18 Şubat 2020 17:58

Giden kardeşin ardından!

Semih Hiçyılmaz, kanser nedeniyle yaşamını yitiren çalışma arkadaşımız Cemal Dursun'u yazdı: "Yeter artık" demedi, "yoruldum" hiç demedi. Bir gün olsun seyir defterini başkası yazsın demedi.

Fotoğraf: Okan Başal/Evrensel

Paylaş

Semih HİÇYILMAZ

'95 yılının bahar ayları.

Duyduk ki günlük işçi gazetesi çıkıyor. Böyle şeyler duyulur da durmak olur mu? Varalım dedik, görelim dedik. Koştuk geldik.

İşte ilk koşup gelenlerdendi Cemal. Toprağı bir yol olsun sürebilmek için yapıştığı sabanın sapını 25 yıl boyunca bir an olsun bırakmadı. Bir tek gün olsun şikayet etmedi. Zorluklar ve olanaksızlıklar karşısında sızlanmadı, pes etmedi. Doluya koydu almadı, boşa koydu dolmadı. Ama bütün bunlara rağmen son ana dek yapılması gerekenlerden zerrece geri adım atmadı. "Yeter artık" demedi, "yoruldum" hiç demedi. Bir gün olsun seyir defterini başkası yazsın demedi.

İşte gazetenin çıkması için hazırlık yapıldığı o günlerde tanıdım Cemal’i. Gazetenin idari bölümünde çalışıyorduk... İdari bölüm dediysem tuvalet temizliğinden çatı aktarmaya kadar her tür işleri kapsayan bölüm. Hiçbir işin ayrımını yapmazdı O. Yapılması mı gerekiyor, o zaman yapılacaktı. Her iş de gelirdi elinden, gelmiyorsa bile çabucak öğrenirdi. Gazetenin ilk çıktığı günlerde, birlikte yola çıkılmış olan gazeteci ekibiyle yaşanan yol ayrımı üzerine gerçekleşen toplu ayrılmalardan sonra, yüz kişiden fazla insanla çıkarılan gazetede otuz kişi kalmıştı. İdari bölümünden yemekhaneye kadar tüm kalanların sayısıydı bu. Ama gazete yine çıkacaktı. Az sayıdaki gazetecilik tecrübesi olan yoldaşların yönlendirmesiyle kollar sıvandı, eller kenetlendi. Daha önce hayatlarında bir günlük gazetenin kapısından bile geçmemiş olanlar gazete çıkarıyordu. Cemal de o gün teknik serviste, bilgisayarın başındaydı. Sayfa sekreteri, editör, operatör… Hepsi olmuştu ve sayfa yapıyordu. Kısa sürede yaptığı spor sayfasını bitirmiş diğer sayfalara yardım ediyordu. O gün gazete her zamankinden önce bitirildi ve ilk defa hat kaçmadan okuyucuya ulaştı.

Gazetenin hazırlık aşaması dahil üç ay boyunca Cemal’le idari kattaki koltukta sırt sırta vererek uyumuştuk geceleri. Yalnız gazetede çalışırken sırt sırta vermemiştik. Emek Partisinin Ankara’daki kapatma davasında da sırt sırta idik. Teke tek döğüşte yenemeyeceklerini bildiklerinden her birimize beş kişi, on kişi saldırıyorlardı. Kırılan kemik ve tahta cop seslerine slogan sesleri karışıyordu. Saldırganların çemberinin ortasındaydık ve yere düşmememiz gerekiyordu. O zaman da sırt sırta vermiştik onunla. Kafamızdaki, vücudumuzdaki kırıklara rağmen çemberi dağıtmıştık. Sonrasında sigaramızı içerken de toprağa sırt sırta oturmuştuk. Ambulanslar yaralıları taşırken ben gidememiştim de kafasından akan kanlara rağmen "Ben de gitmiyorum" demişti.

Cemal benim kardeşimdi. Gerçi tüm yoldaşlar kardeştir ama işte bazıları daha kardeş oluyor. Duygusallık ağır basınca yazarken bilimsel tespitlerden biraz savruluyor insan ama varsın bu sefer de böyle olsun. Bir diğer kardeşimiz daha vardı gazetenin idari katından. Ali. O da hastalıkla savaşıyor bu günlerde. Birkaç gün önce aramıştım, nasıl oldun diye. Nispeten erken fark etmişlerdi hastalığı. Midesini almışlardı ama "İyiyim, hastalıkla savaşıyorum, yeneceğim" demişti. Telefonu kapattıktan bir saat sonra gelen telefon ise Cemal’in hastalığını haber veriyordu. Cemal’de geç kalmıştık fark etmekte. Lanet hastalık hizip gibi. Her ikisinde de kendi hücrelerinden birinin ihanetiyle başlıyor her şey. Erken fark edebiliyorsan yenmek olası. Geç kalırsan hasar büyük oluyor.

Gazete çıkarken en önde koşup gelenlerden ilk Metin Göktepe ayrılmıştı aramızdan. Polisler tarafından dövülerek katledilen. Gazetenin önündeki cenaze töreninde mahşeri bir kalabalık vardı. Tabutun başında yine ellerimiz kenetlenmişti Cemal’le. Sonra İbrahim Dayı gitti. Gözünün kesmediğini gazete binasına sokmayan, gençlere her daim öğütlerde bulunan İbrahim Dayı. Bir gün gazetenin haşarı karikatüristi Ertan Aydın’ın trafik kazasında hayatını kaybettiği haberi geldi. Ardından Sennur Abla bırakıp gitti bizleri. Kültür servisindeki saatler süren eşsiz sohbetlerin anlatıcısı Sennur Abla.

Ve Metin İlgün. Parti tarihine, devrimin hamallarından olarak adını kazıyan görev insanı Metin. İşçi sendika servisinin karıncası. Ve Cemal. Metin gibi en ağır yükü taşımayı gıkı bile çıkmadan, her türlü zorluğun üstesinden gelen yoldaşlar. Daha Metin’in toprağı kurumadan Cemal gitti şimdi de. Güneşten ışık yontan, sert adamların soyundan geliyorlardı. Yerleri doldurulamayacak elbette ama saflar da boşalmayacak. Onların harcadığı emekle kazandıkları, onların yolundan yürüyecek şimdi. Daha çok görev adamı daha çok parti hamalı yetişecek gençlerden.

Gözlerimin buğusunu sorarsan sigaradandır, desem de inanma. Yüreğim yanıyor, dumanı gözbebeklerime vurmuş.

Reklam
Reklamsız Evrensel için abone ol
ÖNCEKİ HABER

Gazeteci Necla Demir'e "Cumhurbaşkanına hakaret" davası

SONRAKİ HABER

Gazeteci Şerife Oruç hakkında yakalama kararı çıkarıldı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...