Hekim emeği tartışmaları*

Hekim emeği tartışmaları*

  • Bu ara hekim emeği üzerine tartışmalar yapıyoruz. Daha doğrusu, emek kategorileri içinde hekim emeğinin yerini konuşmaya çalışıyoruz. Çok bilindiğini varsaydığımız bu konuda nasıl da zorlanıyoruz, şaşmamak elde değil.Bir kere, hekim emeği tartışmasını salt hekimlerin yapması oldukça sıkıntılı. Öznellikten kurtulmak ç

    Ata Soyer

    Bir kere, hekim emeği tartışmasını salt hekimlerin yapması oldukça sıkıntılı. Öznellikten kurtulmak çok zor. Aslında ciddi bir sosyal bilim desteğine ihtiyaç var. Tartışmanın birçok boyutu var, bu farklı boyutlardan yaklaşımlar bize istenilene yakın bir çerçeve sunabilir. Bir yerinden başlayalım.

    Hekimliği tartışmanın bir yanı, sağlık ve hastalığa nasıl yaklaştığımızla bağlantılı. Hastalık ve sağlık, bir yanı ile biyolojik bir süreç, yani maddi bir zemini var. Ama diğer yandan, toplumdaki egemen ideoloji tarafından da kabul edilen belli bir düşünce ve varsayım kümesine göre algılanır ve yorumlanır. Yani, bugün geçerli olan bireysel-biyolojik ve mekanik hastalık ve sağlık kavrayışı, salt teknik bir yorum değil, egemen ideolojinin oluşturduğu çerçeve ile ilişkilidir.

    Tıbbi uygulama ise hem teknik hem de toplumsal iş bölümünü içeren toplumsal pratiğin bir parçasıdır. Tıptaki teknik iş bölümünü, toplumsal iş bölümü belirler. Ve bu iş bölümü, yani hangi mesleğin hangi işleri yapacağı, toplumdaki sınıf, cinsiyet, ırk vb. güç/iktidar ilişkileri tarafından belirlenir.

    Bugünün tıp yaklaşımı, kapitalist tıp yaklaşımıdır. Bu yaklaşım, ne zaman ve nasıl ortaya çıkmıştır? Kapitalist merkantilist sistemden, endüstriyel kapitalizme geçerken, toplumun yeniden inşa edilmesi sırasında ortaya çıkmıştır, bugünkü kapitalist tıp yaklaşımı. Burjuvazinin aristokrasiyi devirdiği süreçte iki tıp yaklaşımı belirmişti. Birincisi, bilimciler “Flexnerici Tıp” diyorlar; hastalığı, belli bir mikroorganizma ya da benzeri bir etkenin neden olduğu biyolojik ve kişisel bir olgu olarak değerlendirir. Bu bağlamda klinik tıp, tıbbın biyolojik-kişisel olguyu araştıran bir dalı olarak görülür. Sosyal tıp ya da halk sağlığı ise kişisel olguların toplamı olarak hastalığın dağılımını inceleyen bir tıp dalı olarak değerlendirilir. Aslında bu yaklaşımın özü şudur; insan vücudu bir makinedir, bir dış etken veya etkenlerin neden olduğu başkalaşma ya da değişim de hastalık olarak tarif edilir. Bu yaklaşım, 19. yüzyıl Almanya’sında büyük sosyal patlamalar sırasında kurumsallaşmıştır. İkinci yaklaşıma “Virchowcu Tıp” diyor bilimciler; aslında “Engelsci Tıp” da desek yanlış olmaz sanırım. Bu yaklaşım, hastalığı, toplumdaki mevcut güç ilişkilerinin baskıcı doğasının bir sonucu olarak görür ve söz konusu güç ilişkilerini değiştirmek için sosyopolitik ve ekonomik müdahalelerin gerekliliğini savunur. Aristokrasiyi deviren burjuvazinin devrimci unsurları ile işçi sınıfının geliştirdiği bu tıp yorumu, kapitalist toplumun yeniden inşası sürecinde, “Flexnerci Tıp” anlayışına karşı kaybetti. Bugünkü egemen “mekanik-biyolojik-bireysel tıp” anlayışına sahneyi bırakmış oldu.

    Sağlık, “vücudun ve aklın normal durumu, yani bütün kısımlarının normal işlemesi”; hastalık da, “bir dizi karakteristik semptomu içeren vücudun tümünü ya da herhangi bir parçasını etkileyebilir ve nedeni, patolojisi ve prognozu bilinebilir veya bilinmeyebilir belirgin bir marazi süreç” şeklinde tanımlanırsa, bu kavrayış, tıbbi bilgi ve etkinlikte, vücut makinesinin belli bölümlerini baz olarak ortaya çıkan iş bölümünü (kardiyoloji, nöroloji vb. uzmanlaşmayı) açıklamaktadır. Tıbbın bu mekanik versiyonu, Harvey’in kan dolaşımı sistemini bulması, Leeuwenhoek’un mikroskobu icadı gibi geçmişte üretilen bilgilerin üzerine inşa edilmiştir. Bu mekanik tıp anlayışı, tıbbı bilimsel gelişmelerin doğrusal bir sonucu gibi görmekte ve hekim ve sağlık çalışanlarının da bu sürecin şekillendiricileri olduğunu belirtmektedir.

    Yirminci yüzyılın başında, Flexner Raporu’nun önerileri uygulamaya konulmuş, tıbbın -bu önerilerdeki- mekanik yorumu, Amerikan burjuvazisince desteklenmiş ve yeniden üretilmiştir. Tıp profesyonelleri, özelde de hekimler, tıpkı diğer alanlardaki uzmanlar gibi kapitalist sınıfın egemenliği altındaki toplumsal düzenin rasyonelleştirilmesini gerçekleştirmede görev almışlardır. Tıpkı diğer mesleklerde olduğu gibi tıp alanında da uzmanlar, toplumsal huzursuzluğu engelleme, aşağıdan gelecek ayaklanma korkuları ile işçi sınıfından duyulan rahatsızlık arasında bir ilişki olduğunun gösterilmesine katkıda bulunmuşlardır. Dolayısıyla uzmanların özelde tıp uzmanları ve hekimlerin gücü, tıbbi kurumların, pratiklerin ve bilginin üretimini şekillendiren sınıf, ırk, cinsiyet, vb. diğer güç ilişkileri ile iç içe geçerek oluşmuştur. İşçi sınıfı ve ezilenlerin bu sürece etkileri olmakla birlikte, egemen olan burjuvazinin egemenliği ve onun ideolojisinin egemenliği, tıpkı tüm diğer alanlarda olduğu gibi tıp alanında sınıfsal gücü ve mesleki gücün oluşumunu belirlemiştir.

    *Bu makale, Ata Soyer’in Evrensel Gazetesinde yayınlanan NABIZ isimli köşesinde 19 Ocak 2009’da yayınlanmıştır.

    www.evrensel.net