06 Şubat 2020 03:30

Şair Tuğrul Keskin: "Barışı, kardeşliği savunmak dışında seçeneğimiz olamaz"

Şiirde 40 yılını geride bırakmaya hazırlanan Tuğrul Keskin'le hem şiir yolculuğunu hem de geçmişten günümüze bölgemizde eksik olmayan savaşları konuştuk.

Fotoğraf: Tuğrul Keskin Arşivi, Kolaj: Evrensel

Paylaş

Ramis SAĞLAM
İzmir

Şiirde 40 yılını geride bırakmaya hazırlanan Tuğrul Keskin, Kavil isimli kitabı ile de 2019 Atilla İlhan Şiir ödülüne layık görüldü. Keskin ile hem şiir yolculuğunu hem de geçmişten günümüze bölgemizde eksik olmayan savaşları konuştuk.

Kardeşlik ortamını birlikte kurabilmek için mücadele vermenin önemine dikkat çeken Keskin “Bizlerin, gerçek anlamıyla altı doldurulmuş barışı, kardeşliği savunmak dışında seçeneğimiz olamaz. Bir şair tutumu olarak da söylüyorum bunu.” dedi.

1985 yılında yayınlanan “Bir Suyun Kıyısında” ilk şiir kitabınızın ardından peşi sıra ürünleriniz okur ile buluştu. Fakat 2014 yılında yayınlanan “Zito i Epanastsis”te (Yaşasın İsyan) farklı bir duyarlılığı ön plana çıkardınız. Kitabınızı Kurtuluş Savaşı sırasında kardeş bir halkla savaşmayı reddettiği için İzmir’de kurşuna dizilen Yunan komünistlere ithaf ettiniz? Bu kitabın hikayesini bir de sizden dinleyebilir miyiz? 

I. Paylaşım Savaşı süreci, başlı başına acılarla dolu kuşkusuz. Anadolu’nun işgaliyle başlayan süreçse bambaşka acılarla... Her iki taraf için de böyle; hem Yunanlılar hem de Anadolu’nun yerleşik halkı için. Aslında İnciraltı’nda katledilen Yunan komünistleri meselesinin bir ön hikâyesi de var. Sanırım 2010 yılıydı ve Selanik’ten bir grup Yunanistan Komünist Partisi üyesi sanatçı İzmir’e gelmişti. Onlarla sohbet ederken, içlerinden biri, Yorgo Yoldaş, Küçük Asya’nın işgali yıllarında Yunan komünistlerinin bu işgale direndiğini; başta Atina ve Selanik sokakları, fabrikaları olmak üzere çok sert eylemler gerçekleştirdiklerini ve bu eylemlerde tutuklanıp yargılanan 117 komünist parti üyesinin Atina’da kurşuna dizildiğini anlatmış bu konuyu bilip bilmediğimizi sormuştu, ben bilmiyordum.

Birkaç yıl sonra “Barışın Sesi” (Burhan Aksakal) adlı bir kitapta Yorgo’nun anlattığı olayın bir devamı olarak İzmir’de kurşuna dizilen Yunan askerlerinin öyküsünü okuduğumda bir kez daha çok derinden etkilendim. O gün karar verdim; o askerler için hiç değilse bir şiir yazmalıydım. Fakat o bir şiir, nehir şiire dönüştü ve ardından onların anılarına ithaf ettiğim ve 2014’te “Zito i Epanastasis” (Yaşasın İsyan) adlı kitabım çıktı.

Farklı tartışmaların yanı sıra o kadar komünist partili askerin öldürülmediği iddia edildi... 

Senin de söylediğin gibi, kitap yayınlandığı andan itibaren ve yakın zamana kadar başta radikal sağcılar ve liberaller buradaki ölümler için bir “kaynakça” derdine düştüler. Daha bu yılın başında havuz medyasının amiral gemisi “Sabah Gazetesi” tam sayfa bir yayın yaparak olayın uydurma olduğunu, Türk komünistler yeniden ayağa kalkabilmek için kendilerine menkıbe uydurduklarını, Yunanistan’da hiç kimsenin bu olaydan haberinin olmadığını yazdı. Irkçılardan ve dincilerden aldığım tehdit ve küfürleri saymıyorum.

Bizim mahalleden kimi tarihçi ve araştırmacılar da “Eğer böyle bir olay var idiyse, neden daha önce hiç kimse tek kelimeyle bu olayı yazmadı” diye söylendi. Bizden önceki kuşağın şairleri yazmamış olsa bile, 1. Paylaşım Savaşında dünyanın dört bir yanında, komünist partilerin bu emperyalist paylaşıma karşı olduklarını ve bu tutumlarından ötürü komünistlerin sorgusuz yargısız katledildiğini bilmeyen mi var?

Zito i Epanastsis’i hazırlarken referansınız hangi kaynaklardı?

Yine de o yıllardaki yurtsever sanatçıların, Yunan ordusundaki isyan çağrılarından da ölümlerden de mahkûmiyetlerden de haberleri vardı. Nitekim TKP Genel Sekreteri Şefik Hüsnü’nün Eylül 1922’de Aydınlık’ta yazdığı yazı bunun en güzel kanıtlarındandı.

Daha da önemlisi ve bu çalışma için yeni bir belge niteliği taşıyabilecek bir söylem de Nazım Hikmet’in “Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim” adlı romanında geçiyor. Birkaç gün önce tesadüfen fark ettim. Romanın 9. sayfasında şöyle yazmış şair baba; “Ya Yunan Komünistleri? Yunan ordusunu isyana çağırdıkları için kurşuna dizilenler değil; onlar Anadolu toprağında yatıyor, Mehmetçiklerle yan yana, ötekiler, hapse atılanlar? Hâlâ bir Yunan adasında, demirlerin arkasındalar mı?”

Benim “Zito İ Epanastasis” adlı kitabımın referansı “Barışın Sesi” ve Petra Petratos’un “Küçük Asya Savaşı ve Yunan İşçi Hareketi” adlı kitabıydı, ya Nazım’ın referansı? İşte o, o günlerin tanıklığı olarak girdi o romana, bundan hiç kuşku duymuyorum. Bu “tarihçilerin” Nazım’a da söyleyecek bir sözleri olacak mı acaba?

Zito i Epanastsis vesilesi ile bugün gerek coğrafyamızda gerekse dünyanın dört bir yanında sürmekte olan savaşlara karşı edebiyat dünyasından ses olmak hatta bu sesi çoğaltmak için neler yapılabilir?

Bizlerin, gerçek anlamıyla altı doldurulmuş barışı, kardeşliği savunmak dışında seçeneğimiz olamaz. Bir şair tutumu olarak da söylüyorum bunu. İnsanı ve insan onurunu hiçe sayan her tür ırkçı, dinci yönelimlerle çıkartılmış savaşlara karşı olacağız bir kere; bir başka ülkenin toprağında çıkartılan savaşlara karşı olacağız; tıpkı o Yunan komünistlerin canlarını verdikleri gibi gerekirse, can vermeye hazır olacağız. Yine ırkçı, dinci, mezhepçi, cinsiyetçi, türcü olmayan bir kardeşlik ortamını birlikte kurabilmenin mücadelesini vereceğiz bu insan kimliğimizle, değilse gelecek gerçekten karanlık.


"DAHA ÇOK DÖVÜNÜR DURURLAR KÜRSÜLERDE"

18 yıllık AKP iktidarının toplumu gittikçe geren, kutuplaştıran, gericileştiren tutumunun yanı sıra, yapamadıklarını ifade ettikleri “kültürel olarak iktidar olamadık” söylemi gerçek mi? Bu söylem sizce edebiyat dünyası için de geçerli mi?

Elbette, en çok da edebiyat, sanat dünyası için geçerli. Çünkü soygunla, vurgunla, zorbalıkla; para, servet, mülk sahibi olabilirsiniz ama kültür, edep, sanat sahibi olamazsınız. Bunu en iyi şu ülkeyi yönetenler bilir. “Kültürel olarak iktidar” sahibi olmak, sözsel olanın yanınızda olması anlamı taşır. Oysa sözsel olan sanat muhaliftir. Genel anlamıyla sanat muhaliftir. Görsel sanatların paraya tahvil edilmiş kimi alanlarını saymazsanız, sanat, bir bütün olarak muhaliftir, çünkü yaşaması buna bağlıdır sanatın. Sözgelimi şiir. Geçmişinden neyi öğrendiyse şair, buna göre tutum alabilir ancak ve bizim şiir geleneğimiz direniştir; haksızlıkla, zalimle vuruşmak üstüne kuruludur. İşte ışığı 8. yüzyıldan günümüze akan Babek, işte Hallacı Mansur, Seyid Nesimi, Muhyiddin Abdal, Bedreddin, Pir Sultan, Karacaoğlan, Köroğlu, Serdari, Dadaloğlu… Bu öylesine uzar gider ki sayfalar yetmez. İşte şiir, sanat budur; gerektiğinde hayatın pahasına insanlık onurunu savunmak. Şu an ülkeyi yönetenlerin bu isimlerden haberleri bile yoktur, varsa bile “zındık” saydıkları içindir. Bu şartlarda “kültürel, sanatsal olarak” iktidar olabilirler mi? Daha çok dövünür dururlar kürsülerde... Ne mutluluk verici ki, talimat ve emirle “kültürel iktidar” olunamıyor şimdilik.

Bugün özellikle toplumcu gerçekçi edebiyat açısından durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Özellikle de toplumsal olaylar karşısındaki tutum alışları ya da almayışları açısından değerlendirebilir misiniz?

Şu an topyekûn bir toplumcu tutum alıştan söz etmek zor. Çünkü hayatın pek çok alanında olduğu gibi edebiyatımızda da biraz kafalar karışık, biraz korkmuş, biraz endişeli…  Sanırım öncü ve güçlü bir sol alternatif olmayınca, güçlü bir toplumcu yönelim de olamıyor, biraz buna bağlıyorum. Fakat dağ başlarında tek tek yanan ateşler de yok değil. İşte bu tek tek yanan ateşlere güveniyorum.


"ŞAİR, YALNIZCA ŞİİRLERİYLE ANILMAK İSTER"

Tuğrul Keskin ismi son dönemde ödüllerle daha fazla anılmaya başlandı. 9 Eylül Şiir Ödülü, Yunus Nadi Şiir Ödülü, Dionysos Şiir Ödülü, TTB Behçet Aysan Şiir Ödülü, Datça Edebiyat Günleri Onur Ödülü benim aklıma gelenler. 2019 Attila İlhan Şiir Ödülü’nü de Kavil adlı kitabınızla aldınız. Neler söylemek istersiniz?

Bir şairin “ödüllerle anılması” kuşkusuz iyi bir şey değil. Çünkü şair, yalnızca şiirleriyle anılmak ister. Fakat günümüzde şiir, öylesine ivme kaybetmiş durumda ki, ancak ödüller filan olunca hatırlanıyor şair. Bundan çok hoşnut değilim ama gerçeğimiz de bu.

Reklam
ÖNCEKİ HABER

Mahkeme Kristal-İş Şube Başkanı Akyazı'nın görevden el çektirilmesi kararını durdurdu

SONRAKİ HABER

Berat Albayrak, bilimsel gerçeğe "ezber" dedi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...