Ortadoğu’nun ‘İnce Memed’ tecrübesi

Ortadoğu’nun ‘İnce Memed’ tecrübesi

Yaşar Kemal... Birçoğumuza göre Türkiye’nin en büyük yazarı ve toplumcu edebiyatımızın önemli ismi. Onun o müthiş “İnce Memed” romanını hepimiz biliriz. Romanın başkahramanı İnce Memed, küçüklüğünden itibaren isyan eden; zalim ağalara, beylere karşı halkın savunuculuğuna soyunmuş bir öm&u

Murat Aslan

Günümüzde, ezilen halklar artık susmuyor zulmedenler karşısında. Ayağa kalkıyor, itiraz ediyor ve reddediyor yapılanları. Bütün bunlar olurken bir başka boyutu var yaşananların. Tunus’ta hâlâ kurulamayan halk iktidarı, Mübarek’in gitmesinden sonra Mısır’da, Amerikan destekli ordunun başa gelmesi, Libya’da Kaddafi’nin yaptıkları ve o gittiğinde yerine, Batı destekli bir başka “Kaddafi” gelebilme ihtimali… Bu gelişmeler bizi bir çeşit “İnce Memed” karamsarlığına itebilir. Boşa mı yaşandı bütün acılar, bunca insan boş yere mi öldü… Bunun böyle olmadığını, İnce Memed’i bu açmazdan kurtaran ve ona destek veren, gün görmüş bir ağanın sözlerinden anlıyoruz:

’Şimdi anladım senin derdini’ dedi Battal Ağa. ‘Sen de beni iyi dinle İnce Memed. İnce Memed öldürülecek, onun yerine Ali Memed gelecek, o da öldürülecek onun yerine Hasan Memed gelecek… O da öldürülünce Veli Memed gelecek… O da, o da, o da… Sen ne sanıyorsun oğlum Memed, İnce Memedler bitecek mi sanıyorsun? Her insanın içinde bir mecbur kurdu, bir İnce Memedlik, bir Köroğluluk kurdu var. Köroğlu gitti İnce Memed geldi. İnsanoğlunun içinde bu kurt oldukça insanoğlu ne olursa olsun yenilmeyecek. Sen insanoğlunun içindeki kurtsun, ne olursan ol, nereye gidersen git. İşte insanoğlunun içindeki bu kurt yiterse, insanlık da işte o zaman insanlıktan çıkar. İnsanoğlu içindeki bu kurdu yitirmeyecek, ona kıyamete kadar gözü gibi, yüreği gibi bakacak. O kurt insanoğlunun şahdamarı, atan yüreğidir. Senin içindeki kurt da, işte insanlığın bu kurdudur.’

Tabi bugün, tüm yaşananları tek bir sonuca bağlayacak durumda değiliz henüz. Emperyalizmin ikiyüzlülüğü ve sömürgeci politikaları fiili olarak, tüm hızıyla devam ediyor. Libya’ya yapılan müdahalede gelinen süreçte, Fransa dışişleri bakanının “NATO sivilleri koruma görevini yapamadı” ve NATO Genel Sekreteri Rasmussen’in “askeri değil, siyasi çözüm gerekli” açıklamaları, Batı’nın klasik senaryosu ve sonuçlarını bize gösteriyor. İngiltere Dışişleri Bakanlığının, “Askerlerimiz isyancıları silahlandırmaya gitmiyor, işgalci değiliz” açıklamasının; tam da İngiltere’nin Irak savaşı öncesi, petrol şirketleriyle nasıl müzakere yaptığının ortaya çıktığı zamana denk gelmesi ne acı tesadüf.

Diğer taraftan Fransa’nın, BM Güvenlik Konseyi’nin de desteğiyle Fildişi’nde gerçekleştirdiği darbe, son zamanlarda yaşanan bir başka gelişmeydi. Fildişi’nin devrilen Başkanı Laurent Gbagbo’nun ülkedeki altın, elmas madenlerini kamulaştırma politikaları, el değmemiş petrol rezervleri ve Batı’nın Gbagbo karşısında, IMF’de de görev almış Allassane Quattara’yı desteklemesi birçok şeyi anlatıyor galiba.

Ülkemizde dereler satılırken, özelleştirmeler yapılırken, ormanlarımız kimilerinin çıkarları için birilerine peşkeş çekilirken, yaşadığımız bölgedeki büyük resme bakmak bazı şeyleri daha netleştirebilir. Örneğin kendi kendine yetebilecek bir ülkeyken, bu kadar dışa bağımlı hale nasıl geldiğimizi düşünerek başlayabiliriz. Artık bölgemizde birçok şeyin eskisi gibi olmayacağını görebiliyoruz. Yok, biz hâlâ dar penceremizden bakmaya devam edeceksek; NATO’da yetkimiz var diye övünüp, AB için de bir 40–50 yıl daha bekleyebiliriz. 4 yılda bir oy kullanıp şahane bir “demokrasi” yaşarız. Devletin polisinin milletin vekilinden önemli olduğu bir ülkede bunlar ne kadar önemli bilemiyoruz. Suriye’de bir günde 70 kişinin ölebilmesini, bu denklemin neresine koyacağımızı mesela… Fakat bildiğimiz bir şey var ki; artık, Ortadoğu halklarının içine “başkaldırı kurdu” düşmüştür. Bir Mübarek gidip bir başka Mübarek gelse de; onlar artık, bir “İnce Memed” gitse, bin “İnce Memed” geleceğini de biliyorlar. Bugün olmasa da yarın gelecek Memedlerin, o özgürlük ışığını tutacaklarını da…

www.evrensel.net