Yasmina Khadra’ya mektup

Yasmina Khadra’ya mektup

Sayın Yasemin Khadra ya da Muhammed Mulessehul,Bir kadın adı arkasına saklanmak (bu kadın eşiniz de olsa) hem Cezayirliler hem Afganlar için zor olsa gerek. Gerçi bu iki ülkenin din ortaklığından başka bir ortaklığı yok gibi görünüyor. Ama bir yazarın ad ve cinsiyet değişimi anlatımını nasıl etkiler bilemiyorum. Cezayir’in yaşadı

Sennur Sezer

Bir kadın adı arkasına saklanmak (bu kadın eşiniz de olsa) hem Cezayirliler hem Afganlar için zor olsa gerek. Gerçi bu iki ülkenin din ortaklığından başka bir ortaklığı yok gibi görünüyor. Ama bir yazarın ad ve cinsiyet değişimi anlatımını nasıl etkiler bilemiyorum. Cezayir’in yaşadığı aşamaların bu ülkeyi nasıl bir kökten dinciliğe sürüklediğini biliyorum. Belki de İslam ülkelerinde köktendinciliğin en çok kadınlara zarar vermesi sizi savaşımınızda haklı kıldığı seçtiniz bu adı: Yeşil Yasemin
Bu durum önce sofuluk, sonra tutuculuk Cezayir ile Afganistan’ın ortak yanı. Ama denizle sınırlanan Cezayir’le denize değmeyen Afganistan’ın başka ortak noktası yok. Kâbil’in Kırlangıçları bu yüzden beni şaşırttı. Çünkü kitabınızı yazarın milliyeti, cinsiyeti, doğduğu şehir vb. bilgileri göz atmadan okumaya başlamıştım, ve sizi bir Afgan olarak düşünmüştüm.          
Bir masal ülkesi olan Afganistan’ın şarkısız, kahkahasız kalması çok acı. Bir an kendi ülkemin böyle yasakları yaşadığını düşündüm. Yakıştıramadım elbet. Ama bizim halkımızın tavrına en uyacak giyim, savaşmayı kutsal gören gazilerin sohbetleriydi. Şehitlerin geceleri savaş alanında misler gibi kokacağı/koktuğu anlatıları.
Kadınların hep birbirlerine benzeyerek süzülüp gittikleri sokakları anlatırken onları kırlangıçlara benzettiğinizde duraksadım. Bu benzetiş sizin kadın olmayacağınızı düşündürdü ilk kez. Bir kadın gözü kırlangıçların birbirine benzemezliğini bilir. Sonra sevdiği adamın yeniden yaşama sevincini kazanmasıyla mutlu olan bir kadın. Kocasını mutlu eden kadını ölümden kurtarmak için ölüme razı olan bir kadın. (Bence bu anlatımda bir erkek bencilliği yok mu? Âşık olduğu kadının sınıfsal ve kültürel farkını düşünemeyecek kadar âşık bir adam  uygun. Kendini elindeki güçle, gardiyanın gücüyle, bir hanımefendiyle eşitlemesine diyeceğim yok.)
Sayın Yasmina Khadra,
Kâbil’in Kırlangıçları, kitabın sonuna doğru hızlanıyor. Atik’in tutkusunun hızı bu: “Etrafındaki insan topluluğu eriyip gidiyor. Çok geçmeden yanında kala kala, kaba saba insanlardan oluşan küçük bir grup kalıyor, birkaç dakika sonra Atik, çadorların titreyişini peşi sıra sürükleyerek kendinden geçiyor. Tekrar kendine geldiğinde alanda kimsenin kalmadığını görüyor. Toz yüklü hava stadyumun ardına kadar açık kapısının dışında bir sessizlik hüküm sürüyor; acıklı, bir uçurum kadar derin bir sessizlik bu. Issız sıralar dönmeye başlıyor, hepsi boş, boş, boş. (....) kalbi ağzından fırlayacakmış gibi, çimenliğin ortasına, tam da bir kan birikintisinin pıhtılaştığı yere geri dönüyor; başı ellerinin arasında, tribünleri teker teker inatla inceliyor. Aniden, sessizliğin büyüklüğünü kavrıyor (....) Vurulmuş hayvanlara özgü çığlığı, bir devin yere serilmesi kadar korkunç bir biçimde, stadyuma yayılıyor: Züneyra!”
Bu Atik’in olağanüstü güzel bulduğu bir kadına duyduğu tutkunun çığlığı mıdır, ölmeden bir şarkı dinlemek isteyen  ve yaşamayı seven ihtiyarın çığlığı mı? Hangisi olursa olsun beni köktencilik konusunda uyarıyor.

www.evrensel.net