14 Şubat 2020 04:06
Son Güncellenme Tarihi: 15 Şubat 2020 01:42

Coronavirüs salgını olan Çin’de karantinada yaşamak

Cengiz Mahir, 'virüs geçiriyor' dedikodusu nedeniyle kedisini canlı gömenlerden, köylerine ‘yabancıların’ girmemesi için hendek kazıp, başında nöbet tutan köylülere kadar Çin'deki karantinayı yazdı.

Fotoğraf: AA

Paylaş

Cengiz MAHİR
Şanghay

Yer: Şanghay, Çin. Tarih: 12 Şubat 2020. Konu: Karantinada sıradan bir gün. Süpermarkete gideceğiz. Evden çıkmadan önce kaç maske kalmış, onu sayıyorum. Özenle sondan sekizinci maskenin paketini açıyorum. Lastiği kopmasın diye yavaşça yüzüme takıyorum. Dışarı çıkıyoruz.

SÜPERMARKET MACERASI

Her zamanki pis, ekşi havayı şimdi burnumu sıkan maske altından soluyorum. Sitenin güvenlik görevlisi, külüstür motosikletiyle önümüzden geçiyor. Beline bağladığı amfiden “Salgından dolayı dışarı çıkmayın” ikazını duyuyoruz. Sitenin ana girişine varıyoruz. Salgın dönemi için özel giriş kartı çıkarmamız lazım önce. Kimlik kartı ve emlak tapusu istiyorlar. Tapu yoksa kart da yok. Kiradaysanız ya ev sahibi siteye gelecek ya da çalıştığınız şirket özel izin çıkartacak. Kartı alıyoruz ve yola devam ediyoruz.

Sokaklar boş. Süpermarketin olduğu alışveriş merkezine giriyoruz. Tüm irili ufaklı dükkanlar kapalı. Markete varıyoruz. Daha birkaç gün önce enfeksiyonlu birisinin buradan alışveriş yaptığını duyduğumuzdan, tedirginiz. Baharat ve sebze alacağız. Tuz ve şeker kalmamış. Bunu internetten sipariş ederiz deyip sebze reyonuna gidiyoruz. Ellişer metreye varan iki tane sebze kuyruğu. Sebzeleri de internetten hallederiz diyoruz. Makarna, yakult (bir tür süt ürünü) vs. alıp ayrılıyoruz. Siteye geri geliyoruz. Önce isim, kimlik bilgileri ve adresle ilgili bir form dolduruyoruz. Ardından güvenlik, yakın zamanda salgın merkezi Vuhan kenti veya Hubei eyaletinde bulunup bulunmadığımızı soruyor. Sonra elindeki bir aleti alnıma yaklaştırıp vücut ısımı ölçüyor. Benimki 35 derece çıkıyor. Bir daha ölçüyor, sorun yok.

EV HALİ

Eve varınca önce elimizi yıkıyor, sonra maskemizi çıkarıyoruz. Markette olmayan erzakı internetten sipariş ediyoruz. İki saate kurye geliyor, ama kuryeleri salgından dolayı siteye almıyorlar. Normalde sadece yayaların kullandığı, bizim eve yakın ufak bir site geçidi var, site güvenliği tarafından kilitlenmiş. Kurye oraya gelmemi söylüyor. Yine maskeyi takıp dışarı çıkıyorum. Geçide varıyorum. Kurye önce maske takıp takmadığıma bakıyor. Maskem yoksa poşetleri kapının aralığından ulaşabileceğim bir yere bırakıp gidecek. Kapının üzerinden poşetleri uzatıyor. Ben poşetleri kaparken bir ekmek yere düşüp çamura bulanıyor. Onu çöpe atıp eve dönüyorum.

İşe gidemiyoruz, ofisler kapalı. Evden çalışmamız isteniyor. Sosyal medyada (Weibo ve Wechat) ne var ne yok diye bakıyorum. Birçok kişi salgında hayatını kaybeden genç Doktor Li Wenliang’ın resmini paylaşmış. Birkaç milyon hashtagde Vuhan hükümetinin Li’den özür dilemesi, diğer birkaç milyon hashtagde ifade özgürlüğü hakkı isteniyor. 2002-2003’te SARS krizinin bir numaralı doktoru Zhong Nanshan’ın röportajına denk geliyorum. “Doktor Li, bir kahraman” diyor. “Li’nin ölümünden ve salgının yayılmasından kısmen Vuhan’daki hükümet görevlileri sorumlularıdır.”

YOLSUZLUK, ARSIZLIK DİZ BOYU

Televizyonu açıyorum. Çin Komünist Partisi Genel Sekreteri, Çin Halk Cumhuriyeti Başkanı ve Merkez Askeri Komisyon Başkanı Şi Jinping televizyonda. Nedense Vuhan’a gitmemiş. Pekin’de bir hastane geziyor. Maske takmış, ahaliye el sallıyor. Görüştüğü yetkililere “Halkın sağılığı her şeyden önemli” diyor. Vuhan’daki yerel polisin Doktor Li’ye çektiği muhtıradan haberi vardır herhalde diye düşünüyorum. O muhtırada polis, Li’ye “Salgın dedikodusu yapmaması” ve “Kamu düzenini bozmaması” konusunda kağıt imzalatmıştı. Li’nin işini gücünü bırakıp dedikodu peşinde koştuğunu düşünmüşler demek ki, “Devletin kadim gücü var burada, ayağını denk al” gibi bir mesaj vermeyi kendi ufak akıllarınca uygun görmüşler.

İroninin sonu yok. Geçen hafta Çin devlet televizyonu CCTV’yi izliyoruz. Ekranda Vuhan’da, Çin Kızıl Haç derneğinin deposu gösterilirken canlı yayın birden kesiliyor. Sonradan öğreniyoruz ki arbede yaşanmış. Kızıl Haç’ın başındaki birkaç zat depodan maske çalıp eşine dostuna dağıtıyormuş. Bunu yapanlardan birisi 2015’te Tianjin’deki kimyasal depo patlamalarından sabıkalı bir üst düzey yetkili. Parti içi bağlantıları sağlam demek ki, sırtı yere gelmemiş. Düşünün, bunları yapanlar yüksek kademeli parti ve hükümet görevlileri. Bir de bunların arkasını kollayan yalakalar var. Yolsuzluk diz boyu.

KARA MİZAH

Şimdi geriye dönüp şu son birkaç haftada neler yaşandı diye düşününce acayip şeyler aklıma geliyor. “Ev hayvanlarından virüs geçer” dedikodusuna inanıp kedisini canlı gömenler, köpeğini balkondan atanlar, kötülük olsun diye apartmanlara girip kapı kollarına ve asansör düğmelerine tükürenler, insanlar toplanmasın diye kahvehane basıp mahjong (dominoya benzer bir oyun) masalarını çekiçle kıran polisler, 10-20 gün aralıksız çalışıp yorgunluktan hayatını kaybeden iki doktor, “Salgın kontrol altında” denilirken Vuhan’da 500’e yakın doktorun enfeksiyon kaptığı haberleri, drone uçurup maske takmayanlara maske takma ikazı yapan güvenlik, köyünün ana yoluna hendek kazıp başında mızrakla veya ateşli silahla bekçilik yapan köylüler, “Yumurta virüse iyi gelir” yalanıyla iki kuruşun hesabını yapan tüccarlar, Hubei’den gelirken polis aramasından kaçmak için araba bagajına saklananlar... Sanki Tarkovski’nin Stalker filmini yaşıyoruz gün gün. Ama kara mizahlı halini...

Reklam
ÖNCEKİ HABER

Suriye parlamentosu Ermeni Soykırımı'nı tanıdı

SONRAKİ HABER

Kocaeli'de 57 kişinin yargılandığı Soma eylemleri davasında beraat kararı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa