Bir değişim öyküsü: Cinayet Şarkıları

Bir değişim öyküsü: Cinayet Şarkıları

Cinayet Şarkıları, bu sene 30. yılını kutlayan İstanbul Film Festivali’nin dikkat çekici yapımlarından birisi. Festivalin “Genç Ustalar” bölümünde yer alan Kanada yapımı polisiye, Yönetmen Ed Gass-Donnelly’nin ikinci filmi.Filmi yerel bir anlatı olduğunu bilmeden izlemek önyargılara kapı açabilir. Nitekim

Suzan Demir

Filmi yerel bir anlatı olduğunu bilmeden izlemek önyargılara kapı açabilir. Nitekim film sonrasında yönetmen ile gerçekleştirilen söyleşide bazı izleyicilerin yönelttiği sorular, bu tür önyargıların varlığını gösterir nitelikteydi. Anlaşılan kimi izleyiciler, konu itibarıyla dinsel öge ve göndermelerin ön planda yer aldığı filmde, “doğruya”, “güzele”, “iyiye” ulaşmanın biricik yolunun dinsel öğretilerden geçtiği yolunda bir mesaj verildiği kanısına kapılmışlardı.

Cinayet Şarkıları, Kanada’nın ikinci büyük eyaleti olan Ontario’da köktenci Mennonit cemaatinin yaşadığı küçük bir kasabada, artık yaşlanan bir polis memurunun suç ve kefaret hikayesini anlatıyor. Şiddet kontrolünü sağlayamayan bir polis memurunun, bir yandan pederden aldığı yardımla bu zaafının üstesinden gelerek kendisini tekrardan cemaatine kabul ettirme, diğer yandan da uzun bir sürenin ardından kasabada işlenen ilk cinayeti aydınlatma
çabasına tanık oluyoruz.

Walter adlı polis memurunun yeniden vaftizi ile başlayan filmde, daha sonra kimliği belirsiz bir kadının göl kenarında vahşice öldürülmüş çıplak cesedi bulunur. Bu cinayetin soruşturmasını yürütmek için Walter ve ortağı Jim görevlendirilir. Cinayetin ayrıntıları şekillenirken, Walter’ın kurtulmakta zorlandığı geçmişi de kendisini belli etmeye başlar.

MİNİMALİST BİR POLİSİYE

Filmin en dikkat çekici taraflarından birisi, İncil’den yapılan bazı alıntıların her bir epizodun başlığı olarak büyük puntolarla ekrana yansıtılması. Bunun yanı sıra filmin -dinsel içerikli- müziklerinin de oldukça etkileyici olduğunu belirtmek gerekiyor.

Yönetmen Ed Gass-Donnelly, söyleşi sırasında kendisine yöneltilen bir soruya verdiği yanıtta, filmin özel bir mesaj verme kaygısı taşımadığını vurgularken, sadece şiddete karşı olan bir cemaatin (Şiddete karşı oldukları için askere gitmeyen Hollanda kökenli bu cemaat üyelerinin yıllar önce Hollanda’da askerliğin mecburi hizmet olduğu dönemlerde askerlikten muaf tutuldukları biliniyor) içinde yer alan asabi ve şiddete yatkın bir insanın değişim çabasını anlatmaya çalıştığını söyledi.

Bir cinayet temelinde gelişen film, modern polisiyelerin aksine izleyiciyi şaşırtacak hiçbir sürpriz içermiyor. Walter’ın “içsel” değişim mücadelesinin dışında filmin polisiye boyutu, ortadaki tek şüphelinin yakayı ele veriş sürecinden ibaret. Kasabada şiddet olaylarının nadiren görülmesi ise küçük bir örnekle anlatılmış. Kurbanın kimliğini saptayabilmek amacıyla kasaba sakinlerini sorgulamaya başlayan Walter, soruşturma kapsamında yaşlı bir kadının evine gider. Yaşlı kadın Walter’a kasabada geçmişte yaşanan bir öldürme olayını anlatır. Ama ona göre katil bir insan değil ormandaki çakallardır. Çünkü bir insanın bunu yapmayacağına (Cemaatin temel düsturu bu yönde olduğu için) inanmıştır. Zaten bir insan tarafından yapılmış olsa da kişinin cezalandırılmasının adaleti sağlamayacağını söyler kadın. Öldürülen kızını teşhis eden anne de yaşlı kadından farklı düşünmez: “Katil yakalansa bile bu neyi değiştirecektir ki?”

Yönetmenin de belirttiği gibi, filmde genel anlamda adalet ve bir cemaatin adalet anlayışının sorgulanması izleyicilere bırakılıyor.

‘SAĞ YANAĞINA VURANLARA...’

Filmin sonunda, Walter’ın hedeflediği değişimi gerçekleştirerek kendisini şiddetten arındırmasıyla ilintili bir şekilde cinayet de çözüme kavuşuyor.

Walter’ın yakın zamanda ayrıldığı kadın şimdi cinayet şüphelisiyle yaşamaktadır. İçindeki şiddet dürtülerini kontrol etmekte zorlanan Walter için bu önemli bir sınavdır. Ama Walter istese rahatlıkla hakkından gelebileceği bu şüpheliden sıkı bir dayak yemesine karşın karşılık vermez. İsa’nın “Sağ yanağına tokat atana sol yanağını çevir” sözüne uygun olarak şiddet karşısında pasif kalır. Buradaki sahne Otomatik Portakal’daki Alex’in şiddet testinden geçiş sahnesini andırmaktadır. Walter’ın yediği bu dayak, cinayeti de çözüme kavuşturur.

Böylece hem kendini yeniden cemaatine kabul ettirir hem de kendinde hedeflediği değişimi başarır.(İstanbul/EVRENSEL) Cinayet Şarkıları ‘Small Town Murder Songs’ Yönetmen: Ed Gass-Donnelly Oyuncular: Peter Stormare, Aaron Poole, Martha Plimpton Kanada, 2010

www.evrensel.net