18 Şubat 2020 04:00

Politik bir figür olarak yazan siyasetçiler ve Selahattin Demirtaş kitaplığı

Türkiye edebiyat tarihi, cezaevinden yetişen aydın ve yazarları tarihidir aynı zamanda. Selahattin Demirtaş da cezaevinde edebiyat alanına sıçrayan bir yazar konumu kazandı bu ürünleriyle.

Fotoğraf: MA

Hakan KEYSAN
Hakan KEYSAN

Siyasetçilerin yazar olarak ortaya çıkmasını, güzel sanatların herhangi bir alanında üretim yapmasını veya sportif becerileriyle aktif spor hayatı içerisinde yer almasına alışkın bir toplum değiliz. Bu nedenle politik bir figür olan Selahattin Demirtaş’ın bağlama çalıp türkü söylemesi ve üzerine iki öykü kitabı ve bir romanla yazın dünyasında yerini almasını da fazlasıyla yadırgayabiliriz. 

Bu yüzden toplum katmanlarını birleştiren, farklılıkların zenginliğini bir hazine olarak gören, yaşamsal alana ve birey özgürlüklerine değer katan ve insan yetenekleri ve donanımlarına liyakat temelli fırsatlar yaratan politik ortamlara da oldukça uzağız. 

Klasik Türk tipi politikacı figürü bunları kaldıracak nitelikten yoksun. İş çevrelerinin beklentileriyle temsil edilen bir politik arenada sanatsal ve sportif figürlerin kendini bu ortamda mevzilemesi mümkün olamıyor. Oysa mesleki birikimlerine güzel sanatların evreniyle süsleyen figürlerin gerek estetik düzlemde gerekse sportif kültürde örnek oluşturması, Türk siyasetine ancak nitelik getirirdi.

Kültürlü olmak, sanatla olmak, sporla yaşamak insana bu değerleri katacaktır. Bunca kötü örneğin arasında daha önce kitap yayımlayan politikacılarımız da az değil kuşkusuz. Atatürk en önemli figür. Nutuk başta olmak üzere yazdığı 14 kitabın genel içeriği modern bilim alanlarından oluşuyor.

Diğer önemli bir yazın adamı politikacı Bülent Ecevit. Birçok çeviri kitabı olan Ecevit, özellikle şair Ecevit olarak da bilinir ve 18 kitabın yazarıdır. Naif karakteri, mütevazi yaşamı ve hiç zenginleşmeyen politik kişiliği de önemli bir unsur. İsmet İnönü ve Erdal İnönü de Türk siyasi tarihinin kitap yazan önemli politikacı ve bilim insanları olmuştur.

Siyasi kitap yazarlarından olan Necmettin Erbakan’ın yazdığı sekiz kitabın hepsi de İslam ve siyaset içerikli yayınlardır. 15 kitabın sahibi Devlet Bahçeli de Türkçülük ve siyasi kitaplarıyla meşhurdur. 2 yıl başbakanlık yapan Ahmet Davutoğlu’nun ise beş kitabı bulunuyor ve o da güncel politik kitap yazarı. Birçoğu kendi siyasi anlayışını destekleyen güncel politik kitapları daha çok parti içi eğitim kanalları biçiminde kullanan kitaplar yayımlamışlardır.

Ancak bir kültür kitabı olarak halkın yaşamını merkezine koyan estetik bakışla okumalar yapabileceğimiz siyasetçi sayısı neredeyse yoktur. Dolayısıyla Bülent Ecevit şiir çevirileri ve şiiriyle önemlidir. Haliyle siyasi arenada pek de kitapla, yazınsal ürünlerle ve güzel sanat dallarıyla bezenmiş politik figürleri sık sık görmek Türk siyasi tarihi içinde pek mümkün olmuyor. 

Bu tarz siyasi figürlerin yarattığı kaotik ortamda eğitim denen garabet alandan okuyan, yazan ve üreten kültür insanı da yetişmiyor. Yaratılan baskı koşulları altında üreten bir avuç aydın da, ülkenin kültürel tarihinde yaşamları pahasına iz bırakarak yazabiliyor. Sanatın ve sanatçının günümüz politik ortamda özellikle de muhalif tavrıyla var olmasının koşulları oldukça zorlaştırılmış durumda.

Ülke yönetiminde halkın çıkarlarını ve beklentilerini bir kenara koyup kabzımalların, mütayitlerin, soyguncuların, vurguncuların, zenginlerin ve kendi çıkar ve egolarının peşinde sürüklenen politikacıların yarattığı bu kaos sanatı sönümlendiriyor. Ancak nitelikli sanatsal üretimler ve sportif uygulamalar baskı koşulları var diye de durmuyor kuşkusuz…

BİR YAZAR OLARAK SELAHATTİN DEMİRTAŞ

Demirtaş, Türk siyasi tarihinde yerini almış, seksenden bu yana aşılamayan seçim barajının aşılmasında toplumda güçlü bir temsil bulan HDP’nin hem genel başkanı hem de Cumhurbaşkanı adayı olan bir figür. Üç yılı geçen tutsaklık süreci içerisinde cezaevinden iki öykü bir roman ile okur önüne çıkan Demirtaş böylece yazar kişiliğiyle de önemli politik figürlerden biri oldu. 

Daha önce 2017’de Dipnot Yayınları’ndan yayımlanan “Seher” adlı öykü kitabı, başta İngilizce olmak üzere onlarca dile çevrilip yüzbinlerce satış rakamı ile en çok okunanlar listesinde kendini bulmuş ve çeşitli ödüller almıştı. 2019 Nisan ayında yayımlanan ikinci öykü kitabı “Devran” da aynı ilgiyi gördü. 131 sayfadan oluşan kitapta toplam 14 öykü yer alıyor. Yine Dipnot yayınlarından 2020 Ocak ayında çıkan roman “Leylan” ise 298 sayfadan oluşmuş. 

Demirtaş öykülerini tamamen halkın yaşam alanlarından oluşturduğu hikâyelerle kurgulamış. Genel öykü ve roman karakterleri ve gündelik yaşamlar, halkı yansıtması ve temsil etmesi bakımından değerli. Okurken o karakterleri yakından duyumsayabiliyorsunuz. Size oldukça tanıdık geliyor. Trajik olan ile ironik olan bir arada serpiştirilmiş öyküler, konular bunlar. Okurken bazen gülerek bazen de hüzünlenerek ilerliyorsunuz. Açıkçası kullandığı dilin akıcılığı ve basitliği dikkate değer. Toplumsal yaşamın içinden seslenen bir kalem bu. Halka ve okura yukardan bakmayan, gerçekçi, hüzünlü, komik ve vurucu. Demirtaş önemli politik figür kuşkusuz. Lanetlenmek ile tapılmak arasında gidip gelen, cezaevinde yaşamını sürdüren bir siyasi figür. Ancak biz kitaba bakışımızı politik pencereden ziyade estetik alandan yaklaşacağız.

Demirtaş, okuduğum üç kitapta da politik argümanlardan ve o kaba sloganik dilden uzak duruyor. Ancak her yazar gibi kuşkusuz siyasal duruşunu öykülerinin arasına sızdırıyor. Daha çok, toplum katmanları içerisinde olanı ayna tutmak üzerine kurguladığı hikâyeleriyle, toplumsal çelişki ve sorunları çırçıplak ortaya seriyor. Somut ve açık bir dille toplumsal çelişkileri ve karmaşıklığı ortaya koymak, günümüz politik arenasında rakipleri mutlu eden bir üslup değil kuşkusuz. Lanetlenmenin temel nedenlerinden biri de bu sınıfsal tutum? Demirtaş politik arenada olduğu gibi edebiyat alanında da safını emekçilerden yana belirliyor. Türkiye edebiyat tarihi, cezaevinden yetişen aydın ve yazarları tarihidir aynı zamanda. Selahattin Demirtaş da cezaevinde edebiyat alanına sıçrayan bir yazar konumu kazandı bu ürünleriyle. 

DEMİRTAŞ’TAN BİR İLK ROMAN “LEYLAN”

Leylan romanı, kurgu, iki dil arasında sıkışıp kalan bir halkın eğitim serüveni ve toplumsal yaşamda var olma çabasını merkezine almış bir roman. 

Roman içinde roman anlatan kurgusuyla, barındırdığı gizemle sürekli merak içinde ilerliyorsunuz okurken. Anlatımdaki ve hikâyelerdeki komiklikle birlikte barındırdığı drama, bu ilk romanda öykülerde aldığımız tadı veriyor. Demirtaş yazın serüveninde önemli bir çalışma ile daha okur önüne çıkmayı başarıyor. Muhaliflerin, ezilenlerin, yoksulluğun penceresinden dünyaya doğru parıldayan bir gözle bakıyor. 
Doğunun mistisizmini diline yaslamayı başaran bir anlatımla giderek etkisi artan bir yazar olmayı başarıyor Demirtaş. Sade ve yalın dili okumayı kitlesel ayine dönüştürecek bir içerik katıyor. Hemen herkes bu okumada payına düşecek anlamları kolayca çıkartabilir kanısındayım. Eserlerindeki politik derinlikle birlikte düşünüldüğünde Selahattin Demirtaş hicvedici ve donanımlı bir politik insan olmasının yanına yazarlık gibi değerli bir nitelik daha katmayı başarıyor. 
.....
Türk usulü demokrasi, trajik biçimde rakip politikacıları cezaevleriyle saf dışı bırakarak bir politik enkaz üzerinden yükseliyor. Karşıtını sindirmeyi, muhalif olana katlanılmaz bir düşmanlıkla ekarte etmeyi kendine düstur edinmiş durumda. Ama halkın umutlarını besleyen politikacılar, yazarlar, aydınlar, yine halkın yanında, üretenin ve erdemin safında inatla yer almayı sürdürecekler. Nefesleri sıkılsa da haykıracak bir dil ve pencere bulmakta güçlük çekmeyecekler. Edebiyat ve sanat bu direniş mevzisinin en güçlü dayanağı olmayı tarih boyunca sürdürdü ve günümüzde de sürdürmektedir.
Ne mutlu ki hala yazanıyla, çizeniyle, bilim insanlarıyla, doğaseverleriyle, insan severlerle vicdanını yaşamının önüne koyan; dünyanın her coğrafyasında doğayı ve barışı kucaklayan güçlü senfonik sesler de var bu coğrafyada…

Reklam