25 Şubat 2020 03:19

Şair Faris Kuseyri: Hürriyet ve sevdadır bizim ilmimiz

C. Hakkı Zariç, Şair Faris Kuseyri ile "Orontes Mensurları" ve "Doğu Duvarı" isimli şiir kitapları üzerine konuştu.

Fotoğraf: Mehmet Salıcı 

Paylaş

C. Hakkı ZARİÇ

Avluda sabah serinliği sevginin sokaklarına açılan kapılardan geçip akşamın yorgunluğuna yol alıyor. Böyle olabilirdi, evet. Ama işte yas yüklü bulutlar özetliyor yaşadıklarımızı. Halklardan halklara akan ırmağın berraklığı korkuya ve kana bırakıyor yerini. Kandan bir şelalenin yasını saklıyoruz kalbimizde.

Faris Kuseyri yaşadıklarımızın tutanağını bulup çıkarıyor arşivden. Tarihe soru soracaksak, temrenle deşilen öküzlerin de sesine kulak vermemiz gerektiğini yazıyor. Orontes Mensurları’nı yakın geçmişte okumuştuk, Doğu Duvarı hayatımıza yeni sorular kattı. Şair sordu ve “gencölenler” için yonttu kalemini. Aşk ve toprak için, taşı sulayan kadınların ahı ve evine uzaktan bakanların sızısı için yazdı. Ali, Abdo ya da Berkin ve daha nice kardeşimiz.

Şiirin ve ısrarın nedenleri çoğalıyor memlekette. Faris de yanıt arıyor dizelerinde. Her iki kitabından ama ağırlıklı olarak Doğu Duvarı’ndan dizeler seçip gönderdim şairine. Soru da sorulabilirdi, evet. Ama şairi kendi yazdıklarıyla kundaklamak fikri daha yakıcı geldi. Soru yerine kendi dizelerini gönderdim Faris’e, o da yanıtlarını gönderdi.

Orontes Mensurları’nı, Doğu Duvarı’nı ve içinde sakladıklarını dizeleri ve yanıtlarıyla tekrar okumak için, tarihin saklısına şiirle mim koymak için, evet. Dizeleri ve yanıtlarıyla Faris Kuseyri anlatıyor…

“taş avlun solar düşmüşü kaldırmazsan, ekmek çürür/ çalışmazsan. dirilsin çelik hıncınla ve haram olsun uy-/ kular mazluma musallat olanlara.”

Zariç, siz benim mütevazı dizelerimi birer soru olarak bana iletiyorsunuz. O halde ben de hiçbir kapıyı açmaya uğraşmayayım, içimden geçenleri söylemekle yetineyim. Gerçekten bir anahtarım olsaydı daha güzel dizeler yazardım. İnsanın kendiyle sohbeti ne kadar zordur, bilirsiniz. Çünkü insan, en iyi kendi sefilliklerini bilir. Yine de içimde cansuyu bekleyen umut filizini görüyorum. Bazen çok güçlü zannettiğim de oluyor kendimi. Şimdi o güçlü anlardan birindeymişim gibi cevaplamaya çalışayım.

Mazlum zulmün kurbanıdır, elhak ama benim indimde gadre uğramışlar değil boyun eğmişler düşmüştür. Bu dünyada ayrılık var, yoksulluk var, ölüm var. Bunların olduğu yerde zulüm de vardır. Zalimin anladığı dili konuşacak değiliz. Her şeyden önce zalimin dilini boşa düşürmek, sonra da kendi dilimizi yaratmak… Nedir bizim dilimiz peki? Bizim dilimiz itirazdır. Hürriyete hasret bir itiraz. Göze alabildiğimiz kadar hürüz. Bizim göze alabildiklerimiz ise zalimin en büyük korkusu.

 “kahvaltıya yetişecek ekmek gibi/ yaşlanmaya yetmez acelesi/ şimdi duvarlarda ismi”

“Gencölen”lerden başlayarak hatıraya bağlanıyorum. Eğer ayıp olmayacaksa şunu söylemek isterim: Benim şiirimin de kalbimin de kanı hatırlamaktır, kör bir sadakatle hatırama, hatıramıza bağlanmaktır. Bu dizelerde gözümüzün önünde gram gram eriyen bir çocuğun anıştırıldığı elbette ortada. Berkin’de somutlaşan ateş, inanç ve bunların has evladı öfkeyi yüreğime yakıştırıyorum. Ne gözümüzdeki yaşı saklayalım ne de “gencölen”lerin hayal ettiği hayatın imkânsız olduğunu düşünecek kadar kendimizi unutalım. Yeni bir hayat mümkün. Dizelerimiz, hatıramıza ve onda somutlaşan bilincimize öfkeyi, öfkeden geçerek berraklaşan hayalleri gerçekleştirme gücünü taşıyabilir mi? Bu çabayla heveslenmeyecekse şairin kalbi, yere batsın kâğıda dokunan kalemin sesi. 

“Sevgilim, kâinatta gizli bir sevinç var, gözyaşın bundan”

Bir yatakta sırt sırta uyuyanların aynı düşü görmesi ne hazin. Bu düş, merhamete kapı aralamayan, haşin bir adanmadır. Apartmanların, rakamların, taksitlerin, televizyon ve telefon gürültüsünün susturduğu ne varsa kalbimizi ona açmalı. Kendini adamış insana inanıyorum. Öz bilincini soluklaştırmadan, aşka inanıp onun sayvanında soluklanmadan… Hiçbir mağlubiyet insanın kendine yalan söylemesi kadar aşağılayıcı olamaz. Şiir de sevgili de hürriyete duyduğumuz ateşli hasret de bize hakikati hatırlatmalı. Benim eski moda zihnim, sevgilinin yüzüyle, soluk ufukta belirsiz eğleşen ama varlığını her an hissettiren bahar şafağı arasında sarsılmaz bir bağ kuruyor. Aşkın tahrib edeceği sadece bizim “kendi” hayatlarımız olmamalı. Doğadan bu kadar kopmuşken, denizi plaj, hayvanı et zannederken insana köklerini hatırlatacak sarsıcı bir güce ihtiyaç var. O güç “sol mememizin altındaki cevahir”dedir.

“zarâfet arastada, vicdan sürgün edilmiş/ sonun davetini de gördüm”

Cehaletin ödüllendirilmesine, örgütlenmiş kötülüğün her taze soluğu soldurmak istemesine, güzel olana duyulan kıskançlık dolu nefrete söyleyecek bir çift sözümüz var. Vicdan -yerli yersiz ne çok anıldığını hatırlayarak, büyüsünü yitirmiş bir kelime olduğunu unutmadan- insanın özünü seyredeceği boy aynası olmalı.  Kendi değerini anlamak isteyen, övgü karşısında duyduğu mahcubiyete, zayıfa gösterdiği yakınlığa, güzele duyduğu hasrete, incelik karşısındaki coşkuya, coşkusuna baksın.

“ne zaman bir kitap kapansa bir ömür biter derler/ benim rüyam kitaplar bitince başlardı”

Evet. Hayatın devamlılığını hatırlamak zorundayız. Kitaplar biter, ömürler biter ve hayat sürer. Mevsimler biz olsak da olmasak da birbirini takip edecek. İnsanın kendine önem vermesine tamam da her kapıyı çalıp içeride “ben” var mıyım diye bakmak ne oluyor? İnsan kendi fotoğrafını çektikçe, kendini düşündükçe, dinledikçe kendine daha çok yabancılaşıyor. Zira kendimizi bir başkasında, bizi hak eden, bizim de hak ettiğimiz bir başkasında görmemiz gerekir. Hak edilmiş ve uğrunda savaşılmış güzelliğin elden ele büyümek gibi huyları vardır.   


 “AŞKA İNANIYORUM”

“Elimi bırakma, ekmeğimiz haram suyumuz kan olur/ odamız dağılır yasemin küser kitaplarımız perişan olur”

Nasıl diyelim? “Aşkı küçümseyen nesle aşina değilim.” Aşk yıkıcıdır, yalın ellerimizle dokunamayacağımız alaz, patikayla alay eden uzun yol... Sabır ve tetik... Göllenen kuşku, hoyrat bilinç… Hepsinin, aşkın bütün örseleyen, aldatıcı taraflarının farkındayım. Ama hiçbir güç, kavuşmayı bekleyen bir sevgilinin umuduna üstün gelemez. İşte bu bekleyişteki soylu umuttur zalimlerin korkusu. Yani ne demek istiyorsun, diye üstelerseniz; aşk bu madrabazlar, mültezimler, hırsızlar çağına bizim cevabımızdır derim. Zulmü çoğalsın, biz daha çok seveceğiz. Kavuşmak ilmini ezber etmeden hem de. Hürriyet ve sevdadır bizim ilmimiz. Biri ötekine muhtaçtır. Ancak bu iki kanatla tamam olacak uçuşumuz, bu zavallı hakikatler çağının göklerinde.

Aşka inanıyorum. Hem de karanlık bir denizin kıyıcığında yağmurlu bir sonbahar gecesinde el ele yürümeyi, durup durup öpüşmeyi yüceltmekten korkmayacak kadar.

Reklam
Reklamsız Evrensel için abone ol
ÖNCEKİ HABER

"İzmir İktisat Kongresinde işçiler de var"

SONRAKİ HABER

Ordu Çevre Derneği: "Deniz Yıldızı" projesi iptal edilsin

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...