Bu kan dursun, barış olsun

Bu kan dursun, barış olsun

"Biz anaların hiçbir zaman çocuğuna ‘Al git oğlum bu toprak için canını ver diyeceğine inanmıyoruz’. Ama sistem o kadar acımasız ki bir aileye bunu dedirtene kadar baskı uyguluyor. Bu bir anaya saygısızlıktır”...8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde barış talebinin yılmaz savunucuları Barış Anneler

Eda Yıldırım

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde barış talebinin yılmaz savunucuları Barış Anneleri’ni ziyaret ettik. Barışın gelmesi, askeri operasyonların durması için göğsünü kurşunlara kalkan yapabilecek kadar cesur olan Barış Anaları, 8 Mart’ta da, “Tüm kadınlarla el ele verelim, barış talebini haykıralım” çağrısı yapıyor. Barış Anneleri İnisiyatifinin Fatih’te bulunan bürosuna gidiyoruz. Bizi kocaman bir gülümsemeyle Perihan Ana karşılıyor. İçeriye girdiğimizde bir dernek değil sıcak bir ev havası hakim... Oturduğumuz oda da Barış Anneleri’nin barış etkinliklerinden çekilen fotoğrafları asılı. Daha sonra Güler, Perihan ve Gülperi anneyle çayların eşliğinde sohbetimize başlıyoruz. Perihan Ana, 30 yıldır süren savaşın ortasında kimlik, kadın, analık ve barış mücadelesini “Bizim mücadelemiz bir değil, birkaç basamaklı merdivendir” sözleriyle tarif ediyor. 1993’te köyü yakılan Perihan Ana, diri diri yanan insanların görüntülerini yıllar geçse de unutmayacağını vurguluyor.  “Zulmün de savaşın da bir ahlakı olur. Toplu mezar, köy yakmaları, faili meçhul Kürtlerde, kemiklerini görmeyen ana Kürtlerde” diye isyan ediyor. “Peki bu kadar acıya rağmen barışı istemek nasıl mümkün oluyor?” diye soruyorum. “Acı güce dönüştü kadınlarda. Bu kadar acıyı içimize gömüp kendimizi barışa adadık. Keşke asker anaları da bizimle el ele verse” dileğini ifade ediyor.  

Köyleri yakıldıktan sonra İstanbul’a göç etmek zorunda kalıyor Perihan Ana. Bu göçü “Başka bir ülkeye gelmek gibi... Çünkü ne dil biliyorsun ne adres” sözcükleriyle tarif etmeye çalışıyor. Tabii baskılar burada da devam ediyor. Ailede PKK’ye katılan ve kırsalda ölen çok kişi var. En son 2005’te kızı Firdevs çıkıyor kırsala. “Bir cenaze kaldırmak gibiydi” diyor kızı Firdevs’in PKK’ye katıldığını öğrenince. “Çünkü kırsaldan hep cenaze gelirdi” diye devam ediyor. Perihan Ana kızının kırsala çıktığını hiç kimseye söylemiyor. Ta ki oğlu askerde olan Türk bir komşusu, onun yanına gelip, “Perihan oğlum Bingöl’e düşmüş” diyene kadar. Perihan Ana komşusunun gözyaşları karşısında vücudu kaskatı kesilerek yere düşmüş. “Benim Firdevs’im de şimdi dağlarda” diyerek ağlamaya başlamış. Perihan Ana o sahneyi şöyle anlatıyor: “Komşumla sarıldık birbirimize. İki üç saat oturduk ağladık. Göz yaşlarımız buluştu. Çünkü anaların gözyaşlarının rengi olmaz.”

Diyarbakır’lı olan Güler Ana’nın oğlu Fırat da, 1993’te 17 yaşındayken kırsala çıkıyor. Hizbullah baskısının okullara sıçradığı dönemde, 90 kişiden fazla mevcudu olan sınıfta kırsala çıkmayan dört öğrenci kalıyor. 8 ay sonra Fırat’ın ölüm haberi geliyor. Ancak Güler Ana, oğlunun  kırsala çıktığını öğrendiğinde ölümünü kabullenmiş olduğunu ifade ediyor.

Öldüğünü öğrendiğinde tek düşüncesinin kimsenin cenazelerine bile kolay kolay sahip çıkamadığı bir dönemde Fırat’ı bir mezara kavuşturmak olduğunu anlatıyor. Hemen Fırat’ın çatışmada öldüğü Elazığ’a gidiyor. İlk olarak savcılığa başvuruyor. Savcının tarihlerine bakarak göz gezdirdiği fotoğraflarda üstü çıplak halde işkenceye maruz kalmış PKK’lilerin bedenlerini gördüğünü anlatıyor. Daha sonra Emniyete gönderilen Güler Ana orada yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Emniyette görüştüğüm amir, bana ‘Ölümünün üzerinden 23 gün geçmiş. Oğlunun bedeni şimdi çürümüştür” diyerek cenazeyi almamam için beni ikna etmeye çalıştı. Ben de ona, ‘Bir tek kemik bile kalmış olsa ben perşembe günleri ziyaret edeceğim bir mezar istiyorum” diye karşılık verdim. Daha sonra bana çatışmalarda ölenlerin  fotoğraflarını gösterdiler. O fotoğraflar arasında Fırat’ı gördüm. Sanki gülümser gibiydi.”

‘ACILARIN BULUŞMASINI  İSTEMİYORLAR’

Bu olaydan sonra sürekli takip edildiklerini ifade ediyor. Bu yüzden büyük oğlunun isteğiyle 1996’da İstanbul’a yerleşiyorlar. Güler Ana, “Bu kentte hâlâ misafirim. Toprağımı, mezarımı bırakarak buraya geldim” diyor. Baskı, asimilasyon, ölümler...” Bir ana olarak bunları nasıl durdurabiliriz sorusunu sormaya başladım. Bu yüzden 2000 yılından itibaren Barış Anneleri İnisiyatifinde aktif faaliyet yürütüyorum” diyen Güler Ana, savaşın durması için yağmura, copa ve biber gazına aldırmadan sokaklarda olduklarını, devletin her kapsını çaldıklarını belirtiyor. “Ancak anaların acısını paylaşmaktan korkan bir devlet var. Bursa’da oğlunu kaybeden bir anne, ‘Benim oğlumun Cudi’de ne işi var’ diye isyan etti. Kimseye duyurmadan o anneyi aradık ve görüşmek istediğimizi söyledik. Bizi kabul etti. Ama daha biz Bursa’ya varmadan Hürriyet’te ‘Bu analara dikkat, terör analarıdır’ başlıklı haber çıktı. Aileye de baskı yapılmış. Bu yüzden görüşemedik. Bu süreçten asker aileleri de hoşnut değil. Ama örgütlenemiyorlar.”

Güler Ana, halkların eşit ve özgür bir arada yaşamasından başka dileklerinin olmadığını söyleyerek, “Biz bölücü ya da ırkçı değiliz. Biz ölümlerin son bulması, anaların gözyaşlarının durması için mücadele ediyoruz” diye ekliyor.


SAVAŞA KARŞI TÜLBENT

Barış Annelerini ziyaret ettiğimizde annelerin beyaz tülbentlerini takmış olduğunu gördük. Barış Anneleri daha önce de operasyonların durması için beyaz tülbentlerini ortaya koymuştu. Bu yüzden beyaz tülbendin anlamını sorduk analara. Kürt kadınlarının kültüründe var olan bu sembol, eskiden kavgaları durdururmuş. Köy ve aşiret kavgalarının bitmesi için kadınlar, “Tülbendimin hatırı için kavgayı durdurun” diye barışı sağlamaya çalışırlarmış. Ve anaların eskilerden duyduğuna göre, beyaz tülbendin barış getirdiği kavgalar olmuş. Bu yüzden Barış Anneleri olarak, barışa olan inançlarıyla beyaz tülbende kendileri için de bir sembol olduğunu dile getiriyor.


EMİNE ERDOĞAN’A BARIŞ ÇAĞRISI

Emine Erdoğan’ın barış için kadınlardan destek isteyen konuşmalarını sorduğumda, “Emine Erdoğan gerçekten samimiyse başının ucundaki kocasına operasyonları durdurmasını söylesin. Çünkü barış için önce operasyonların durdurulması lazım. Operasyonlar durursa hepimiz destek vereceğiz. Hele bir kadına tabii ki destek veririz” çağrısını yapıyor. Perihan Ana tek dileklerinin iki kardeşi birbirini öldürmeye zorlayan savaşın onurlu bir barış süreciyle sona ermesi olduğunu vusrgulayarak bir çağrı da asker annelerine yapıyor: “Sizin evlatlarınız da tehlikededir. Biz sizin evlatlarınız da ölmesin diye mücadele veriyoruz. Artık yeter, bu kan dursun. Bu cenazeler artık gelmesin.” (İstanbul/EVRENSEL)

www.evrensel.net