17 Şubat 2020 03:09

Bir çocuğun zekâsında filizlenen direnç: Abşûran

Abşûran’da, edebiyatın eğreti bir miskinliğe, bireyci bir debelenmeye, çaresizlik pazarlamalarına indirgendiği bir çağda, bir kere bile slogan atılmadan güçlü bir sınıf haykırışı duyuluyor.

Fotoğraf: Ali Eşref Dervişyan'ın Abşûran kitabının kapak görseli

Paylaş

Hakan GÜNGÖR

Yazarların gerçekliğe karşı bir borcu vardır; gerçeküstü yazarken dahi kendi içinde bir tutarlılığı, bir bağlamı olmalıdır. Akıp giden hayata karşı farklı bir bakışı, saptaması, derinliği ve (akıl vermelidir demiyorum elbette ama) sözü olmalıdır. 

İşte tam da bu nitelikleri yerine getiren; aynı zamanda günümüzde artık yavaş yavaş edebiyatın kara sularından çekilen yoksulluğu, baskıları, açlığı, çaresizliği; ama bunların hepsiyle de alay edebilen bir zekâyı gördüğümüz bir kitap var: Ali Eşref Dervişyan’ın Abşûran adlı novellası. Bu kısa bir roman olarak tanımlayabileceğimiz, birbirleriyle bütünleşen kısa öykülerden oluşan bir kitap. 

HALKIN HAPİSHANEDEN KURTARDIĞI YAZAR

Dervişyan, 1941 yılında İran’ın Kirmanşah kentinde doğdu. “Bu Vilayetten” adlı öyküsü, siyasi “sakıncaları” nedeniyle yazarın başına epey iş açmış, yazar siyasi faaliyetleri ve eserleri nedeniyle 1970’li yıllarda tam üç kez hapse mahkûm edilmişti. Hapis hayatından kurtuluşu Şubat Devrimi esnasında oldu. Halkın hapishanelere hücum etmesi ve siyasi mahkûmları bizzat tahliye etmesiyle o da özgürlüğüne kavuştu. Eserleri pek çok Doğu ve Batı diline çevrilen Dervişyan 2017’de hayatını kaybetti. 

Abşûran, yazarın siyasi mücadelesinin belki de en yoğun olduğu süreçte, 1974’te yayımlandı ve yayımlandığı dönemde de ciddi yankı uyandırdı. Bu yankı boşuna değildi. Dervişyan kitabında hem insan ile devlet çelişkisini hem yoksul-zengin çelişkisini hem de pırıl pırıl bir çocuk zekâsı ile bin yıllık din-ritüeller çelişkisini belli belirsiz bir kara mizahla yansıtıyordu. Yılgınlığa kapılmış insanların dinle hayata tutunma çabasını ve bunun gündelik hayatlarını hiçbir şekilde daha iyi hale getirmediğini; aksine koşulların, baskıların ve doğanın nasıl da insanların üstüne çullandığını Dervişyan’ın yarattığı bir çocuktan daha iyi kim sezebilirdi? 

NEHİRLERİN VE HİSLERİN TAŞKINI

Abşûran’da bir çocuğun gözünden, ailesinin ekmek bulamayacak kadar sert şekilde koşullarda yaşadığı yoksulluğa, insanların her şeye karşın hayata tutunma çabasına tanık oluyoruz. Açlıktan ağlayan kardeşler, parasızlıktan artık tükenmiş çarelerinin üzerinden bin kere defalarca geçen ama parasızlıktan başka bir yola çıkamayan bir baba, çocuklarına koşulları her gün biraz daha kötüleşen durumlarını hissettirmemeye çalışan ama bunu mümkün de kılamayan bir anne tüm gerçekliğiyle karşımızdalar. 

Kitapta, Aşura Nehri’nin sık sık taşkınlarla insanların hayatını paramparça ettiği bu yerde insanlar çaresizce ya sel suyunun ya devlet baskılarının kendilerini felakete sürükleyip sürüklemeyeceği kaygısıyla yaşayıp gidiyor. 

İki alıntı kitabın atmosferini anlatmak için yeterli sanıyorum. Taşkınlar karşısındaki çaresizliğin bir “takvimi” var mesela: “Sel suları odamızın duvarlarında izler bırakırdı. Babam, geçen yıl ya da daha önceki yıllarda suların nereye kadar yükseldiğini bilirdi. ‘Bu da bizim duvar takvimimiz’ derdi.” Dahası, kitap boyunca bürokrasi/devlet ve nehir öyle eşlenik hale geliyor ki, çocuk bunu, “Babam, ‘Aşura bir memur gibi her çatlağa, her deliğe uzatıyor başını’ derdi” diyerek aktarıyor benzeşmeyi. 

ÇELİŞKİLERİN EVRENSELLİĞİ

Evet, kitap boğucu bir atmosferi anlatıyor. Ancak buradan bir “yoksul edebiyatı” yapıldığı, kitabın ajite edilmiş duyguların resmîi geçidi olduğu sonucu çıkmamalı. Aksine, tüm bu temel üzerinden yeşeren direnç ve umut sinmiş kitaba. 

Babasından ve bekçiden korkmasına rağmen gizli gizli de olsa kitap okuyan; günah bellenmesine rağmen yine de enstrüman sesi duymaya meyleden; yediği dayağı bile kardeşleriyle ölçüştürüp değerlendiren, gözlerinin çakmak çakmak baktığını tahmin edebileceğimiz çocuğun gözünden İran’ın yakın tarihinden bir kesite bakmak değerli bir deneyim. 

SINIF ÖFKESİNİN BELİRGİNLEŞTİĞİ ANLAR

Bunlarla birlikte, bir çocuğun gün geçtikçe olgunlaşması, sezgilerini akıl süzgecinden geçirebilecek erişkinliğe ulaşması da söz konusu. Sınıf öfkesinin belirginleştiği bir anı Dervişyan şöyle aktarmış kitabında:

“Asgar’ın iç parçalayan çığlıkları beni; harçlığı hep cebinde hazır olanlara, karnı sülük gibi dolup da hiç çalışmayanlara, Asgar’ın çığlıklarına, annemin inlemelerine kulağı sağır olanlara, annemin gözlerinin altının neden mor olduğunu, saçlarının neden hiç taranmadığını, neden hep yarı aç yarı tok dolandığını ve o öyle olduğu için bizim de hep yarı aç yarı tok olduğumuzu anlamayanlara, bilmek istemeyenlere karşı hep uyanık tutacak.”

Daha önce bir edebiyat soruşturmasında belirttiğim gibi; Abşûran’da, edebiyatın eğreti bir miskinliğe, bireyci bir debelenmeye, çaresizlik pazarlamalarına indirgendiği bir çağda, bir kere bile slogan atılmadan güçlü bir sınıf haykırışı duyuluyor. Üstelik yazar bunu bazen frekansını artırdığı bazen düşürdüğü bir anlatım gücüyle ve göze sokulmayan bir estetik incelikle yapıyor.

Geride bir çırpıda okunabilen değil, bir çığlıkta okunabilen bir kitap kalıyor. 

Toplumcu gerçekçilik “demode” diye anılmaya mahkûm edilmeye çalışılsa da Abşûran gösteriyor ki, bu türün her kıymetli ürününde tarihi bir gerçeklik var olmaya, yazılanlar yakın ve uzak coğrafyaların tarihlerinde karşılık bulmaya devam ediyor.

YAZARI DAHA YAKINDAN TANIYABİLMELİYİZ

Manos Kitap etiketiyle ve Makbule Aras Eivazi çevirisiyle okuduğumuz Abşûran’ın yayımlanışı büyük bir eksikliği gideriyor kuşkusuz. Tabii şunu da belirtmeden geçmemek gerekiyor; Ali Eşref Dervişyan her ne kadar önemli bir yazar olsa da Türkiyeli okuyucuların yakından tanıdığı bir isim değil. Siyasi mücadeleyle ve kıymetli ürünlerle geçmiş hayatının ayrıca anlatılmaya değer bir yanı var. 

“Dervişyan kimdir?” sorusunun yanıtına kısa bir özgeçmiş dışında ne kitabın içinde ne arka kapağında rastlayabiliyoruz. Bu durumda yazara ve esere dair kapsamlı bir önsözün gerekliliği ortaya çıkıyor. Kitabın yazılma sürecine ve yazarın kimliğine dair biraz daha bilgilendirmeye, yayınevinin değilse de okurun ihtiyacı olabilir. Dahası bu kitaba dair Manos Kitap ne diyor, merak etmedim değil; not düşmüş olalım. 

Reklam
Reklamsız Evrensel için abone ol
ÖNCEKİ HABER

Tuzla tersanesindeki bir gemide çıkan yangın kontrol altına alındı

SONRAKİ HABER

Alternatif bir yayıncılık ve yayımcılık: Fotoğrafevi- İZ dergisi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...