(A)z (K)aldı (P)atlayacak!

(A)z (K)aldı (P)atlayacak!

AKP 2023 yılına ilişkin vizyonunu açıkladı. Açıklanan vizyonda, en az üç nükleer santral olacağı, milli gelir seviyesinin yükseltileceği, demiryolu ağlarının genişletileceği, ihracat ve dış ticaret hacminin yükseleceği ve Türkiye’nin dünyanın en büyük limanları arasına gireceği yer alıyor. AKP’nin 202

Yurdagül Kaya


AKP’nin 2023 yılına ilişkin projesinin en dikkat çekici olanı İstanbul’un iki şehir haline getirilmesidir. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bir kere İstanbul’dan iki proje çıkmaz. İstanbul yakın bir zamana kadar 2700 yıllık tarihi var diye biliniyordu. Yer altında yapılmış olan kazılarla özellikle metro inşaatı açısından Yenikapı’da yapılmış olan kazılarla İstanbul’un 2700 yıllık bir kent değil 8500 yıllık bir kent olduğu anlaşıldı. Açıkçası dünyanın en eski kentlerinden birisi olduğu anlaşıldı. Gerek ülkemizde, gerek tüm dünyada yaşayan insanların İstanbul’u tanımlarken kıta üzerinde geçiş merkezi olarak adlandırıldığını biliyoruz. Dolayısıyla siz bir İstanbul’dan iki İstanbul çıkarırsanız, hem tarihsel olarak bugüne kadar gelen özelliklerini kaybettirirsiniz, hem de İstanbul’un Avrupa ve Asya yakasını birleştiren bir kent olmasını, yer altı ve yer üstü kaynaklarıyla önemini ortadan kaldırırsınız. Dolayısıyla İstanbul’dan iki şehir yapmaya kalktığınızda; bu İstanbul’u daha ileriye götürmek, daha iyi tanıtmanın aksine bugüne kadar getirdiği özelliklerini ortadan kaldırarak sadece fiziksel büyüklük olarak tanıtırsınız. İstanbul’dan  iki İstanbul çıkmamalıdır.

Bu proje kenti birkaç bölüme ayırmaktan mı ibaret yoksa bunun altında başka hesaplar mı dönüyor? Bununla ilgili ne düşünüyorsunuz?

Şimdi tabii ki başka hesapların olduğu açık. Biz proje bazında kentlere bakmayız. Çünkü projeler anlıktır, günlüktür. Fakat planlar makro düzeydedir, ülke ölçeğindedir ve dünya ölçeğindedir. Dolayısıyla insanların yaşamlarını yöneten, yönlendiren bir proje değil bir plana dayalı olması gerekir. Akla, bilime ve uzmanlıklara dayalı olması gerekir.

Projenin detayları tam olarak belli değil ama Avrupa yakasında Silivri, Anadolu yakasında da Kartal’ı hedef alan bir yapılanma modeli olabileceği konuşuluyor. Bu da bazı ormanlık alanların talan edilmesi anlamına geliyor. Peki bunun sonuçları nasıl olur?
İnternet üzerinden ve gazetelere baktığımızda bu projenin çok çılgın bir proje olduğu anlatılıyor. Projenin aklı ve bilimi yok eden bir çerçeveye oturtulmuş olmasının farkında değil bir çok insan. Projenin adı çılgın. Bir yerde bir çılgınlık varsa orada akıl, bilgi ve bilim yoktur. Duygu ve öfke vardır. Duygu ve öfkeye yönelik bir kenti bir ülkeyi yönetmek de olanaklı değildir. Bir kere baştan kaybediyor. Çılgın projelerin bu kentin hayrına olmayacağının altını çizmek isterim. Kartal’ı ve Silivri’yi merkez alan iki kentten bahsediliyor. Oysa İstanbul Anadolu ve Avrupa yakasıyla tek bir kent. İnsanlar Avrupa yakasında oturuyorlar, Anadolu yakasında çalışıyorlar veya tam tersi. İstanbul okuluyla, hastanesiyle, suyuyla, yoluyla planlanırken mutlaka ve mutlaka ulaşım akslarıyla birlikte düşünülmelidir. Gelecekteki İstanbul’un, bugün İstanbul’da yaşayanlara göre yaşam kalitelerinin daha rahat daha yüksek düzeyde olması gerekmektedir. Oysa bugün İstanbul’da yaşayanların önemlice bir kısmının gündelik yaşamlarında en az iki saatleri yollarda kayboluyor. İnsanlar işlerinden evine evlerinden işlerine gidiyorlar. Bu kentte yaşayan insanlar sinemaya , tiyatroya gidemiyorlar. Bu kentin sosyal etkinliklerinden yararlanamıyorlar. İstanbul gibi bir kentin, insanların sosyalleşmesine katkı sağlaması gerekirken tam tersi sosyalleşmenin önüne engel bir kent olma noktasına oturtuldu. Bu projedeki iki ayrı İstanbul yapmadaki amaç farklı bir şekilde rant sağlamaktır. İki ayrı şehir demek kentteki sorunların daha da fazla olacağı anlamını taşıyor. 3. köprü yapma isteğinin altında da kentin kuzeyinde yapılaşmaya yönelik bir adımdır. Bu da bugün 14 milyon nüfusu olan İstanbul’u 25 milyona çıkarmak anlamına gelir. Bu çerçevede insan yaşamıyla, canlı yaşamıyla bağdaşacak birşey değil.

Başbakan bu yapılanma ile nüfus problemlerinin azalacağını söylerken siz tam tersini söylüyorsunuz.

Başbakanı hayretle izliyorum. Başbakan İstanbul’da belediye başkanıyken bu kente vize koymak gerekir dememişmiydi. İstanbul giderek fazla büyüyor dememişmiydi. Şimdi bu söylediklerinden yola çıkarak bu nüfus artışı nasıl oluyor da bu noktaya geliyor. Şimdi bu proje ile insanların yaşam kaliteleri artacak mı yoksa daha da kötüye mi gidecek? Bunu bilim insanlarının araştırmalarıyla göreceğiz. Siz ormanları ortadan kaldırıyorsunuz. Bugün 14 milyon nüfusu olan İstanbul’da sokaklarda yürümek çok zor. Bu nüfusu 25 milyona çıkarmak, bu bölgedeki tüm yaşam haklarını ortadan kaldırmak demektir. Hayatı durdurmak demektir. Yol demek konut demek, konut demek insan demek, insan demek araba demek. Bilimsel olarak İstanbul’un yollarının araç kapasitesi  1 milyon 215 bin, bugün yollarda ise 2 milyon 700 bin araç var. İstanbul’da bin kişiye düşen araç sayısı 139 Avrupa kentlerinde ise 550. Buradan yola çıkarak ulaşımla ilgili problemleri çıkarmak, buna yönelik işler yapmayı planlamak çok zor değil. İstanbul’un 18.5 kilometre metrosu varken ve 14 milyon nüfus varken ve de yönetemezken, bu nüfusu 25 milyona çıkararak yönetme şansınız yoktur. İstanbul bir koridora sıkışmıştır, büyüdükçe kuzeye doğru kayacaktır. Kuzey ise İstanbul’un yaşam damarlarıdır, su kaynaklarıdır, ormanlarıdır. Peki orada doğal yaşam içinde yaşayan canlılar oradaki yapılanamanın ardından o gürültüde nasıl yaşayacaklar. Çevre hakkını çevre şartlarını dikkate aldığımızda, insanların bir yerlerden bir yerlere ulaşma hakkını göz önüne aldığımızda, yaşam alanlarımızdaki ilişkilerimizi düşündüğümüzde, İstanbul’un büyütülmesi değil İstanbul’un bilimsel olarak bugünkü haliyle muhafaza edilmesi gerekir. Kentin planlarını yaparken ya insan odaklı yapacaksınız ya da rant odaklı yapacaksınız. görüyoruz ki son zamanlarda projeler rant odaklıdır. (İstanbul/EVRENSEL)


KAMU YARARINA OLMAYAN PROJELERE KARŞI ÇIKARIZ

En az 30 yıl içinde İstanbul’un bir deprem tehlikesi içinde olduğu uzmanlar tarafından konuşulurken, bu projeler arasında depremle ilgili hiçbir çalışma yok. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bir kere ayıptır. Ben utanıyorum. Birincisi, bir meslek odası yöneticisiyim. Güvenli yapı yapmanın odak noktasında olan bir meslek grubunun insanıyım ve yöneticisiyim. İkincisi İstanbul’da yaşıyorum ve önemli bir kent olan İstanbul bir deprem bekliyor. Bu noktada utanıyor ve sıkılıyorum. Biliyoruz ki İstanbul’un 110 kilometre uzağında Gölcük’te bir deprem yaşandı ve o depremde İstanbul’da bulunan yapıların 30 bini hasar gördü. Bu yapıların 3 bin 30’u ağır bir şekilde yerle bir olan yapılar. Bin kişi de İstanbul’da yaşamını kaybetti. 110 kilometre uzakta merkezi Gölcük üssü olan bir depremde eğer İstanbul önemli bir ölçekte etkilenmişse, burnumuzun dibinde Marmara fayının  patlamasıyla İstanbul çok daha fazla etkilenecektir. İstanbul’da bulunan yapılarımızın bir çoğunun deprem güvenlikleri yok. Bu sadece içinde yaşamış olduğumuz konutların değil; hastanelerin, okulların ve bu konuda depremde bizim güvenliğimizi sağlayacak yerlerin de güvenliği yok. Deprem sonrası çok ciddi bir yağma ile karşı karşıya kalacağız Gölcük’teki gibi. 1999 depreminden bu yana yaptığımız çalışmalar arasında birçok okulumuzun depreme karşı güvenliklerini sağladık, yıktık ya da yeniden yaptık. Bize 2023 yılında deprem güvenliği olmayan okul, hastane, itfaiye binası kalmayacak, İstanbul bir deprem yaşayacak ama bu depremde kimse ölmeyecek diye bir açıklama yapılsa daha prestijli olur, bundan daha büyük bir vizyon var mı, proje var mı. Ama bu bize unutturuluyor.

Çanakkale Boğazı’na bir köprü dendi, ne kadar kolay. Ben inşaat mühendisiyim, meslektaşlarımız bu tür yapılarda çalışıyorlar. Biz kendimizin çalışabileceği, bizim için iş alanları olan bu projelere karşı çıkar mıyız. Ama biz canlı yaşamını insan yaşamını insan odaklı düşündüğümüz için gerçekten sosyal ve toplumsal olmayan, kamu yararı niteliği taşımayan projelere karşı çıkarız. Dolayısıyla Çanakkale’ye yapılmak istenen köprü projesiyle oradaki yaşam alanları ortadan kalkacaktır, bu sürdürülebilir bir gelişmeye değil sürdürülemez bir gelişmeye neden olur. Bugün için değil gelecek kuşakların yaşam alanlarını da ortadan kaldırmayacak planlara imza atmak gereklidir.

www.evrensel.net