İki yok: Ama hep var! Ne var? Ceza! Yok ne? Hukuk!..

İki yok: Ama hep var! Ne var? Ceza! Yok ne? Hukuk!..

Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 2000 yılından beri içtihat olarak uyguladığı karar elime yeni geçti ve bir anda şaşırdım. Bu ne? Dedim. Gerçekten burası Türkiye denen cinsten bir uygulama! 2012 yılının 9 Temmuzunda benim hakkımda karar oluşturan Yargıtay 1. Ceza dairesi kendi içtihatlarına göre yok hükmünde olan ceza üzerinden m

Tahir Canan

Bu nasıl olur? Demeyin. Bal gibi de oluyor işte. Tıpkı reklamlarda “Ben yaptım oldu” diyor a işte öyle bir şey! Burada meseleyi anlaşılır kılmak için şu uzun alıntıyı yapacağım:
“Yasa koyucu, 3713 sayılı yasanın geçici maddelerinde öngörülen sürenin hükümlü veya tutuklulukta geçirmesi halinde başkaca bir koşul aramaksızın ilgilinin salıverilmesini amaçlamıştır. Sözü edilen yasada TCK nın 17. maddesine yollamada bulunmadığı gibi şartla tahliye kararı geri alınanların geçici 1/C maddesinden yararlanmayacağına ilişkin bir hükümde getirilmemiştir. Bu nedenle 3713 sayılı yasanın uygulaması için, “iyi hallilik koşulu” gibi şartla tahliyenin geri alınmaması koşuluda aranmamıştır.”
Demek ki benim infazımı alan karar yok hükmündedir. Peki, ben neden mapustayım!..
Aynı Yargıtay Dairesi 2003 yılında (2003/2212E,2003/393 Karar) Bakanlığın yazılı emir ile sürdüğü bozma gerekçesinin Yargıtayı bağlamayacağını söyleyerek kararı aleyhime bozduğu zamanda içtihat kararları vardı. Neden lehime değil de aleyhime kararı bozdular? Orada benim öne sürdüğüm düşünce tam da içtihat hükümleriyle uyumluydu. “Yok sayılan” bir ceza için; 12.5 yıl+23 yıl 4 gün yatar derken dosyanın kapsamını bilmiyorlar mıydı? Yoksa düşmandır yatsın mı? Diyorlardır? Hangisi bilemiyorum! Ama 2012 yılında yine aynı şekilde dosyam kanun yararına bozma talebiyle Yargıtay 1. Ceza Dairesinin önüne geldi. Yıl 2012 dosyanın bütün kapsamını özetlemiş 1991’de şartlı tahliye ile tahliye olduğumu, örgüt üyeliğinden ceza alınca infazımın geri alındığını karar ve tarihleriyle belirtmişler. Ancak, kendilerince, içtihat halinde olan yok sayılması gereken bir işlem olduğunu hatırlama zahmetine katlanmamışlar.
Üstelik bu süreç bütün kamuoyunun önünde tartışılmış. Sonuçlanmış. Yargıtay 1. Ceza Dairesi 9 Temmuz 2012 tarihinde dosyayı yerel mahkemeye göndermiş. Hâlâ yerel mahkemenin bürolarında (2012/3513 Esas, 2012/5599 Yargıtay kararı) dolaşımda. Bu kararın hiçbir yerinde 1991’e ait şartlı tahliyenin geri alınamayacağına dair bir tespit yok. 1991’e ait uygulamanın nasıl olacağı da belirtilmiyor. Eğer bir karar yok sayılacaksa neden tahliye işlemi gerçekleşmemiştir? Bunların hepsinin soru işaretleriyle dolu bilinçli uygulamalar olduğuna kuşkum da yok!
Çünkü; sözü edilen infazın alınmasına neden olan ceza bütün sonuçları ile kaldırılmış. Ceza verilmesine yer yok denmiş. Adli sicilden çıkartılmış. O zaman Yargıtay içtihadı olan 2000/1394 E, 2000/1779 kararla şartla tahliyenin geri alınması yok sayılıyorsa ki sayılıyor; bu durumda şahsıma neden tahliye kararı verilmedi de tutukluluk halimin devamına denildi? Bunun hukuktaki karşılığı her halde keyfi cezalandırma biçimidir. Bu hukuk saçmalığını anlatacak bir hukuk terimi de yoktur! Bu saçmalığı kabullenecek herhangi bir insanda yeryüzünde bulunamaz!
Hukuk adına insanı bu kadar aşağılayan, yok sayan bir hukuk sistemi, hukuk olamaz! Olsa olsa hukuk patronluğu olur! Hukuk patronluğundan da hukuk çıkmaz, meta çıkar! Metanın pazarlanması gibi hukuk pazarlanır. Ederini ödeyen o malı- metayı alır.
Bugün Türkiye’deki hukuk sistemi tam da bu noktada hareket ediyor. Onun içinde önüne gelen dosyaya hukuk yerine ederi sorulur olmuş! Değer görülmeyene de, hukuk yerine mapusluk layık görülmüş. Onun içinde hiçbir ceza gerektirmediği halde bu şekilde cezaevinde tutulmama anlam veremiyorum. Bu hukuksuzluğu kamunun bilgisine sunuyorum.

*M Tipi Cezaevi B/8 Koğuşu Bandırma/Balıkesir

www.evrensel.net