24 Şubat 2020 04:39

Siyaset Bilimci Ahmet Murat Aytaç: Öncelikle kurtarıcılardan kurtulmak gerekiyor

Sistem tartışmalarını Evrensel'e değerlendiren Siyaset Bilimci Ahmet Murat Aytaç, otoriter yönetimi gerileten her çözümün desteklenmesi gerektiğini belirtti.

Fotoğraf: Eylem Nazlıer/Evrensel

Paylaş

Şerif Karataş
İstanbul

Siyasetin gündeminde yer alan sistem tartışmalarına ilişkin Siyaset Bilimci Ahmet Murat Aytaç, “cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi” adı altında uygulanan otoriter yönetimi gerileten her çözümün desteklenmesi gerektiğini belirtti. Bunun emekçiler lehine olduğunu vurgulayan Aytaç, “Ancak sistem tartışmasının nihai yanıtı, emekçilerin adına konuşan temsilcilerin oluşturduğu sistemler dışında aranmalıdır. Emekçiler için öncelikli yanıt, kurtarıcılardan kurtulma, başka bir deyişle liderlerden kurtulma biçimini almaktadır” değerlendirmesini yaptı.

Yetkilerin tek kişide toplanacağı için eleştirilen ve tepki gösterilen hükümet sistemi, 16 Nisan 2017 referandumuyla onaylanan 21 Ocak 2017 tarih ve 6771 sayılı Anayasa Değişikliği Kanunuyla değiştirildi. 16 Nisan’da olağanüstü koşullarda yapılan ve şaibe tartışmalarının çokça yapıldığı referandumda kabul edilen Başkanlık sistemi (Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi) 9 Temmuz 2018’de resmi olarak yürürlüğe girdi. 31 Mart yerel seçimleri ve 23 Haziran’da yenilenen İstanbul seçimleriyle birlikte siyasette tekrar sistem tartışmaları öne çıktı.

Dış politikanın konuşulduğu şu günlerde bu sistem tartışmalarını Şubat 2017’de yayımlanan kanun hükmünde kararnameyle Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinden ihraç edilen Ahmet Murat Aytaç’la konuştuk. Türkiye’deki sistemin ne olması gerektiği tartışmalarının, parlamenter sitem uygulamaları ile ona bir alternatif olarak önerilen başkanlık sistemi arasındaki gerilim üzerinden tartışıldığını anlatan Aytaç devamla şunları söyledi: “Başkanlık sistemi Türkiye’de ilk olarak Erbakan ve arkadaşları tarafından önerildiğinden bu yana esas olarak hep sağ siyasetin geliştirdiği ve güçlendirdiği bir proje oldu. Soruna bu açıdan bakıldığında, başkanlık sistemi yönündeki talebin “çoğunlukçu demokrasi” anlayışından bağımsız ele alınamayacağını net bir şekilde görüyoruz. Milliyetçi ve mukaddesatçı oyların hep çoğunlukta olduğu düşüncesinden yola çıkan sağ siyasetçiler, başkanlık sistemiyle beraber uygulanan iki turlu seçimlerle, seçim yarışının tabiri caizse “tek kale maça” dönüşeceği beklentisiyle bu öneriyi dillendirmekten hiç geri durmamışlardır.”

"SİSTEM TARTIŞMALARINDA ASIL MESELE GÖZDEN KAÇIYOR"

AKP’nin diğer sağ partilerden ayrıldığı yan, Türkiye’ye özgü bu sağcı ütopyayı gerçeğe dönüştürebilmiş olmasında yattığını ifade eden Aytaç, “AKP’nin 2013 sonrası tüm siyasi çabası anayasal sistemi bu yönde dönüştürme amacına odaklanmıştı. Tabi böylesi bir sistem değişikliği memleketin birikmiş tüm siyasi sorunlarının çözümü olarak sunulduğu için, aslında başkanlık sisteminin dünya genelindeki uygulanma ve değerlendirilme biçiminden başka bir tablo ortaya çıkmasına sebep oldu” diye konuştu. Türkiye’de sistem tartışmalarını dengeli bir tarzda yapılmadığı için tartışmanın ardındaki asıl meselenin gözden kaçtığına vurgu yapan Aytaç devamla şunları söyledi: “Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi uygulamasına karşı güçlendirilmiş parlamenter sistem önerisiyle çıkılmasının yetersizliğini vurgulamak isterim. Parlamenter sistemin restorasyonunu hedefleyen bu öneri, “güçler ayrılığı ilkesinin uygulanması” ve “darbe hukukunun ilga edilmesi” gibi iki temel siyasi meseleyi çözüme bağlama iddiasıyla ileri sürülüyor. Yargı bağımsızlığının ortadan kalkmış olması, meclisin hiçbir işlevinin kalmamış olması, yürütmenin tek kişinin elinde toplanmış olması gibi sorunları düşündüğümüzde bu öneri çok yerindeymiş gibi gözükebilir. Fakat ne parlamenter sistem tek başına güçler ayrılığının garantisidir ne de başkanlık sistemi tek başına hukuk devleti ilkesine aykırıdır. Aksine başkanlık sistemlerinin başarısı, kuramsal açıdan, güçler ayrılığının katı bir şekilde işletilmesine ve hukuk devleti ilkesinin tavizsiz uygulanmasına bağlıdır. Bu tartışmanın yetersiz olduğunu ve asıl meseleyi yakalayamadığını söylerken kast ettiğim bu durumdur.”

Türkiye’de uygulanan hükümet sistemlerin esas sorunu şu veya bu anayasal düzenlemenin benimsenmiş olması değil, bu düzenlemelerin yerleşmesini ve kurumlaşmasını engelleyen anayasa dışı faktörlerin varlığında aranması gerektiğini dikkat çeken Aytaç, “Bu faktörleri temsili hükümet sistemlerinin dünya genelinde yaşadığı çözülmenin açığa çıkardığı üç farklı eğilim içinde toplamak mümkün. Temsili sistem vurgusunu, parlamenter sistem ve başkanlık sistemi ötesinde bir değerlendirme yapabilmek için özellikle tercih ediyorum. Burada ilk olarak, yürütmenin başı olan kişinin, dışarıdan gelecek müdahalelere giderek daha kapalı hale geldiğini görüyoruz. İkincisi, siyasi parti lideri olarak aynı otoritenin, kendi partisi karşısındaki özerkliğinin giderek arttığını söyleyebiliyoruz. Üçüncüsü, seçim süreçlerini kurumsal dinamiklerin değil, yönetici olabilecek liderlerin kişisel özelliklerince belirlendiğine şahit oluyoruz” ifadelerini kullandı.

"EN ÖNEMLİ SORU ŞUDUR: LİDERLERDEN NASIL KURTULABİLİRİZ?"

Bu eğilimlerin anayasal sistemle birebir ilişkili olmadığını belirten Aytaç devamla şunları söyledi: “Kimi siyaset bilimciler bu eğilimleri “başkanlaşma” kavramıyla açıklamaya çalışıyor. Bununla parlamenter sistemlerde yürütme erkinim fiilen bir başkanlık gücü şeklinde işlemesini kastediyorlar. Ancak mesele bundan çok daha derindir ve temelde geniş toplumsal kesimleri “büyük önderler” yahut “güçlü adamlar” gibi lider kültüne bağlayan dinamiklerle ilgilidir. Türkiye’de başkanlık sistemine geçiş ve şimdiki işleyiş, esasında temsili sistemin söz konusu lider kültüyle kesiştiği yerde mümkün olabilmiştir. Liderlerin ellerindeki konumların korunması ve etkilerinin artması için ihtiyaç duydukları düzenlemeler kurumsal dinamikleri sık sık felce uğratmıştır. Bizde parlamenter sistem başkanlaşmamıştır, adeta başkanların kendisi sisteme dönüşmüştür. Lider bağımlığını ve siyasetteki lider oligarşisini dikkate almayan her anayasal sistem önerisi, sonuçta aynı sorunları tekrar üretmeye mahkum gibi görünüyor. Ancak muhalefet partileri de tıpkı iktidar partisi gibi lider oligarşisi tarafından işletildiği için, kimsenin böyle bir gündemi maalesef yok. Bu açıdan bakıldığında karşımızdaki en önemli soru şudur: Liderlerden nasıl kurtulabiliriz?”

Ahmet Murat Aytaç bugünkü tartışmanın siyaset biliminde “hükümet sistemleri” olarak adlandırdığımız paradigma üzerinden yürütüldüğünü belirterek, “Saf ve birbirinden kesin çizgilerle ayrılmış parlamenter veya başkanlık sistemleri yoktur. Her parlamenter yapının içinde işleyen başkanlık adacıkları olduğu gibi, başkanlık sistemleri içinde işleyen simetrik yapılar da bulabiliriz” diye konuştu.

Bugünkü tartışmada emekten ve özgürlükten yana bir çözümün kısa vadeli ihtiyaçları açısından, “cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi” adı altında uygulanan otoriter yönetimi gerileten her çözümün desteklenmesi gerektiğini belirten Aytaç, “Bu açıdan bakıldığında güçlendirilmiş parlamenter sistem veya adı ne olursa olsun, hukuk devleti ve özgürlükleri geliştirecek her çözüm bir dereceye kadar emekçilerin lehinedir. Ancak sistem tartışmasının nihai yanıtı, emekçilerin adına konuşan temsilcilerin oluşturduğu sistemler dışında aranmalıdır. Bugünkü bağlamda söz konusu yanıt öncelikle kurtarıcılardan kurtulma, başka bir deyişle liderlerden kurtulma biçimini almaktadır” ifadelerini kullandı.

"MELEZ FORMLAR OLUŞTURMAK HER ZAMAN OLANAKLIDIR"

Ahmet Murat Aytaç, tartışılan iki sistem dışında başka sistemin mümkün olup olmadığı sorumuza şu yanıtı verdi: “Toplumda yerine getirilen siyasal işlevlerin sayısı ve ilişkileri ölçüsünde, ki bunların önceden bilinebilir bir sınırı yoktur, başka sistemler tasarlamak ve uygulamak mümkündür. Bir halkın özgürlük taleplerinin ihtiyaç duyduğu düzenlemeler doğrultusunda yeni biçimler yaratmak veya melez formlar oluşturmak her zaman olanaklıdır. Tabii burada başka sistem arayışının daha derin bir boyutuyla da karşılaşıyoruz. Güçler ayrılığı meselesi üzerinden gelişen tartışmaya yaklaşım hükümetleri ayrıştırsa da bu güçlerin kaynağını oluşturan halk ile onu kullanan temsilciler arasındaki ilişki bakımından bu hükümet biçimleri aynıdır. Bunların hepsi de “temsili hükümet”tir. Amerika’nın “kurucu babaları” bugün bizim “demokrasi” dediğimiz şeye, gerçek adıyla sesleniyor ve ona “temsili yönetim” diyorlardı. Yine J. S. Mill veya F. Guizot gibi 19. yüzyıl filozofları “temsili hükümet” kavramını demokrasiden çok farklı bir yönetim tarzını anlatmak için kullanıyorlardı. Başka sistem tartışması, en derinden yaklaştığımızda, tüm bu temsili hükümet biçimlerine karşı temsili olmayan sistemler üzerine düşünmeyi gerektirmektedir.”

Reklam
Reklamsız Evrensel için abone ol
ÖNCEKİ HABER

Filistin mücadelesinin simge ismi Leyla Halid: İşgal masada sona ermeyecek

SONRAKİ HABER

CHP’li Özgür Özel: Derneklerle ilgili torba teklifi bir fişleme teklifidir

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...