‘Demir Çelik’te stratejik planlama zorunlu’

‘Demir Çelik’te stratejik planlama zorunlu’

MAKİNE Mühendisleri Odası Zonguldak Şubesi tarafından, 1-3 Nisan 2011 tarihlerinde Karabük Üniversitesi Konferans Salonu’nda düzenlenen V. Demir Çelik Kongresi sonuç bildirgesi açıklandı.Üç gün süren kongrede; “Yeni Ürünler ve Yeni Kapasiteler Işığında Türk Demir Çelik Sektör&uum

Üç gün süren kongrede; “Yeni Ürünler ve Yeni Kapasiteler Işığında Türk Demir Çelik Sektöründe Durum Analizi”temalı panel ve ardından ikinci ve üçüncü gün toplam 46 adet bildiri sunumunun gerçekleştirildiği belirtilen bildirgede,
kongreyi 424 kayıtlı delege, 722 katılımcının izlediği, sosyal ve kültürel etkinlikler kapsamında da “Kardemir” konulu fotoğraf sergisi, “Hidrolik ve Demir Çelik” konulu atölye çalışmasının düzenlendiği bilgilerine yer verildi.

ÇELİKTE ÇİN ÖNDE

2001’de gerçekleştirilen ilk kongreden bu yana dünya demir çelik sektöründe ciddi bir değişim yaşandığı, özellikle 2000–2010 yılları arasında, dünya çelik üretiminde ağırlıklı olarak Çin kaynaklı büyümenin gerçekleştiği belirtilen bildirgede, o dönemden bu yana Çin’in ham çelik üretiminin yüzde 627 milyon tona yükselirken, dünya ham çelik üretiminin yüzde 66 artışla 851 milyon tondan 1 milyar 410 milyon tona ulaştığı kaydedildi.

Bildirgede, 2010 yılında Türkiye’nin kişi başına ham çelik tüketiminin 341 kg seviyesine yükseldiği, önümüzdeki 5 yıllık dönemde, yassı, yapısal ve paslanmaz çelik ürünlerine yönelik olarak devreye girecek yeni kapasiteler ile kişi başına çelik tüketimimizin 500 kg seviyelerine ulaşmasının beklendiği ifade edildi.

‘KAMU İŞLETMECİLİĞİ TASFİYE EDİLDİ’

“Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelere kamu işletmeciliğinin tasfiye edilmesini ve ulusal ekonominin korunmamasını dayatan metropol ülkelerin kendi sanayi sektörlerine sahip çıktığı” kaydedilen bildirgede, “AB’nin, kendi çelik sanayiini korumak amacıyla 2002’den  itibaren 15 demir çelik ürünü ithalatında Genel Tarife Kotası uygulamasına geçmesi ve Gümrük Birliği anlaşmasına rağmen Türkiye’nin bu uygulama kapsamında tutulması, sektörün ve ülkemizin aleyhine olan gelişmeler arasındadır” denildi.

DEV TEKELLERİN EGEMENLİĞİ

Dünya demir çelik piyasasının, üretici konumundaki dev uluslararası şirketlerin spekülasyonu sonucu iniş çıkışlar yaşadığı, uluslararası piyasada az sayıda şirketin egemen olacağı bir oligopolleşme eğilimi gözlendiği vurgulanan bildirgede, bu büyük şirketlerin Türkiye’ye de girdiğinin altı çizildi. Bunun da ileri teknoloji yoğunluğu ve yüksek katma değerli ürün üretiminde Türkiye’nin yerli oluşumlarını ve gelişimini engelleyeceği tespiti yapılan bildirgede, “Dışa bağımlılığın azaltılması için demir cevheri ihtiyacının öncelikle ülke kaynaklarından karşılanması gerekliliğinin gözardı edildiği” ifade edildi.

REZERVLER KORUNMADI

Türkiye’de demir cevheri arama faaliyetlerinden vazgeçildiği, bilinen demir cevheri rezervlerinin kısa süre içinde tükenebilecek konuma getirildiği, bulunmuş rezervlerde, düşük tenörlü cevherler için zenginleştirme tesisi yatırımları yapılmadığı bilgilerine yer verilen bildirgede, özellikle Divriği, Hekimhan ve Attepe’de 20 yıllık ihtiyacı karşılayabilecek demir rezervi olmasına rağmen yurtdışından demir cevheri ithal edildiği kaydedildi. Bildirgede, “Cevher ve hurda demir ithal edilmekte ve sektör dışa bağımlı hale gelmektedir” denildi.

‘SEKTÖR İTHALATA DAYALI’

Ülkenin iç tüketim açığı ve hurda gereksiniminin yassı ürün ve hurda ithalatıyla karşılanma noktasına gelindiğinin kaydedildiği bildirgede, “Bugün sektörün ark ocaklarında hammadde olarak kullandığı hurdanın yüzde 70’i, entegre tesislerin ihtiyaç duyduğu hammadde olan demir cevherinin yüzde 60’ı ve kömürün yüzde 90’ı ithalat yoluyla karşılanmaktadır” denildi.

Sektörün sorunlarının, “serbestleştirme, özelleştirme politikaları, yüksek enerji maliyetleri, hammaddede dışa bağımlılık, düşük katma değer, yüksek karbondioksit salımı (çevre), düşük Ar-Ge oranı, AB uyum sürecinin ülkemiz aleyhine olması, kamu yatırımlarının yapılmaması” olarak özetlendiği bildirgede, 40 yıl önce 1,17 milyon ton ile dünya çelik üretiminde 38. sırada olan Türkiye’nin 20 yıl önce 20. sırada iken 2005 yılında 11. sıraya, 2010 yılında 29,1 milyon ton ile 10. sıraya yükseldiği vurgulandı.

Türkiye’nin dünya çelik üretiminde 10. sırada olmasına rağmen entegre paslanmaz çelik üretim tesisinin olmadığının altı çizilen bildirgede, tüketimin de 2000’de 100 bin ton civarında iken bugün 300 bin tonu geçtiği, tüketimin büyük bir kısmının ithalat yoluyla karşılandığı ifade edildi.

BİR YILDA İSTİHDAM 4 BİN AZALDI

2008’de 33 bin kişi olan istihdamın da 2009’da 29 bine düştüğünün altı çizilen bildirgede, sektörde istihdam oranının, imalat sanayi toplam istihdamının yüzde 11,58’i olduğu, sektörün istihdam endeks düzeyinin, üretim ve verimlilik endekslerinin gerisinde olduğu kaydedildi.

Bildirgede, demir-çelik sektöründe de stratejik planlamanın zorunlu olduğuna dikkat çekildi.

Bildirgede, “Üretici, yatırımcı ve kamu öncülüğünde kömür ve demir cevheri madenciliği ile çelik üretim ve tüketimini bütün olarak değerlendirecek bir ‘ulusal demir çelik stratejisi’ne ihtiyaç vardır” denildi.

Tüm ulusal kaynakların kalkınma amaçlı olarak seferber edilmesi; istihdamı geliştirici politikaların benimsenmesi, çalışanların durumu, çevre ve enerji verimliliği gerekliliklerinin gözardı edilmemesi istenen bildirgede, kömür ve demir cevheri gibi hammadde girdilerinin dünya piyasalarında çok yükselmesinden dolayı, Türkiye’de yeni kömür ve cevher kaynaklarının araştırılması yönünde çalışmalar yapılması önerisine yer verildi. (Ankara/EVRENSEL)

www.evrensel.net