Kürtlerin yanında olmadan anti emperyalist olunamaz

Kürtlerin yanında olmadan anti emperyalist olunamaz

Emek Partisi Gaziantep İl Örgütü’nün düzenlediği “Savaş ve Barış Sarkacında Türkiye, Suriye ve Ortadoğu” başlıklı panelde, Ortadoğu’daki gelişmeler, Suriye’de süren savaş ve Kürt sorununda “çözüm süreci” tartışıldı.Siyasi partiler ve sendika temsilcilerinin de katıldı

İnanç Yıldız

Siyasi partiler ve sendika temsilcilerinin de katıldığı  paneli 200 kişi izledi. Prof. Dr. Arif Nacaroğlu moderatörlüğünde  gerçekleştirilen panele araştırmacı-yazar Faik Bulut, Radikal gazetesi yazarı Fehim Taştekin ve Emek Partisi MYK Üyesi Mehmet Türkmen konuşmacı olarak katıldı.

Ortadoğu’da yaşanan halk ayaklanmalarının gerici diktatörlüklere karşı özgürlük ve demokrasi mücadelesi olarak ortaya çıktığına dikkat çeken Faik Bulut, emperyalistlerin ve Müslüman Kardeşler gibi gerici odakların müdahalelerine rağmen sürecin ilerleyeceğini vurguladı.  

Suriye’de kirli bir iç savaşın kışkırtıldığını ve dış destekli muhalefetin Suriye halkından destek görmediğini belirten Radikal gazetesi yazarı Fehim Taştekin ise, gelinen süreçte halkın muhalifleri de Esad’ı da gerçek anlamda desteklemediğini söyledi.

Emek Partisi(EMEP) MYK Üyesi Mehmet Türkmen de demokrasi ve özgürlükler mücadelesinin ilerlemesi için barış sürecinde herkesin Kürtlere destek olması gerektiğine dikkat çekti.

TÜRKİYE’NİN DIŞ POLİTİKASI ÇÖKMÜŞTÜR

Arap coğrafyasında dipten gelen bir dalga olduğuna ve bütün gerici ve emperyalist güçlerin oyunlarına rağmen halk yığınlarının mücadelesinin görmezden gelinemeyeceğine değinen Faik Bulut, “Bazı çevreler olan biten her şeyi dış mihraklara bağladı. Mısır’da 25 milyon insan ayağa kalktı. Bunların hepsi ‘Soros çocuğu’ olamaz. Bu yaşananlar bir halk isyandır. Bu emperyalistlerin beklediği bir şey değildi. Bu ciddi dinamizmi gören Amerika ve batılı egemen güçler kendilerine yarayacak şekilde müdahale ettiler. Ancak hem emperyalistlerin hem de Müslüman Kardeşler gibi gerici odakların çabasına rağmen bu birmiş bir süreç değildir” diye konuştu.

Suriye meselesinin halk ile rejim arasındaki bir savaş olmaktan çıktığını ifade eden Bulut, “herkesin herkesle savaştığı bir yer haline gelen Suriye’de Türkiye’nin TSK güçleriyle Şam’a yürümek dışında her şeyi yaparak savaşın bir tarafı haline geldiğini” söyledi. Hem Esad’ın beklendiği gibi kolayca devrilmemesi hem de Suriye Kürdistanı’nda(Rojava) Kürtlerin elde ettiği başarı ve kendi yönetimlerini kurma yolunda ilerlemesinin Türkiye’nin dış politikasını tamamen boşa çıkardığına dikkat çeken Bulut, “Türkiye’de Öcalan’la başlayan görüşmeler ve 'çözüm süreci'nin gündeme gelmesinde bu gelişmelerin de rolü olmuştur” şeklinde konuştu.

SURİYE BIÇAK SIRTINDA

Suriye’nin, Ortadoğu’daki dengeler bakımından kendi kaderine bırakılmayacak kadar önemli bir ülke olduğunu anlatan Radikal gazetesi yazarı Fehim Taştekin de, bu yüzden dış müdahalelerin bu kadar yoğun olduğuna vurgu yaptı.

Muhaliflerin kendi aralarında bir birlikteliğinin olmadığını, çok parçalı ve yer yer kendi aralarında da çatışmaya girdiklerini söyleyen Taştekin, “Kim kimle savaşıyor belli değil. Başlarda Esad rejimine karşı olan, rejim karşıtı gösterilere katılan halk, çoğunlukla başka ülkelerden gelen ve dış güçlerin desteklediği silahlı grupların ortamı terörize etmesi ve iç savaşa dönüşmesiyle evlerine çekildi.”

Suriye’de olayların ilk çıktığı dönemlerde yapılan anketlerde Esad’ın yüzde 60 dolaylarında desteğe sahip olduğu bilgisini veren Taştekin, “Gelinen noktada halk her iki tarafın da suçlu olduğunu düşünüyor ve gitmesini istiyor. Böyle bir bıçak sırtı durumu var” diye konuştu. Arap baharının Ortadoğu’da bir hesaplaşma dönemini açtığını söyleyen Taştekin, “kimi ülkelerde Müslüman kardeşlerin iktidara gelmesi kaçınılmazdı. Ama mücadele sona ermiş değil. Eğer yanlış yapılırsa onları da gönderecek bir uyanış var halkta” dedi.

Kürt sorununda Öcalan’la görüşmelerin ve “Çözüm süreci”nin gündeme gelmesinde, bölgedeki gelişmelerin ve Türkiye’nin dış politikadaki sıkışmışlığının yanı sıra asıl olarak Kürt halkının 30 yıldır verdiği mücadelenin rolü olduğunu ifade eden EMEP MYK Üyesi Mehmet Türkmen ise, “Kürtler artık savaşla yenilemeyeceklerini kanıtlamışlardır ve devlet de AKP Hükümeti de savaş yöntemleri ve baskıyla tasfiye etmek için denediği her yoldan sonra Kürtlerle barışmak dışında bir seçenek kalmadığını anlamıştır” diye konuştu.

AKP hükümetinin hâlâ, sürecin ilerlemesi, barışın ve gerçek bir çözümün sağlanması için hiçbir somut adım atmadığına değinen Türkmen şunları söyledi:

“Kürtlerin hak eşitliği ve barış mücadelesi sadece Kürtlerin sorunu değil. Bu sorunun çözümü için mücadele aynı zamanda Türkiye’nin demokratikleşmesi mücadelesidir. O yüzden bu süreci AKP’nin insafına bırakmamak, Kürtlerin haklı taleplerinin AKP tarafından başka hesaplara ve pazarlıklara kurban edilmesine izin vermemek için sorumluluk Türkiye’nin demokrasi ve emek güçlerine düşmektedir. Çözümün tartışıldığı o masada Kürtlerin yanında saf tutulmalıdır.”

Bu süreci ABD ve AKP’nin bölgeye dair kirli hesaplarından ve oyunlarından ibaret gören kimi ulusalcı ve sol çevrelerin yaklaşımını da eleştiren Türkmen, “30 yıldır mücadele eden, Diyarbakır Newroz’unda milyonlar olarak meydana yansıyan halkın örgütlü gücünü ve iradesini yok saymak körlüktür” diye konuştu.

‘AKP KÜRTLERİN ÖRGÜTLÜ MÜCADELESİNDEN KORKUYOR’

Bazı çevrelerin Kürt meselesi gündeme gelince antiemperyalist kesildiğine dikkat çeken Türkmen, “Türkiye’de Kürt halkının yaşadığı acıya ve zulme karşı, onun haklı taleplerini destekleme konusunda bir fikre kazanamadığınız emekçilerle demokrasi mücadelesi veremezsiniz. Emekçilerin milliyetçiliğin, şovenizmin etkisi altında olduğu bir ülkede siz işçi sınıfı hareketini ilerletemezsiniz, anti-emperyalizmden bahsedemezsiniz” dedi.

Öcalan’ın dile getirdiği taleplerin ve kimi ifadelerinin yeterli olup olmadığı yönündeki bir soruya karşık ise Türkmen şunları söyledi: “Aslında mesele Kürtlerin talepleri değil yalnızca. AKP asıl olarak Kürt halkının örgütlü mücadelesinden korkuyor. AKP daha önceki 'açılım' dönemlerinde verdiği tavizleri Kürt hareketinin çözülmesi için verdi. Ancak böyle olmadı. Diyarbakır’da 2 milyona yakın insanın iradesi bir kez daha Kürtlerin örgütlü gücünü herkese gösterdi. O yüzden ‘AKP’ye nasıl güvenilir’ demek yerine örgütlü halk gücünü görmek ve Kürt halkı bakımından asıl büyük kazanımın ve güvencenin bu örgütlü halk iradesi olduğunu bilmek gerekir.” (Antep/EVRENSEL)

www.evrensel.net