17 Şubat 2020 03:15

Alternatif bir yayıncılık ve yayımcılık: Fotoğrafevi- İZ dergisi

Şehrin kaosundan korunan, gizli bir cennet olarak gördüğüm Fotografevi’nde hem İZ’in hikayesini hem de kağıda gelen zamlar ve dağıtım tekeli gibi sorunları konuştuk.

Fotoğraf: İZ dergisi kapakları

Paylaş

Anıl YURDAKUL
İstanbul

Fotografevi, Türkiye’de bağımsız yayıncılığın önemli bir kalesi durumunda. Bünyesinde yayınlanan İZ dergisi ise ülkemizdeki nadir fotoğraf dergilerinden biri olma dışında an’ın tanıklığını ve arşivini yapmakta, basılı bir işinin olmasını isteyen yerli-yabancı fotoğrafçılar için referans alınabilecek, ülkedeki tek mecra konumunda. An itibariyle 65. sayısı piyasada olan İZ, kağıda gelen zamlar ve dağıtım tekeli gibi onlarca sorunla mücadele ederek yayınlanmaya devam ediyor. Başında ise hayatını fotoğrafa adamış ve İZ’i bebeği gibi gören Gölnur Cengiz bulunuyor. Şehrin kaosundan korunan, gizli bir cennet olarak gördüğüm Fotografevi’nde hem İZ’in hikayesini hem tüm bu sorunları konuştuk.

"AN’I ÖLÜMSÜZ KILMAK"

Gölnur Cengiz, insan, kadın ve hayvan haklarını yaşam tarzı olarak benimseyen hukukçu bir ailenin kızı. Çocukluk yıllarında hem okulların tatilinin hem de adli tatilin çakıştığı zamanda yapacakları tatilin güzergahını Türkiye haritası üzerine kırmızı kurşun kalemle belirler, tatil zamanı gelince de arabalarının bagajını bilumum erzakla doldurup yola koyulurlarmış. Otoyolun olmadığı, benzin istasyonlarının sınırlı olduğu o yıllarda, havanın karardığı yer neresi ise orada konaklar; bu bazen bir köyde muhtarın evi bazen bir şehirde otel olurmuş. Patika yolları çok güzelmiş, eğer lastik patlamazsa. Her çeşme başında durur, köy düğünlerinde halay çeker, göçebelerle keçi sütü sağarlarmış. Dağ başında benzinleri bittiğinde atlı insanların konvoyuyla en yakın tesise ulaşırlarmış. “Babamın analog bir fotoğraf makinesi vardı ve ailenin fotoğrafçısı ben seçilmiştim. Böylesine görsel ve dokunsal bir yaşam süreci fotoğraf tutkumun temelini oluşturdu. An’ı ölümsüz kılmak” diyor, Gölnur Cengiz. 

Sonraki yıllarda farklı sektörlerde basın ve halkla ilişkiler danışmanlığı ve yöneticilikleri yapan Gölnur Cengiz, Fotografevi bünyesine 2003 yılında dahil olmuş. Fotografevi 1994 yılında Faruk Akbaş tarafından kurulmuş en köklü fotoğraf kurumlarından biri ve 2003 yılında Hasan Şenyüksel tarafından devralınmıştı. Cengiz, işinden arta kalan zamanlarda Hasan Şenyüksel’e yayınlar ve etkinliklerde danışmanlık yapmaya başlar. 2005 yılında uzun soluklu bir fotoröportaj dergisi çıkartma isteğiyle çalışmalara başlarlar. Amaçları evrilen coğrafyalarda fotoğrafın anlatım gücüne önem veren,  içeriğinde yaşanmış  gerçek hikayeler barındıran bir dergi çıkarmaktı. Samimi, sade ve arşivlik olmalıydı, teknik bilgiler içermeden fotoğrafçıya ses olmaktı amaçları. Dergiye İZ adını verirler. 

ARA GÜLER: ‘BEN VARIM’

Ara Güler’in “Ben varım” demesiyle çalışmalar hızlanarak 2006 yılının ocak ayında İZ dergisinin ilk sayısı yayımlanır. İlk referanslarında Magnum Photos yer alır çünkü heyecanlarını ve titizliklerini beğenirler. Yurtdışından olumlu geri dönüşler alırlar. Euro Sappien Bronz madalya ödülü alırlar. Sonrasındaysa uzun yıllar Magnum Photos Türkiye Temsilciliği. Bir ilaç firması yıllarca tüm hastane ve muayenehanelerdeki doktorlara İZ’i ulaştırır. 2011 yılına kadar bu tempoyla Gölnur Cengiz’in Fotografevi’ne özellikle İZ dergisine yoğun katkısı devam eder. 

Hasan Şenyüksel günün birinde artık şirketin borçlarını karşılayamadığını ve hem İZ’i hem de Fotografevi’ni kapatacağını söyler. Piyasaya, matbaaya ciddi bir borç birikmiş ve şirket iflasın eşiğindeymiş. Şenyüksel, fikrini sorduğu Gölnur Cengiz’den “Bunca emeğin ürünü olan İZ devam etmeli ve fotoğrafın nabzının attığı yerlerden biri olan Fotografevi’nin kapısına kilit vurulmamalı!” cevabı alır. Emeğiyle geçinen Cengiz’in maddi birikimi yoktur ancak fotoğrafa tutkusu ve cesareti vardı. Ortaksız ve sponsorsuz tüm borçları üstlenir, Fotografevi’ni tek başına devralır. Ekonomi mezunu olmasının faydalarını en çok bu dönemde deneyimler. Banka kredileri, çalışan sayısında ve masraflarda tasarruf, mekan küçültme, katılımcı profilini genişletme ve ‘7/28’ çalışmak. Bunca emek sonrasında borçları toparlamış…

PATLAYAN KANALİZASYON HER ŞEYİ MAHVEDER 

Yıl 2014, şu an var olan galeriden önceki galeride kanalizasyon gideri patlamıştır. Elektronik ve diğer eşyalarının tümünü çöpe atar. Gölnur Cengiz için ciddi bir travmadır. Zorunlu olarak İZ’in yayınına Ara Güler özel sayını çıkartarak virgülü koyar… Gölnur Cengiz süreci şöyle anlatıyor:

“Ara Bey hem bayağı üzülmüş hem de kendi fotoğraflarını yayınladığım için 49. sayıyı çok sevmişti. Şimdiki depomu 1,5 yıl aynı zamanda ofis olarak kullandım ve masrafları iyice azalttım. Okurlarımız, yaptığımız seçimlere güvenen tercihlerimize teveccüh gösteren sadık bir kitleydi ve ‘İZ’i tekrar görmek istiyoruz’ talebinde bulunuyorlardı. Bir grup fotoğrafçı dostumuzun önerisiyle “Siz varsanız İZ de var” diyerek bir kampanya başlattık. Bazı arkadaşlarımız destek amacıyla fotoğraflarını satışa sunarak bir imece başlattı. Ayrıca önceki abonelerimize samimiyetle durumu anlattım ve katkılarına devam etme çağrısı yaptım. Tüm destekler çok kıymetliydi.”

Ama toplanan meblağ maliyeti karşılamaya yetmez. Yine de mutlaka çoğalırız düşüncesiyle 2015 yılında yani 15 ay sonra 50. sayıyla tüm bu destekler sayesinde İZ tekrar yayına başlar. İlk siparişler yine yurt dışından gelir. İZ tekrardan ayaktadır…

EDİTÖRYEL ÇALIŞMA

Gölnur Cengiz’in üzerindeki bir diğer sorumluluğu ise editöryel çalışmaları. Etik kuralların önem taşıdığı süreç fazlasıyla özen gerektirir. Okura karşı sorumlulukları büyüktür. İZ’in kendi dinamiği ve dengeleri vardı: Yerli-yabancı, kadın-erkek, usta-genç, insan-doğa… Konular hem birbirinden bağımsız olmalı bazen de birbirini desteklemeliydi. Kuzey Kore’ye de uzanmalı, Suriyeli mültecilerin Urfa’daki çadır kentlerine de... Hindistan’daki ayinleri de anlatmalı, Gabar dağındaki korucunun öyküsünü de… Fotoğrafların bir şeylerden haberdar etmesi de gerekliydi.

Kapak ise başlı başına bir imge, bir duruş sergilemeli. Yazılar önemli, var ise fotoğrafçının kendi projesini anlatan bir metin, yok ise fotoğrafları okuyarak kendi edebi yorumunu aktarabilecek bir yazarın kaleminden çıkmalı. Tasarım önemli, çeviri önemli. Singapur’a, Amerika’ya, Japonya’ya, Avrupa’ya gidiyor. Ortak dil İngilizce. Baskı en can alıcı noktalardan biri, matbaadaki ustaların renk deneyimi önemli. Kısacası onlarca kişinin emeği bulunmakta İZ’in piyasaya sunumunda.

Gölnur Cengiz günde ortalama yüzlerce fotoğrafa bakıyor, konsepti hazırlayıp seçkileri oluşturuyor. İşini yayınlamak istedikleri hayatta ise kendilerinden, ajanslarından veya varislerinden onay alıyor. Yayınlamayı çok isteyip henüz ulaşamadıkları veya telif ücretini karşılayamadıkları da bulunuyor; James Natchway- Don McCulin- Brassai gibi. Seçimlerde zorlandıkları da yok değil. Sebastiao Salgado’nun Genesis işi gibi. Hepsi birbirinden özel ve anlamlı 40’a yakın fotoğraf gönderdiğinde elemeye kıyamamış. En fazla 23-27 fotoğraf kullanabilirdi. “Yazı-tura atasım gelmişti” diyor.. Tabii ki her gelen işi yayınlamak mümkün değil. Bireysel olarak başvuruda bulunanları da inceleyerek kendilerine olumlu veya olumsuz geri dönüş yapıyor.  

“İZ’in hem sahibi, hem hamalı hem de çobanıyım.. Çok güzel insanlarla çalıştım, çalışıyorum” diyor Gölnur Cengiz, her ne kadar tasarımcı arkadaşı Serkan’ın ‘bi tık’ cümlesini duyunca camdan aşağı atlamak istediğini hissetse dahi…

Paylaşmak, dayanışmak çok kıymetli bir eylem. Fotoğrafa gönül ve değer verenlerin ‘İZ’i hep olacak.”

BUTİK YAYINEVİ: SIKINTI EVİ

Ülkemizde dergiyi-kitabı mal gibi değil, emekleri geleceğe taşıyacak kıymetli çalışmalar olarak görüyorsanız, maliyetlerle baş etmek çok zor. Fotografevi gibi bağımsız ve butik yayınevleri temkinli davranmak zorunda. En popüler ve en çok satan kitapları çıkaramazlar çünkü toplum geneline baktığımızda fotoğraf özel ilgi gerektiren bir alan. Bu durumda en kâr’sız alanlardan biridir fotoğraf yayıncılığı. 2005 yılından bu yana SEKA kapatıldıktan sonra Türkiye’de kağıt üretilemiyor ve dışa bağımlı durumdayız. Fiyatlarda döviz üzerinden işlem yapılıyor. Dövizdeki yüzde 40’lara varan artış özellikle kağıt, mürekkep gibi ithal ürünlerin maliyetlerine doğrudan yansıyor. Yayıncılar bu artışları fiyata yansıtamadığı için de, eksi haneye yazılıyor. 90’lı yıllarda zincir kitabevlerinin yaygınlaşmasıyla başlayan dağıtım ve satışta tekelleşme günümüzde daha vahim bir hale geldi. Büyük dağıtımcıların kurallarına uymazsanız ürününüzü dağıtmayı reddederler, siz de okura -hedef kitleye- ulaşamazsınız. Nedir bu kurallar? Gölnur Cengiz özetliyor:

“Satış fiyatı üzerinden yüzde 50-55’lere varan iskonto. Ürünlerin raflarda kısa sürelerle bekletilmesi, alıcısını hemen bulamadıysa tedavülden kaldırmaları, yani raftan indirilmesi.. Ortalama 3 ay içerisinde satmaz ise, yayıncıya yapılan iadeler. Yine, ürün gönderildikten 8 ay sonra, iadeler düşüldükten sonra yapılan ödemeler. Sayıları zaten az olan hemen her kitabevi de, direkt yayınevinden temin etmek yerine bu dağıtımcılar kanalıyla alım yapıyor. Bağımsız kitabevlerinin azalarak zincir mağazalar haline gelmesi, AVM’lere sıkışması ayrı bir konu. Entelektüel merkezlerden biri olan ve 1,5 kilometre bir mesafesi olan İstiklal Caddesi’nde kaç kitabevi kaldı? Ürün kağıt olunca özellikle nemsiz, zeminden paletlerle yükseltilmiş düz satıhlarda korumak gerekiyor stokları. Yani depolama maliyetleri tüm yayıncıların ortak sorunu. Yurtdışında kütüphaneler yayıncıya destek olmak için düzenli olarak çıkan her dergi ve kitabı satın alıyor. Bizde böyle bir durum yok, yayıncıya teşvik de yok. Bu durumda nasıl ayakta kalıyoruz? Abonelerimiz, yurt içi ve özellikle yurt dışından sadık okurlarımız, firmaların toplu alımları sayesinde. 

“Olanakları kısıtlı olan doğu ve güneydoğudaki okullara, hapishanelere bilabedel gönderdik İZ’i ve diğer kitaplarımızı. Silopi’de bir lise öğrencisi dergiyi karıştırırken artık hayatta olmayan ninesinin ve dedesinin fotoğraflarına rastlamış. Öğretmen, derginin künyesinde yazan telefonu arıyor, durumu anlatıyor. Bu şekilde tatlı buluşmalarla da karşılaşıyoruz.

“Ara ustamız vefatına kadar genel yayın yönetmeni olduğu İZ’i hep önemsedi, saygı duydu. Her sayı öncesi yoğun mesai yapardık kendisiyle. Onursal yönetmenimiz olarak da hâlâ bizimle. Onun deneyiminden, hayat görüşlerinden ve fotoğrafa bakışından çok şey öğrendik. İyi ki vardı... Yine Ara Ustamın dediği gibi, tüm bu caydırıcı koşullara rağmen özellikle süreli bir yayını çıkartmak için deli cesaretine sahip olmak gerekiyor. Sosyolog arkadaşım Ümit Meriç’in babası yine Sosyolog Cemil Meriç’in bir sözü vardır beni etkileyen, dergiciliğin özüne değinen: “Dergi hür tefekkürün kalesidir” der. “Belki serseri ama taze ve sıcak bir tefekkür. Bir neslin vasiyetnamesidir dergi; daha doğrusu mesajı.

“İZ’in hem sahibi, hem hamalı hem de çobanıyım.. Çok güzel insanlarla çalıştım, çalışıyorum” diyor Gölnur Cengiz, her ne kadar tasarımcı arkadaşı Serkan’ın ‘bi tık’ cümlesini duyunca camdan aşağı atlamak istediğini hissetse dahi…

Paylaşmak, dayanışmak çok kıymetli bir eylem. Fotoğrafa gönül ve değer verenlerin ‘İZ’i hep olacak.”

Reklam
Reklamsız Evrensel için abone ol
ÖNCEKİ HABER

Bir çocuğun zekâsında filizlenen direnç: Abşûran

SONRAKİ HABER

Intern doktor ne iş yapar?

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...