Önce elleri yaşlanır insanın

Önce elleri yaşlanır insanın

  • Herkesin yaşlılığı kendine; benzemez kimsenin ki bir diğerine, derim hep. Hayatın bu dönemine gelenlerden kimi teslim olur, kimi görmezden gelir, kimi ihtiyatlı yaklaşır. Ağaran baş, ağlayan göz gizlenebilir mi? Şimdiki an bile her dakika geçmişe dönüşürken yaşlandığını kabullenmeyen insanlara mesafeli yaklaşırım hep.YAŞLILIĞI

    Şadiye Dönümcü*

    YAŞLILIĞI SÜKUNETLE KARŞILAYACAKSIN

    Gençliğinin yaşlılık, yaşlılığının gençlik dönemindeki Gülesin Abla “Çok önemli bir sağlık sorunun yok ise, inan olsun, insanın en güzel yaşları bu yaşlar. Elbette kıymetini bilirsen” deyip ardından eklemişti:
    “Yalnızlığın, başına buyrukluğun tadını çıkartacaksın. Ufak tefek rahatsızlıklara aldırmayacaksın. Mecburiyetlerin azalıp, özgürlük alanın genişliyor. Sadece kendinden sorumlusun. Aylığını keyfince harca, istersen yemek pişir, sokaklarda gez, arkadaşlarınla dışarılarda buluş, turlara katıl, kurslara git. Bütün zamanlar senin. Kimseye hesap vermiyor, sadece oğluma ve gelinime bilgi veriyorum. Yıpranarak elde ettiğim şeylerin tadını çıkartıyorum. Kendime döndüm ya. Canımı yormuyor, başkalarını değiştirmeye uğraşmıyorum. Herkes istediğini yapsın; bana ne! Beni mutsuz eden insanlarla görüşmüyorum. Hoşgörü sınırım genişledi. Ertelenmiş ke(ş-y)iflerin tadı da başka. Hayal kuramaz oldum. Akşamın alacakaranlığını sevmiyorum. Bazı arkadaşlarım 'yaşlanıyorum' paniğinde. Hayat gibi ölümü de fazla ciddiye almayıp, her şeyi sükûnetle karşılamak gerek.”

    ELLERİMİ DE, GENÇLİĞİMİ DE GERİ İSTİYORUM

    Münire Abla yaşlılık dönemini ağırbaşlı karşılayanlardan değil; panikte.
    “Çevremdeki insanlar büyüdü, çevremdeki binalar yıkılıp yenilendi. Evimdeki eşyalar yaşlandı. Yakınlarımı kaybettim. Kızım anne oldu; ben de a'nane. Aile büyüklerimden kimse kalmadı. Biraz kilom var ama akranlarıma göre çok iyi durumdayım. Kozmetikler sayesinde yüzümde kırışıklığım çok az. Ama şu ellerimdeki kahverengi lekeler kahrediyor beni. Yaşlılık lekesi işte… Kullanmadığım krem kalmadı; azalacağına artıyor. Kimyasal bir işlemle siliniyormuş o lekeler. Para durumumu toparlayayım; yaptırcam vallahi. ‘Önce eller yaşlanır’  diyenler haklıymış. Ben o güzel ellerimi geri istiyorum; galiba gençliğimi de.”

    YARIN NE OLACAK?

    Hayatın taşkalası içinde çok yorulan Ali Bey’i ürkütüyor gelecek.
    “Eşim kalp hastası, ben ise tansiyon. Yarın kime ne olur bilemeyiz. Ama çok kaygılıyım: kim bakacak bana, bize. Kalça kemiğim kırılırsa, Alzheimer olursam, felç geçirirsem. Çocukların kendi hayat gaileleri var.  Eşim gider, ben kalırsam halim daha da yaman. Önce ben öleyim diyorum; çevremdeki dul erkek arkadaşlarımın halini görünce. Ürküyorum; elimde değil.  Dünyanın her yerinde bakım sigortası var. Bizde olamadı bir türlü. Prim ödemeye razıyım; yeter ki bir güvencem olsun.”

    İLLAKİ YALNIZLIK

    “Para her dem lazım ama en çok yaşlılıkta lazım” diyen Ayşe yeni emekli oldu. Hastalıkta sağlıkta lazım olur deyip emekli ikramiyesinin bir kısmını bankaya attı.
    “Şimdi yalnızız; gelecekte ise yapayalnız kalacağız. Ben elden ayaktan düşmeden ölmek istiyorum. Birilerine bağımlı olmak feci bir şey. Acizlik işte. Aldığımız üç kuruş emekli aylığıyla hem geçincem, hem bakıcıya para vercem. Çok zor ya…”

    YAŞLI İNSANLAR SÖMÜRÜLÜYOR ASLINDA

    Pelin arkadaşımın kızı; 27 yaşında. “Ne annemin ne de akranlarının yaşlanma korkusunu anlayamıyorum” deyip ardından ekliyor:
    “Histeriye dönüştü bu korku. Genç ve güzel kalmak mümkün değil. İstediğin kadar bak kendine; saçının beyazlamasını, yüzünün kırışmasını önleyemez, belki biraz yavaşlatabilirsin. Genç giyindiğinde genç kız gibi olmuyorsun; genç giyimli yaşlı kadın oluyorsun. Toplum 'yaşlanma tukaka, gençlik şahane' deyince, şakülü kaydı özellikle yaşlanmakta olanların. Eeeee, tüketim ekonomisi görev başında malum. Annem akranındakiler hem reklamların hem toplumsal baskının etkisiyle koşuyor kozmetikçilere, eczanelere, aktarlara. Kremler, vitaminler, bitkisel formüller. Yaşlanan insanların yastık altındaki paralarını piyasaya çıkartmak lazım. Yaşlanıyorsunuz diye neden bu denli mutsuzsunuz, al'lasen. Gençlik derdine el'aleme para yedireceğinize gezin tozun; gözünüz gönlünüz açılsın.”

    CAN BEDENDEYKEN…

    Nihal’in eşi Uğur hayatı ‘ti’ye alan bir adam. Ne zaman ‘ayyy, yaşlandık’ muhabbeti başlasa hemen ayağa kalkar ve okur Hayyam’ın dizelerini.
    “Dünyada ne var kendine dert eyleyecek,
    Bir gün gelecek ki can bedenden gidecek.
    Zümrüt çayır üstünde sefa sür iki gün,
    Zira senin üstünde de otlar bitecek.”

    HER FIRSATTA ŞARKI SÖYLEMEK GEREK

    “Herkesin yaşlılığı kendine; benzemez kimsenin ki bir diğerine” derim her fırsatta.
    Ve bulduğum her fırsatta tekrarlarım:
    “Yaşlı ve yaşlanmakta olan insanlara olanaklar sunulmalı; refah düzeyleri arttırılmalı; yaşam kaliteleri yükseltilmeli; üretken kılınmalı; çok yönlü toplumsal katılımları sağlanmalı; yoksu(l-n)lukları giderilmeli; sağlıkları korunup geliştirilmeli; aktif yaşlanmalarının yolu açılmalı ki: yaşadığı topluma ekonomik maliyeti düşük olsun.”
    Ve gerektikçe içimden söylerim o güzelim şarkıyı avaz avaz:
    “Aldırma deli gönlüm,
    Giden gitsin,
    Sen şarkılar söyle; boş ver”

    * Sosyal hizmet uzmanı

    www.evrensel.net