14 Mart 2020 00:17

Mektup: Sinem

Simay Ada Kart, NESKO Madencilik'e ait bakır madeninde çalışma koşullarının iyileştirilmesi için direnen işçilerin verdiği mücadeleyi ve ailelerini yazdı.

Maden işçisinin çocuğu Sinem'in çizdiği resim

Paylaş

Simay Ada KART
Çanakkale

Çanakkale Yenice’de bulunan NESKO Madencilik’e ait bakır madeninde çalışan işçiler, 4 aydır ücretleri ödenmediği, işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinden yoksun bir biçimde çalıştırıldıkları sebebiyle sendikalaştılar. Sendikalaşmaları üzerine 11 işçi işten çıkarıldı. İşçiler işten atılan arkadaşlarının geri alınması ve baskıların son bulması talebiyle kendilerini ocağa kapattılar.

Mücadelelerine destek olmak ve dayanışmak amacıyla Çanakkale merkezden kalkan üç otobüsle Yenice’ye doğru yola çıkmıştık. Yaklaşık bir saatlik yolda tam beş kere jandarma tarafından durdurulduk. Hedeflenen mitinge geç kalmamızdı.

Alana vardığımızda ocağa çıkan yolu barikatlarla çevrelediklerini gördük. Ne bizleri, ne de hakları için direnen işçilerin ailelerini ocağa yaklaştırdılar.

“Biz sadece eşlerimizin hakkını istiyoruz. Fazla değil. Eşlerimizin haklarını versinler. Yedi gündür eşlerimizden haber alamıyoruz. Hiç vicdanınız yok mu? Bizim yanımızda değiller. Buraya gelmemizi bile engelliyorlar. Taksitle tazminat diye bir şey var mı? Köylüyüz diye bizimle alay ediyorlar! Ölmeden yerin altına koydular eşlerimizi.” Eşinden yedi gündür haber alamayan bir kadının yakarışıydı bunlar.

Az ileride kendisinin ve çocuklarının yaşamsal ihtiyaçlarını dahi karşılamakta güçlük çeken bir baba şunları söylüyordu: “5 tane çocuk bakıyorum ben. Bana beş ayda bir maaş vermeye hakkınız var mı? Adalet, hukuk ne? İşçinin yanında olduklarını söylüyorlar, ama değiller. Zenginin yanındalar! Yarın belki benim çocuğumu almayacaklar okullara. İstediği mevkilere gelemeyecek! Neden? Hakkımı aradığım için! Benim hakkımı aramam suç mu?”

Üzüntüden ayakta güçlükle duran Yüksel anne “Yavrum göçüğün altında kaldı. Öldü dediler. Arkadaşı parmağının oynadığını görmese bırakacaklardı yavrumu. İdrar yolları ezilmiş, çok çaresini aradık bulamadık. Dokuz kere ameliyat oldu. Her şeyi biz karşıladık. Yine de kaza yaptığını bildirmediler. Ben çocuğumun hakkını istiyorum. Yavrumun hakkını versinler” diyerek oğlu için mücadele etmeyi asla bırakmayacağını anlatıyordu.

Daha sonra, dokuz yaşındaki Sinem’le tanıştık. Babası maden işçisiydi. Sinem de babasının hakkını aramak için alandaydı. Önce babasının hakkını almasını sonra da büyüyüp resim öğretmeni olmayı istiyordu. Aradan birkaç gün geçtikten sonra Sinem beni aradı. Çizdiği bir resmi benimle paylaşan Sinem, resmine ismimi verdiğini ve o gün onlarla orada olan herkese çok teşekkür ettiğini söyledi. Sinem “Bir gün birlikte aynı okulda resim öğretmenliği yapabiliriz” diyordu. Ve ben de biliyorum ki, Sinem ve yürekleri olabildiğine sevgi, mücadele coşkusuyla atan bütün güzel çocuklarla, eşit ve mutlu bir geleceği resmedeceğiz.

Madencilerin direnişi kazanımla sonuçlandı. İşçiler sendikayı terk etmeyeceklerini ifade ettiler.

Sermaye ellerindeki bütün kozları oynayarak haklarımızı, yaşamlarımızı gasbetse dahi birbirimizden ve mücadelemizden güç alarak, iş ekmek özgürlük şiarıyla muhakkak kazanacağız! Hepimiz Sinem’le aynı ipin ucunu tutan çocuklarız.

Reklam
Reklamsız Evrensel için abone ol
ÖNCEKİ HABER

HABAŞ'ta 6 aylığına işe alınan işçilere üretimde çalışmaları için baskı yapılıyor

SONRAKİ HABER

Kampüste traktörün çarptığı Sezen Zambak'ın katiline "iyi hal"den 2 yıl hapis cezası

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...