AB’ye Kıbrıs dersleri

AB’ye Kıbrıs dersleri

Almanya’nın küçük eyaletlerinden Saarland’dan daha az nüfusu olan Kıbrıs’taki bütçe açığı dolayısıyla ortaya çıkan iflas durumu, hafta içinde Avrupa’yı hop oturttu hop kaldırdı.Borsalar ve bankalar Lefkoşa’dan gelecek haberlere kilitlendi. Meclisteki oylama öncesinde halkın bankalara h&uum

Yücel Özdemir

Borsalar ve bankalar Lefkoşa’dan gelecek haberlere kilitlendi. Meclisteki oylama öncesinde halkın bankalara hücum etmesi üzerine bankalar kapatıldı. Vatandaşlar normal günlük ihtiyaçlarını karşılamak için bile kendi paralarını bankalardan çekemediler. Bankalar, halkın tasarruflarını çekeceği, böylece büyük bir krizin patlak vereceği gerekçesiyle bir hafta açılmadı.
Bu tablo aslında AB’nin ekonomik ve siyasi politikalarına yön veren Almanya, Fransa gibi büyük ülkelerin halkı ne duruma getirdiği ve getireceğini yeterince ortaya koyuyor olsa gerek.
2004’te AB’ye üye olan Kıbrıs’ın içine düşürüldüğü durum, bir taraftan AB’nin ne kadar pervasız olduğunu gösterirken diğer taraftan “çözüm” adına dayatılan planların ne kadar yanlış olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.
İki yılı aşkın bir süredir Avro Bölgesi üyesi ülkelerde görülen “aşırı bütçe açığı ve iflas süreci” Kıbrıs’ta yeni bir niteliğe bürünmüş görünüyor.

AB’NİN ELİ VATANDAŞIN CÜZDANINDA

Bugüne kadar aşırı bütçe açığı içerisinde olan ülkelerin emekçilerine acı reçeteler dayatan, maaşları düşüren, emeklilik halkını tırpanlayan, kamu mallarını kelepir fiyata özelleştiren AB’nin egemen ülkeleri ve IMF, Kıbrıs’ta bunlarla kalmamış aynı zamanda halkın var tasarruflarının birikimlerinin bir bölümünü de kamulaştırmayı dayatmıştır.
AB Maliye Bakanları tarafından alınan mevduat hesaplarından vergi alınması yönündeki karar, açıkçası var olan nakit paranın bir bölümünün “vergi” adı altında önce kamulaştırılması sonra da alacaklı ülkelerin bankalarına verilmesinden başka bir anlama gelmiyor.
Plana göre yerli yabancı ayrımı gözetilmeden 100 bin avrodan fazla paranın olduğu hesaplardan yüzde 9.9, 100 bin ila 20 bin avro arasında paranın olduğu mevduat hesaplarından ise yüzde 6.75 vergi alınması istenmişti. Böylece, Kıbrıs hükümeti, borçlarını ödeyebilmek için 6 milyar avroya yakın gelir elde edecekti. Bu altı milyar aynı zamanda Alman bankalarının Kıbrıs’tan alacağı miktara denk geliyor.
Ama, AB Maliye Bakanlarının hazırladığı bu plan Kıbrıs’ta uygulanamadı. Halkın tepkisi üzerine, hükümet partileri bile bu planın arkasında durmadı. Mecliste yapılan oylamada bir tek bir milletvekili planın lehine oy kullanmadı.
Dolayısıyla Brüksel’deki hesap Lefkoşa’dan döndü. Bunun üzerine başta Almanya Başbakanı Angela Merkel olmak üzere, AB’nin etkili yöneticileri ve liderleri küplere bindi. Olaylar karşısında sakinliği ve soğukkanlılığıyla tanınan Almanya Başbakanı Angela Merkel’in sinirleri bu kez olmadık kadar bozuldu.
Kırbıs’ın, Avrupa Merkez Bankası, AB ve IMF tarafından hazırlanan planları kabul etmemesine “Kabul edilebilecek bir durum değil” şeklinde tepki gösteren Merkel, bir de Kıbrıs’ı açıktan tehdit etti. Alman basınında yer alan haberlere göre Merkel’i en çok sinirlendiren durum ise, tasarruf mevduatlarından vergi alınmasında dair A planının meclis tarafından reddedilmesinden sonra, Kıbrıs Hükümetinin planı dayatan taraflarla ilişkiye geçmemesi olmuş.

A PLANI OLMADI B PLANI VERELİM

A planı olarak 20 binden fazla tasarruf mevduatlarına vergi getirilmesinin reddedilmesi üzerine, AB yetkilileri tarafından bu kez B planı devreye konuldu. 6 milyar avroluk gelirin sağlanmasının hedeflendiği bu plana göre 100 bin avrodan fazla olan tasarruf mevduatlarına yüzde 16 vergi getirilmesi öngörülüyor. 22 Mart günü, Kıbrıs Parlamentosunda temsil edilen partilerin bu plan konusunda uzlaşmaya vardığı ileri sürüldü. Ancak, bu uzlaşmanın olması durumunda bile Kıbrıs ekonomisinin kısa sürede düze çıkması, bütçe açığını kapatması beklenmiyor. Çünkü, Kıbrıs’ın ekonomisi her şeyden önce kriz içinde olan Yunanistan’a çok bağımlı. Bu nedenle Yunanistan düze çıkmadan Kıbrıs’ın düze çıkmasına pek ihtimal verilmiyor. Kıbrıs’ın en çok ithalat yaptığı ülkelerin başında yaklaşık 1 milyar avro ile Yunanistan geliyor. Onu İtalya, İngiltere ve Almanya takip ediyor. Kıbrıs’ın ihracat yaptığı ülkelerin başında ise İngiltere geliyor. Ardından Yunanistan ve Almanya geliyor. Ekonomisi daha çok sebze ve meyvecilik, turizm üzerine kurulu Kıbrıs, aynı zamanda istikrarsız ülkelerin zenginlerinin parasını kaçırdığı bir ülke haline getirilmiş. Özellikle Lübnan savaşından etkilenenler paralarını bu ülkeye havale ediyor. Bu yüzden de 1980’den bu yana Kıbrıs’ta adeta bir banka patlaması yaşanıyor. Son yıllarda Rus zenginleri de paralarını bu ülkeye yönlendiriyorlar. Ancak, Kıbrıs’ın içine düştüğü bütçe açığının nedeni yabancı paralar değildir. Tersine bu sıcak para, çoktan olması gereken krizi ertelemiştir. Kıbrıs’ın en önemli endüstri dalları çimento üretimi, gemi onarımı, tekstil ve kimyasal madde üretimidir.

ALMANYA’YA TEPKİ YÜKSELİYOR

Kriz içindeki diğer ülkelerde olduğu gibi Kıbrıs’ta da en çok tepkiyi üzerine çeken ülke Almanya oldu. Mevduatlara vergi konulmasına karşı düzenlenen gösterilerde hedef Merkel’di. Yine, aynı günlerde Alman askerlerinin kaldığı kampa bir saldırı düzenlendi.
Nihayetinde, bugün AB tarafından kriz içindeki ülkelere dayatılan planların arkasındaki en önemli aktör Almanya. Bunun farkında olan Kıbrıslılar da bankaların, parlamentonun önünde yaptıkları gösterilerde Almanya’yı hedefe koydular. Bugün AB’ye karşı çıkmanın Almanya’ya karşı çıkmak olduğu görüşü krizin olduğu ülkelerdeki genel bir algı haline gelmiş görünüyor.
Dolayısıyla Kıbrıs’ta ortaya çıkan sonuç, aynı zamanda Almanya’nın yenilgisidir. Ancak bundan sonuç çıkarma yerine, “Nasıl oluyor da, AB ekonomisi içindeki yeri yüzde bir bile olmayan bir ülke dayatılan planı reddeder” diye aba altında sopa göstermeye başladılar.
Ardından, hem politikacılar hem de basın tarafından Kıbrıs’ın AB’den ve avrodan çıkması ya da çıkarılması durumunda neler olabileceği üzerinden senaryolar dillendirmeye başlandı ve sonuçta değişen bir şeyin olmayacağına karar verildi.
Kıbrıs krizinin diğer ülkelerden en önemli farkının ise ortada somut olarak bir “Rusya faktörünün” olduğu görüldü. Rusya’nın daha önce verdiği krediye ek olarak yeni bir krediyi, enerji kaynaklarını kullanma hakkı karşılığında vermeyi tercih etmesi, aynı zamanda AB’nin ekonomisinin kendisinden bağımsız olmadığının mesajını vermiş oldu. Ancak, yapılan pazarlıklardan bir sonuç alınamadı. “Rusya faktörü”nün dahil olduğu bir “avro krizi”nden daha fazla çıkmak şimdi daha zor olacak.


BU ÖZRÜN KABAHATİ BÜYÜK OLUR

İSRAİL ve Türkiye başbakanlarının birkaç saat arayla yayımladıkları mesajlarda kullandıkları ifadeler, İsrail hükümetinin Mavi Marmara olayından yaklaşık üç sene sonra neden özür dilediğinin arka planını ortaya koyuyor.
ABD Başkanı Barack Obama’nın İsrail ziyaretinin son gününde gelen özür açıklaması, her iki ülkenin, her geçen gün krizlerin derinleştiği Ortadoğu bölgesinde pozisyonlarını güçlendirmelerine yol açacak bir gelişme olarak görülüyor.
İsrail açısından bakıldığında, Mavi Marmara olayı nedeniyle bölgedeki en önemli müttefiki olan Türkiye’yi, Suriye’de yoğunlaşarak artan iç savaşın kendi güvenliği ve istikrarı açısından daha da risk oluşturacağı bir dönemde yitirmesi büyük bir stratejik yanlış olarak görülüyordu. Bu nedenle geçen sene, Gazze saldırısı öncesinde Cenevre’de Türk diplomatlarla bir anlaşma için masaya oturmuş, çeşitli düzeylerde iletişim olanağı arayarak Suriye meselesiyle ilgili görüş alışverişinde bulunmak istemişti.
İsrailli diplomatik kaynaklar, özellikle Suriye’nin elindeki kimyasal silahlara dikkat çekerken, “Bu silahların rejim ya da muhalifler tarafından kullanılması olasılığına karşı hep beraber çalışmalıyız. Biz, bu hepimizi kaygılandıran konuda Türkiye ile görüşmek istiyoruz ama Türkiye kabul etmiyor” ifadelerini kullanıyorlardı.
Suriye’nin bölünmesi ve iç savaşın Lübnan ve diğer bölge ülkelerine sıçrama olasılığı, Esad’a karşı savaşmaya gelen aşırı İslamcı grupların İsrail’i hedef almaları olasılıklarını da hesaplayan İsrail, Suriye krizi konusunda son derece aktif bir pozisyon üstlenen Türkiye ile mutlaka temas içinde olmak istiyordu. İsrail Başbakanı Netanyahu’nun açıklamasında “büyükelçilerin atanmasına” yaptığı vurgu da siyasi istişare mekanizmasının bir an önce kurulması niyetini ortaya koyuyor.
Öte yandan, En son ABD Kongresi’nden Erdoğan’a gönderilen ve Siyonizm ile ilgili ifadelerini geri alması istenen mektup, Ankara-Washington arasındaki gerginliğin etkilerinin ulaştığı boyutu göstermesi açısından da önemliydi. Bu açıdan değerlendirildiğinde, bu sorunun ortadan kalkması belki de kısa vadede Erdoğan’ın Washington ziyaretine yol açacak bir gelişme gibi görülüyor.
Türkiye-İsrail ilişkilerinin normalleşmesi, ABD açısından da önemli sonuçları beraberinde getiriyor. Bölgedeki iki yakın müttefiki arasındaki ilişkileri 1990’ların ortasında kuran ve “stratejik” boyuta çıkmasına yardım eden ABD, Suriye, Irak ve İran gibi önemli sorunlara karşı Türkiye ve İsrail’le birlikte hareket etmeye önem veriyor.

OBAMA: TAM ZAMANINDA

ABD Başkanı Barack Obama’nın Ortadoğu turunun son durağı Ürdün’dü. Ürdün’ün başkenti Amman’da Kral 2. Abdullah ile bir araya gelen Obama, görüşme sonrası yapılan ortak basın toplantısında, İsrail’in Türkiye’den dilediği özrün “tam zamanında” olduğunu söyledi.
Suriye hakkında da konuşan Barack Obama, Devlet Başkanı Beşar Esad’ın “tüm meşruiyetini yitirdiğini” iddia ederken, düşüşünün bir zaman sorunu olduğunu ileri sürdü.


MEVDUATLARDAN VERGİ İHTİMALİ SÜRÜYOR

KIBRIS’ta bankacılık sisteminin düzenlenmesi ve diğer unsurları içeren yasa tasarıları önceki gece yarısı Mecliste yapılan oturumda kabul edildi. Laiki Bankası’nın “iyi” ve “kötü” şeklinde ikiye bölünerek ıslah edilmesine ilişkin öneri, iktidardaki Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) ve Demokrat Partili (DİKO) 26 milletvekilinin onayıyla kabul edildi. Oylamada, Bağımsız Milletvekili Zaharias Kullias ve Avrupa Partisi EURO.KO Milletvekili Nikos Kutsu ret oyu kullanırken, Emekçi Halkın İlerici Partisi (AKEL) ve Sosyalist EDEK partisinden 25 milletvekili ile DİKO’nun bir milletvekili çekimser oy kullandılar.
Milli Dayanışma Fonu oluşturulması ve acil durumlarda banka işlemlerine sınırlama getiren yasa tasarıları ise oybirliğiyle kabul edildi.
Kıbrıs’ta yaşanan bu gelişmelerin yanı sıra bankacılık sektörünü düzenleyen yasaların mecliste onaylanmasına karşın ihtiyaç duyulan 5,8 milyar avronun elde edilemeyeceği tespit edildi. Bu çerçevede Kıbrıs Meclisi Maliye Komitesinde gerçekleştirilen toplantılarda, mevduatların vergi alınarak bu açığın kapatılma ihtimali yeniden gündeme geldi. (Köln/EVRENSEL)

www.evrensel.net