görüşüdür. Bilim her şeyden önce eleştirel bir mizaca sahiptir. Bilimsel iddialar gözlem ve/veya deneylerle sürekli test edilir –testler ne kadar zorlayıcı olursa, o kadar iyidir– ve testlerde başarısız olan kuramlar gözden geçirilir veya geçersiz sayılır. Bu anlamda “bilim”  doğa bilimleriyle sınırlı olmayıp dünyanın herhangi bir yönüyle ilgili olgusal meselelere dair, doğa bilimlerinde kullanılan yöntemlere benzer akılcı deneysel yöntemler kullanılarak, doğru bilgi sahibi olmaya yönelik araştırmaları da kapsar.  Örneğin bir musluk tamircisi de bu geniş anlamıyla “bilimsel yöntem” kullanır. Musluğu tamir ederken, suyun doğa kanunları gereği aşağı aktığını varsayar. Bir takım cinler ve perilerin işe karışmasıyla suyun yukarı doğru akacağını varsaymaz. Musluğu tamir ederken doğaüstü varlıklara güvenen bir musluk tamircisi işsiz kalır. Bu nedenle, bilimsel kültürü hazmetmiş toplumlar diğer toplumlardan çok daha hızlı ilerler, gelişir.

Bilim karşıtı bu tavır bazı politikacıların da işine gelir. Çünkü cahil ve bilgisiz insanları yönetmek daha kolaydır. Onlar her söylediklerine inanırlar, araştırmazlar, sorgulamazlar ve en önemlisi tevekkül ederler, işlerini öte dünyaya havale ederler. Son yıllarda ülkemizde meydana gelen yolsuzlukları, sınav skandallarını, Silivri davalarını düşündüğümüzde, bunlardan bir tanesinin bile gelişmiş bir ülkede yaşanması durumunda hükümetin devrileceğinden emin olabiliriz. Çünkü gelişmiş ülkenin vatandaşları küçük yaşlardan beri bilimsel eğitim almışlardır, sorgulamayı, akıllarını kullanmayı öğrenmişlerdir. Oysa ülkemizde bilim düşmanlığı neredeyse resmi ideoloji haline gelmekte. Bu ideolojiden etkilenen ya da iktidarla ters düşmekten çekinen televizyon kanallarının Higgs parçacığıyla ilgili programa ilahiyatçı çağırmaları durumun ne kadar tehlikeli boyutlara vardığını göstermekte. Temel bilimlerde gelişme sağlayamayan ülkelerin çağdaş dünyayı yakalamayacağı, hem teknolojik olarak hem de toplumsal olarak geri kalacağı, demokrasi kültürünü yerleştiremeyeceği açıktır.

* Doç. Dr., İTÜ Fizik Bölümü

www.evrensel.net