07 Haziran 2020 04:58

Anne Rukiye Mat: Şikayetlerim dikkate alınsaydı Ceylan yaşıyor olurdu

9 yaşındaki Ceylan Aslan, annesine defalarca şiddet uygulayan ve hep serbest bırakılan babası tarafından dövülerek öldürülmüştü. Anne, devletin de suçlu olduğunu ortaya seriyor anlattıklarıyla.

Rukiye Mat ve Hilal Tok | Fotoğraf: Umut Yeğin/Evrensel

Paylaş

Hilal TOK
Antep

21 Nisan günü 9 yaşındaki Ceylan, 4 günlük yaşam savaşını kaybetti kaldırıldığı hastanenin yoğun bakım servisinde. Babası Müslüm Aslan, Ceylan’ı iki erkek kardeşinin önünde öldüresiye dövmüş, Ceylan kalkamayınca onu öylece bırakmış, iki küçük çocuğu da taksiye bindirip, daha önce defalarca şiddet uyguladığı için ayrı yaşadığı Rukiye Mat’ın, annesinin evine götürmüştü. Olaydan sonra tutuklanan Müslüm Aslan cezaevindeki hücresinde ölü bulunmuştu.

Müslüm Aslan’ın daha önce defalarca kez şiddet uyguladığı, bıçakla makasla saldırdığı, önce ceza alıp sonra salıverildiği için pervasızca tehdit etmeye devam ettiği, çocukları kaçırıp göstermemekle tehdit ettiği Rukiye Mat, kızının göz göre göre öldürüldüğünü söylemişti kısacık bir haberde…

Rukiye Mat’ın acısı henüz tazeyken görüşememiştik ama unutmamıştık da Ceylan’ın yaşadıklarını, Rukiye’nin kısacık cümlelere sığdırdığı koca hikayeyi. Antep’te, Ceylan’ın ölümünün kırkıncı gününde buluştuğumuz Rukiye, bu cinayetin devlet-yargı-toplum tarafından nasıl da el birliğiyle işlendiğini anlattı… Tüm kadınlar için, kendi acısını başka bir kadın daha yaşamasın diye adalet mücadelesini sürdüreceğini söyleyerek kadınlara “Korkmayın, mücadele edin” çağrısı yaptı.

Şimdi, Rukiye’nin anlatımıyla bu ülkede kadınları ve çocukları şiddete, ölüme terk etmenin, dayanaksız bırakmanın kronolojisini okuyacağız:

ŞİDDET DAVASINDA TAHLİYE VEREN HAKİM: ‘GİT EVE, KOCANI BEKLE’

“Şimdi hiçbir kadın benim yaşadığım acıyı yaşamasın diye konuşuyorum” diye başlıyor konuşmasına. 

“Ailem karşı çıktı ama 20 yaşımda severek evlendim. Evliliğimizin ilk haftasında bana şiddet uygulamaya başladı. İlk zamanlar ‘Düzelir’ diyordum. ‘Çocuk olunca, çocuklar büyünce, olgunlaşınca…’ Sürekli kötü olanı kendime yoruyordum. Çünkü bizde boşanmak çok ayıp. Yine de ailemin yanına gidiyordum ayrılarak. Büyükler araya giriyordu. İstemiyordum. Şiddetine maruz kalıyordum. Hamile iken bile şiddet gördüm. Büyükler araya girdiği zaman da ‘Tövbe edip, söz veriyorum’ diyordu. Büyüklere de yüzüm kalmıyordu artık. Ben suçsuzken bile utanıyordum. Aileme karşı yüzüm de kalmıyordu.”

ŞİDDETİN BAHANESİ: ‘ÇOCUKLAR NEDEN ERKEN YATIYOR’

Şiddetin bahanesini ise şöyle sıralıyor Rukiye, “’Çocuklar niye erken yatıyor?’, ‘Çocuklar niye durmuyorlar’… Eve geç geliyordu, ‘Niye yatıyorsun, niye beni beklemiyorsun’, ‘Aldatıyorsun beni, eve kimi alacaksın, kiminle konuşuyorsun’ diyordu. Bahanesi çoktu. Sürekli iftira atıyordu. Uzun zaman yine de her şeye rağmen sabretmeye çalıştım. Dayağını, küfrünü sineye çektim. Her kötü kelimesine karşı yutkundum. Çocuklarım için katlanıyordum. Çünkü ‘Çocukları vermem’ diye sürekli tehdit ediyordu. ‘Ayrılıp gitsen öldürürüm herkesi’ diyordu, abimden amcalarımdan herkese kadar öldüreceğini söylüyordu... ‘Değişir’ diyordum değişmedi, şiddet hep daha da arttı.”

2016 yılına kadar sabrederek değişmesini ummuş, kimi zaman ailesinin yanına gitmiş ancak toplum baskısı, ‘namus ve ayıp’ normları onu şiddet gördüğü eve geri getirmiş. Çocukları için katlanmaya çalışsa da bir yerden sonra ‘tak’ edince devlete sığınmış, ancak devlet de çare olmamış Rukiye’ye…

NASIL BİR ADALET, NASIL BİR DEVLET!

“İlk 2016’da şikayetçi oldum. Bir şey olmadı. Tekrar 2017’de şikayetçi oldum, yine bir şey olmadı. En son 2019’un 5. ayında şikayetçi oldum. Hastanelik olmuştum çünkü bu sefer. Boğazımın altından kesmişti makasla. Tornavidayı vücudumda kullandı. Ağzım yüzüm darmadağındı. Polis memurları beni görünce şok oldular. Kendisini alıp götürdüklerinde “Allahım şükürler olsun ki kendisinden kurtuldum” dedim. Darbettiği günü bile ölüm günüm olsun diye doğum günüme denk getirmişti. Şikayetimden sonra kısa bir süre yattı. İkinci duruşmada tahliye oldu. Benim elimde kanıt olmasına rağmen… Onu serbest bırakan hakime hanıma artık ben hiçbir şey demiyorum. Kendisinin vicdanına bırakıyorum her şeyi. O cani cezaevinde olmuş olsaydı şu an kızım hayatta olurdu. Benim davamdan dolayı yargılanabilirdi. Neden yargılanmadı? Öldürmeye çalışmıştı beni. Tahliye edildikten sonra “Hakime hanım tahliye mi ettiniz?” diye sordum. Güldü, “Git eve kocan saat 3 buçukta evine gelecek” dedi bana. Nasıl bir adalet, nasıl bir devlet! Kızımı öldürdükten sonra mı kendisine müebbet verecektiniz? Beni öldürmeye dövdü, yaşamaya değil. İlla birini öldürdükten sonra mı cezaevine alıyorsunuz? O gün tahliye edilmeseydi, benim kızım şu an hayattaydı, ölmemişti. Kendi cezasını çekerdi. Benim kızım da benim yanımda olurdu şu an. Arkadaşlarıyla oynardı, gülerdi, eğlenirdi. Benim kızımın çocukluğunu aldılar.”

Ben bugüne dek üç kez şikayette bulunmuşum. Yani hepsini mi göz ardı ediyorsunuz? Daha önce de benim darp raporlarım, hastane raporlarım vardı. İlk değildi. Üç kez şikayette bulundum! Buna rağmen serbest bırakıldı.

Böyle insanların dışarıda değil, cezaevinde kalmaları lazım. Şu havayı, nefesi bile almaya hakları yok. Bir annenin yüreğini yaktılar. O hakime hanıma da hakkımı helal etmiyorum.

Ben aslında çok çabaladım kurtulmak için. Her şeye çocuklar için göğüs gerdim. Demek ki mücadelelerim yetmiyormuş. Tek başına olmuyormuş. Devletsiz bir Türkiye’deyiz. Onun için benim kızım cani bir baba tarafından darbedilerek öldürüldü.”

CEYLAN’IN TEK KATİLİ BABASI DEĞİL!

Ceylan’ın ölüm haberinin ardından sosyal medyada “Anneleri de neden bırakıp gitmiş çocukları bu adama?” yorumları yapanlar vardı. Daha önceki çeşitli vakalarda da benzer suçlamalar görmüştük kadınlara yönelik. Hepsinin arkasından Rukiye’nin şimdi anlatacağı gibi gerçekler dökülüyordu. Rukiye, Ceylan’ın katline sebep olanın yalnızca babası olmadığını işte böyle seriyor ortaya:

AİLE BÜYÜKLERİ ARAYA GİRDİ, ÇOCUKLAR BABAYA VERİLDİ

“Daha önce kendisi defalarca beni darbetmişti. Bana sürekli iftira atıyordu, uygunsuz fotoğraflar, videolar gösterip benim olduğumu iddia ediyordu. ‘Ben değilim’ dedikçe de dövüyordu. En son kesici aletler kullandı üzerimde. Boğazımı kesti. O gün yakalanıp cezaevine gönderildi. Beşinci ayda tahliye edildi. Ben sürekli kendisinden şikayetçiydim. Hastane raporum vardı. Buna rağmen serbest bırakıldı. Tahliye edilince tekrar eve geldi ve çocukları istedi. Ben çocukları vermek istemedim. Aile büyüklerimiz, ‘Babasıdır sonuçta. Bir şey olmaz. Çocukları gönder’ dediler. Sonra çocukları görme bahanesiyle benden kaçırdı. 56 gün boyunca çocuklar benim yanıma gelemedi. Çocuklarımı okula da göndermiyordu. Eğitiminden geri bırakıyordu. Okula gidip öğretmenleri bile tehdit etmiş, ‘Annesi buraya gelirse kan dökülür. Göstermeyeceksiniz annesine çocukları’ demiş, sonra da okuldan almıştı. Evi değiştirmiş, çocukları kaçırıyordu benden. Ben arayıp ikna etmeye çalıştığımda tehdit ediyordu sürekli. Ben tekrar adliyeye gittim, savcılığa çıktım. Şikayette bulundum. ‘Çocuklarımın güvenliğinden şüpheleniyorum’ dedim. Savcılığa çıktıktan sonra ara kararla çocukların velayeti bana verildi. Ben çocuklarımı tesadüfen buldum sonrasında. Çocukları vermek istemedi. Zorluk çıkardı. Çocuklar da epeyce korkmuştu. Beni gördüklerinde sarılıp ağladılar. Çocuklar okula gideceklerdi, hayatımıza devam edecektik...”

SALGINDAN DOLAYI SAVCILIĞA GİDEMEDİ

“Sonra yine aile büyüklerini araya sokup ikna edip çocukları görmek istediğini, bir daha kaçırmayacağını söyledi. Büyükler araya girince zor durumda kaldım, onlara da bir güven kazandırmış, ‘Yemin ediyorum, ben çocuklara zarar vermiyorum. Özlüyorum, çocuklar benim yanımda mutlu. O annesiyse ben de babasıyım” diye güvenlerini kazanmış. Çocuklar hafta sonu kendisinde, hafta içi bende kalmaya başladı. Okula gidiyorlardı. Eğitimlerinden geri kalmalarını istemedim. Bu süreç iki ay kadar sürdü. Şubatın 23’ünde çocukları tekrar gönderdim. Çocuklarımı bir daha göremedim, evi taşımış adreslerini bulamadım, defalarca ulaşmaya çalıştım, ama salgın olduğu için karakola, savcılığa gidemedim. ‘Çocuklarımı getir’ diye aradığımda ‘Öldürürüm seni’, ‘Sakat bırakırım’ diyordu. Kız kardeşime aratmaya başlamıştım beni tehdit ettiği için, onu da sürekli oyalıyordu. ‘Bugün, yarın’ diye… Olayın olduğu gün ben son kez Ceylan ile görüntülü konuştum. Öldürülmeden 15 gün önce yine dövmüş çocuğu, tavana asmış kolundan. Ben adresi bilsem bir dakika bile onları orada bırakmazdım. Salgından dolayı çıkamıyordum. Adres yoktu. Ceylan ‘Anne gel bizi al’ diyordu. Nerede olduklarını bile bilmiyordum. Olayın olduğu gün ‘Çocukları getireceğim’ dedi, çocukları caminin oraya bırakmış. İki çocuğu…  Ama Ceylan yok. Ceylan evde darbedilmiş. Ölüme terk edilmiş… Diğer iki çocuğum Y. ve B. ‘Anne eve gidecekseniz polisleri aramayın’ dediler. Çocuklar öyle korkmuş ki… Oğlum Y’yi de dövmüş. Ona ‘Seni de ablan gibi asarım. Kolunu bacağını keserim’ deyip korkutmuş. Tüpün hortumu ile kıza epeyce işkence yapmış. Biz de buradan otobüse binip hastaneye gittik. Direkt ameliyata almışlardı. Beyin kanaması geçirmiş. Olayın olduğu gün ceza diye kıza kahvaltı bile vermemiş. Madem bu kadar ölümüne dövecektin kızımın bari son kez kahvaltısını verseydin… Benim kızım 3-4 saat boyunca yerde kalmış. Kızımı çuvala koymuş, tekrar çıkarmış… Kızım bunu hak edecek bir şey yapmadı. Çocuğumun yaşamı çalındı, yaşayacaktı, okuyacaktı, kızımın karnesi okulda kaldı...”

CEYLAN’IN KARDEŞLERİ BU TRAVMAYI NASIL ATLATACAK?

Ceylan’dan küçük diğer iki çocuğun da bu fiziksel şiddete şahit olduklarını anlatıyor Rukiye, çocukların yaşadığı travmanın etkisi hâlâ devam ediyor… Biz konuşurken annesinin yanına gelip durumu anlamaya çalışan Y. annesinin ağladığını görünce içeride duramıyor.

“15 gün boyunca Ceylan’a işkence yapıp dövmüş. Doktor raporlarında da öyle gözüküyordu. Diğer çocuklarım da buna şahit oldular. Olaydan sonra yeme içmeden kesildiler. Geceleri uyuyamıyorlardı. ‘Anne, babam böyle yaptı ablama, bize böyle yapıyordu, ablamı tavana asıyordu. Koluna baltayı dayamıştı” diyerek anlatıyorlardı. Kolay bir şey değil. Çocuk için hele hiç kolay değil. Her şeye şahit olan o iki çocuk. Küçüğün konuşma geriliği var. İlk geldiğinde sarıldı. ‘Anne, babam ablamı dövdü. Ablam bayıldı’ dedi.”

Rukiye’nin en küçük çocuğu B. ablası Ceylan’ın öldüğünü hâlâ bilmiyor, ancak 8 yaşındaki  Y. olayı anlamış.

"KADINLAR KORKMASIN, SESSİZ KALMASIN"

Tehdit edilen, şiddet gören, şiddet dolu eve hapsolan her kadına çağrısı var şimdi Rukiye’nin yaşanan acılar çoğalmasın, devam etmesin diye…

“Bunu yaşayan kadınlar dimdik dursunlar. Tek değiller. Göğüs gersinler her şeye karşı. Hiçbir zaman kendi kocası değil kim olursa olsun boyun bükmesinler, Sığınma evlerine gitsinler. Polisten yardım alsınlar. Çocuklarını kesinlikle kim olursa olsun vermesinler.

Ben bu işin peşini bırakmayacağım. Ceylan’ımın sesi olacağım. Dimdik ayakta olacağım. Yıkılmayacağım. Kızım için… Sesimin ulaştığı her yere gideceğim. Ki böyle suçluları çıkartmasınlar. Çıkarmalarını istemiyoruz. Benim yüreğim, ciğerim yandı. Benim evladımı benim elimden alıp götürdüler ama nice nice annelerin yürekleri yanmasın. Nice nice Ceylanlar ölmesin.

Kadınlar gidebildikleri yere kadar gitsin, yürüyebildikleri kadar yürüsün, seslerini duyurabildikleri kadar bağırsın. Benim gibi nice annelere sesleniyorum. Korkmayın. Sesinizi duyurabildiğiniz kadar duyurun. Sığınmaevlerine gidin, koruma, uzaklaştırma kararı alın.”

Reklam
Reklamsız Evrensel için abone ol
ÖNCEKİ HABER

Kurarsa yeni dünyayı yoksullar kurar

SONRAKİ HABER

Veli Ağbaba’dan hükümete gelir kaybına uğrayan 4,5 milyon çalışan için çağrı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...