05 Mart 2020 22:45

Türkiye Üniversite Öğrencileri Bağımsız İktisat Kongresinin 18'incisi başladı

Türkiye Üniversite Öğrencileri Bağımsız İktisat Kongresi’nin (TÜÖBİK) 18'incisi İstanbul Üniversitesinde yapılan açılış oturumuyla başladı. Kongre, 5-6-7 Mart tarihleri boyunca gerçekleşecek.

Fotoğraf: TÜÖBİK

Paylaş

Türkiye Üniversite Öğrencileri Bağımsız İktisat Kongresi’nin (TÜÖBİK) 18'incisi, Türkiye’nin birçok üniversitesinden gelen öğrencilerin katılımıyla İstanbul Üniversitesinde başladı. Kongre, 5-6-7 Mart tarihleri boyunca gerçekleşecek

Açılış oturumunda söz alan TÜÖBİK Düzenleme Kurulundan İstanbul Üniversitesi Öğrencisi Begüm İnanç “Mevcut atmosfer TÜÖBİK gibi bir kongre yapmak için her ne kadar zor olsa da bunu başarmış olmak ve ülkemizin, dünyanın değişen koşullarında bir araya gelebildiğimiz bu kongreyi yapmak oldukça önemli bir”dedi. İnanç, “Akademik üretimlerin tartışıldığı bir öğrenci kongresinin İstanbul Üniversitesi içerisinde okulun tutumundan dolayı yapılamıyor oluşu ve bu da akademide öğrencilerin buluşabileceği alanların ne kadar daraldığını bizlere gösteren güncel bir örnek” diye ekledi.

"KONGREYE İLK KEZ KATILAN ÖĞRENCİLERİN SAYISI YÜKSEK"

Bu sene kongreye en yoğun katılımın birinci, ikinci sınıf ve hazırlık öğrencileri arasından olduğunu söyleyen İnanç, kongreye katılanların %75’inin kongreye ilk defa katıldığını ekledi.

“Türkiye‘nin birçok şehrindeki üniversitesilerden bir araya gelen herkesle birlikte güzel ve yararlı bir üç gün geçmesini temenni ediyorum” diyerek sözlerinin noktlayan Begüm İnanç, sözü açılış konuşmasını yapması adına İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinden Dr. Ertan Erol’a bıraktı.

Sözlerine akademik bilginin durduğu nokta ve bu üretim sürecinin piyasalaşması üzerinden başlayan Ertan Erol, Türkiye’nin siyasi yapısından dolayı özgürlükler ve akademinin özgürlüğü konusunun birbiri ile ilişkili olarak tartışıldığını ve genel değerlendirmelerin ortaya konulduğunu söyledi. “Kapitalist sanayileşme ve gelişim ile birlikte akademik ilişkiler de bu düzeyde şekillendi. Bu şekillenişin doğrudan etkisi öğrenci ve bilim emekçileri arasındaki ilişki, üniversitenin durumu ve üniversitede bilim üretiminin doğası değiştirildi” dedi.

"AKADEMİNİN EN ÖNEMLİ İŞLEVİ ELEŞTİREL BİLGİYİ VAR ETMESİ"

Erol, üniversitenin piyasalaşma ve bilgi üretiminin ana odağı olmasının yanında, ideal bir öğrenci tipi yaratmanın da önemli bir aracı olduğunu söyledi. Akademinin bu dönüşümü içerisinde “akademinin işlevi nedir?” sorusunu sormanın, ne olmadığını da cevaplamanın önemli olduğunu söyleyen Erol, akademinin toplumsal ilişkilerin değişiminin öncü kurumu olmadığını söyledi ve “Emek piyasasındaki ilişkileri doğrudan biçimlendirebilecek mekanizma akademi olmamakla birlikte akademinin en önemli işlevi eleştirel bilginin varlığının teşvik edildiği bir alan olmasıdır. Bundan dolayı toplumsal mücadelede önemli yer tutmuştur. Eleştiriyi merkeze alıyor olması toplum açısından önemli bir yerde durmaktadır” diye ekledi.

Akademinin dönüşüm sürecinde yaşanan değişimin dört farklı şekilde akademiye yansıdığına değinen Dr. Ertan Erol, bunlardan ilkinin üretilen bilginin ve üniversitede var olan emek güçlerinin piyasalaşması ve karı maksimize etmeye çalışan örgütler olması olduğunu belirtti. İkinci olarak rekabetçi düşüncenin akademide hakim olmasının önemli bir nokta olduğunu ekledi. Üçüncü olarak üniversitelere denetim kültürünün yerleşmesi, idareciliğin öneminin artmasının önemine vurgu yapan Erol, YÖK’ün güncel koşullarda üniversiteleri 3 ayda bir denetlediğini, ne kadar yayın yapıldığını takip ettiğini söyledi. “Sosyal bilimlerde patent alma ve patent başvurusu yapma gibi daha önce olmayan durumların ortaya çıktığını ve bunun denetimi de gitgide arttı.” Dördüncü olarak akademide ölçülebilir olmayan çalışmaların değersizleşmesi durumunun da önemli olduğunu vurgulayan Erol, sayılara dökülemeyen akademik üretimlerin ortadan kaldırılması; bunların yerini ölçülebilir ve metalaşabilir olanların aldığını söyledi.

"ÖZEL ÜNİVERSİTELER PİYASAYA ENTEGRE OLMUŞ ÜNİVERSİTE TANIMINA UYUYOR"

Akademinin dönüşüm süreci içerisinde özel üniversitelerin durumunun değişiminin de önemli bir dönüm noktası olduğunu vurgulayan Erol, kâr amacı gütmemeleri gerekirken kamunun özel üniversitelere göz göre göre vakıf ayrıcalığı vermesi ve teşviklerden yararlanmasını sağlamasının yanında kamu üniversitelerinin kaynakları da kısıldığını belirtti. “Piyasa ile entegre olmuş üniversite tanımı bu şekilde kendine yer buluyor. Bireyi piyasa içerisinde konumlandırmayan sosyoloji ve temel bilimlerin gitgide kapatılmaya başlanması da bu durumun tezahürüdür.” Bu süreçte üniversitelerin markalaşmasının da teşvik edildiği ekleyen Erol, akademisyenlerin dönüşümü, bilim insanlarının fenomenleşmesi ile birlikte üniversite markasının da teşvik edildiğini söyleyerek sözlerini tüm katılımcılara iyi bir kongre dileyerek noktaladı. Öğrencilerin konuşmaya ek sunduğu katkılarda ise akademide rekabetin öğrencilere nasıl yansıdığı öne çıktı. ODTÜ Ekonomi topluluğundan ve YTÜ’den söz alan öğrenciler kariyer kulübü olmayan kulüplere ayrılan bütçenin daha sınırlı olduğundan, aynı olan yerlerde ise aynı imkanların sunulmadığından bahsettiler. Aynı zamanda öğrencilerin kariyer kulüplerinin etkinliklerine gitme motivasyonlarının değiştiğinden bahseden öğrenciler artık iş bulabilme kaygısıyla bu etkinliklere katılımın arttığını söylediler. Erol ise bu konuya dair:”Daha önce hiçbir dönem bu kadar çok ekonomik sebeplerle üniversiteyi bırakan ya da okurken çalışan öğrenci gördüğümü hatırlamıyorum” dedi.

İLK OTURUM: SİSTEM ÇELİŞKİLERİ VE KRİZ

TÜOBİK’te ilk oturum, “Sistem Çelişkileri ve Kriz oturumu” oldu. Hacettepe Üniversitesinden Ali Altun, “Kapitalizm Krizlerinin Aşırı Üretim Karakteri” ve ODTÜ’den Ekin Bal, Can Adak’ın “Emperyalizm Çağında Ekonomik Krizler: Finansallaşma mi?” sunumları ile başlayan oturumun ana odağını kapitalizm ve üretim sürecindeki ilişkiler oluşturdu.

Kapitalizmin yapısı gereği belirli aralıklarla üretim krizlerine girdiğinin belirtildiği sunumlarda, kapitalizmin tekelci aşaması olan emperyalizm ile başlayan süreçte de krizlerin aldığı görünüm tartışıldı.

Ekin Bal, “Bu krizlerde üretim alanından kopuk yorumlar var, finansallaşma teorisyenleri krizleri bir süreç olarak üretim sürecinden bağımsız tartışıyor. Krizler üretim sürecinden bağımsız düşünülemez, üretim olmadığı sürece kapitalist üretim ilişkileri devam edemez. Finansallaşma teorisyenlerinin kaçırdığı nokta bu” ifadelerini kullandı.

“Teknoloji ve Tekelleşme” oturumuna Ankara Üniversitesinden Selcan Demirbacak, Ezgi Hazal Şanlı ve Saki Cansev’in “Merkezsiz Blockchain Teknolojisi ve Merkezi Denetim” adlı sunumu ile başladı. Oturumda, Bitcoin’in gelecekte ne ölçüde kullanılabileceği tartışıldı.

"TEKNOLOJİ DE TEKELLEŞİYOR"

İkinci kısım Hacettepe Üniversitesinden Fatih Yalçın’ın “Teknolojinin Tekelleşmesi, Tekellerin Teknolojisi” sunumu ile başladı. Teknolojide tekelleşmenin aslında tekellerin ortaya çıkışı ile başladığını söyleyen Yalçın, teknolojinin tekelleşmesi kavramını ele aldığımızda karşımıza çıkan ana kavramların AR-GE ve Endüstri 4.0 olduğunu belirtti. “Bu iki kavramın da kârı artırmaya çalışan sermaye kesimlerinin teknolojinin pazardaki gelişebilir rolünü kendi tekellerine alarak onu kullanma çabası içinde değerlendirilebilir” diyen Yalçın, tekelci kapitalizmin teknolojiyi de kullanarak yaşadığı krizleri aşma eğiliminde olduğunu belirtti.

"İNTİHARLAR İLE ÖRGÜTSÜZLÜK DOĞRUDAN İLİŞKİLİ"

“Krizin gölgesinde insan psikolojisi” adlı sunumda ise intihar araştırmaları öne çıktı. Ankara Üniversitesi Öğrencisi Dilan Ortakçı kriz dönemlerinde yaşanan işçi intiharlarının sınıfsallığı üzerine yaptığı sunumda veriler üzerinden ekonomik durum ve intiharlara dair bağlara vurgu yaptı. Ortakçı, intiharların örgütsüzlük ile doğrudan ilişkili olduğunu söyledi. Ortakçı şöyle konuştu: “İşçi ne kadar örgütsüz olursa, üstyapı unsurlarının altında ezilerek başka çıkmaz yön bulamaz hale geliyor. Meclisin önünde intihar eden emekçi ile evde intihar eden arasındaki arasında bir fark vardır. Lacan’ın özel ve kamusal ayrımı bugün benzeşmeye başlıyor kamusal ile özel birbirine karışıyor” diyor.

Kocaeli Üniversitesi öğrencileri Mert Bora ve Tuğçe Yavuz kriz dönemlerinin bireysel ve toplumsal etkilerine dair sunum yaptı. Bora, “İntiharlar ekonomik krizlerin patlak vermiş halidir desek yanlış olmaz” dedi. (İstanbul/EVRENSEL)

Reklam
Evrensel Telegram
ÖNCEKİ HABER

İran'da bir milletvekili daha koronavirüse yakalandı

SONRAKİ HABER

“Boşu boşuna ölüyor askerlerimiz, neyin savaşını veriyoruz?”

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...