29 Ocak 2020 03:26

Basmane’nin tarihi binaları yok olursa öyküler de yok olacak 

Basmane’nin ‘arka mahalle’sinde gezdiğimiz Araştırmacı Yazar Orhan Beşikçi “Bu kentte yaşanmış öyküler çok, ancak sahip çıkmazsak, bu binalar yok olursa bu öyküler de yok olacak” diyor.

Fotoğraf: Dilek Omaklılar

Dilek OMAKLILAR
İzmir

Basmane’nin tarihi binaları çoktur… Ama buraların tarihini bilmek belki de ilgi alanı olan kişi için daha caziptir. Roma Dönemi, Bizans Dönemi ve yakın tarihe ait birçok mimari yapısı ve eseriyle oldukça önemli bir yer olan Altınpark’a yolumuz düşüyor. Altınpark’ın bir dönem, dünyada örnekleri olan Arkeopark’a dönüştürülmesi de planlandı ancak sadece planda kaldı… Öyle olduğunu da öğreniyoruz Araştırmacı Yazar Orhan Beşikçi’den.

Orhan Beşikçi, Basmane’nin canlı tutulması ve tarihi değerlerine sahip çıkılması için çokça çalışmalar yapmış bir isim. Altınpark’ta buluştuğumuzda ‘Neler yapılmalı’yı konuşacakken, bunun bir masada oturulup konuşulmayacağını gezmek gerektiğini anlamış oldum. Orhan Beşikçi ile Altınpark’ta başlayan yürüyüşümüz Basmane’nin ‘arka mahalle’sine devam ediyor. Devam ettikçe Beşikçi ışık tutuyor binalara ve “Bu kentte yaşanmış öyküler çok, ancak sahip çıkmazsak, bu binalar yok olursa bu öyküler de yok olacak” diyerek paylaşıyor Basmane’nin tüm öyküsünü… Yapılan kazılarda, antik dönemden kalan bir Roma yolunun olduğunu anlatıyor Beşikçi, bu yol Agora’yla bağlantılı. Yapılması planlanan Arkeopark henüz yapılamadı ancak şöyle devam ediyor Beşikçi,  “Bütün bu güvenlik kulübeleri, barakalar arkeolojik kazılardan kalma. Senelerden beri koruma kurullarından geçen proje bir türlü hayata geçirilemedi. Kentin bütün yöneticilerini Arkeopark’ın bir an evvel yapılması için uyarıp göreve davet ediyoruz” 

"TÜM KURUMLAR İŞ BİRLİĞİ YAPMALI"

Tarihi bir Osmanlı çeşmesini geçiyoruz önce, Helenistik dönemden günümüze medeniyetlerin izlerinin bulunduğu yerler buraları. Tarihi dokudan kalan bu bölgede eski arkeolojik alanlar, eski İzmir hanları, hamamları, eski İzmir sinemaları, sinagogları, kiliseleri ve birçok tarihi sokak dokularının olmuş olduğu bir yer… Ancak şu an kötü durumda. Beşikçi, “Koruyamıyoruz” diyerek şöyle devam ediyor; “Eski İzmir evleri şu an otel ve pansiyon olarak kullanılıyor, depo, atölye olarak kullanılıyor. Bunlar tabii yaşaması gereken değerlerimiz. Ama onlar yıkılıp, yanıp, enkaza dönüştükten sonra bir daha geri dönüşü de olmuyor. Oteller sokağı, 2005 yılında tarihi kentler birliğinden ödüller kazanan bir sokak. Ama şimdi oteller sokağının dokusunda çok ciddi değişiklikler var. Diğer sokaklarda da aynı şekilde bozulmalar var.” Arkeolojik alanların korunmayıp, turizm potansiyeline kazandırılmadığında bir kent için eksikliğinin büyük olacağını söyleyen Beşikçi, “Bunun korunması için bütün kurumların iş birliği içinde olması lazım. Şu ana kadar yapılan projeler lafta ve rafta kaldı. Önemli olan yapılan projelerin hayata geçirilmesi. En azından uzlaşıcı olmaları, kurumlarla diyaloglarla kurmaları gerekir” diyor. 

"YAPILARLA BİRLİKTE İNSANLAR DA KORUNMALI"

Biraz daha yürüyoruz… Sokaklar dar ve birbirine oldukça yakın mesafede. O yüzden her köşe başında Beşikçi elini uzatarak gösteriyor ve anlatıyor, önünden hızlıca geçtiğimiz binaların aslında ne kadar değerli olduğunu… Kumrulu Mescidi gösteriyor. (Abdurrahman Mesciti) 1757 tarihinde Hatice Sultan tarafından yapılmış İzmir’in en eski mescidinin haziresi şimdi depo olarak kullanılıyor. Dinler arası turizmde de oldukça önemli bir yere sahip olabilecek türbelerin defineciler tarafından tahrip edildiğini belirtiyor.  Prof. Alim Şerif Onaran Sokağı’ndayız… Prof. Onaran, Dokuz Eylül Güzel Sanatlar Fakültesinin Kurucusu. Ardından Atatürk Lisesinin Kurucusu Burhanzade Abdurrahman Hilmi Bey, onun yaşamış olduğu ev… Beşikçi, “Ama şimdi bu önemli binaların bir kısmı kortejo olarak kullanılıyor. Yani daha çok mültecilere kiralanan yapılar. Bu yapıların başına her şey gelebilir. Yıkılacak durumda olan yapıların etrafının demir konstrüksiyonla çevrilmesi yeterli değil. Yapılar yıkılmaya terk edilmemeli, korunmalı. Yapılarla birlikte insanlar da korunmalı” diyor.  

KORTEJO KÜLTÜRÜ ORTAYA ÇIKTI

Kısacık tarihi gezintimizde en çok “Koruyabilmek” cümlesi eşlik ediyor bize bir de sıklıkla, binalarda rastladığımız “Dikkat yıkılabilir” uyarı levhaları… O kadar fazla ki sanki bu eski İzmir evleri yalnızca bu levhalarla korunduğunu gösteriyor... 

Eski bir İzmir evini işaret ederek devam ediyor Beşikçi, “Eskiden Yahudihaneler vardı, yoksul yahudilerin yaşamış olduğu mekanlar. Bir avlu, avluya bakan odalar, tuvaletler ve mutfaklar ortak kullanılır. Daha sonra Yahudilerin buradan gitmesiyle birlikte Ege’den ve Anadolu’dan gelen işçi aileler o mekanlarda yaşamaya başladı, aile evleri denildi. Yıllar sonra bu kortejo kültürü yeniden ortaya çıktı. Eski bir İzmir evi düşünün, her odasında bir aile yaşıyor yine tuvaletler, mutfaklar ortak. Eski İzmir evlerinden insanlara zarar gelmemesi için etrafı demir korkuluklarla çevriliyor, oysa bu masraf evin sağlıklaştırılması için yapılmış olsa daha başarılı olurlar. Enkaz sökücüler, özel kendilerine boşluklar yaratıp bu evlerin içerisine girip bodrum katlardan, evin içindeki o mimari değerlerin hepsini çalıp satıyorlar” 

Bir kültürün nabzını tutuyoruz adeta ve evlerin hepsinin bir öyküsü olduğunu söylüyor Beşikçi, “Mesela. Burası Türk mahallesidir. Rum kızı Maria bu eve gelin gelmiştir. Öykü uzun…  Bütün dünyada tarihi kentler öyküleri ile turizmlerini canlı tutuyorlar.  İskender’den günümüze kentte yaşanmış çok önemli öyküler var, Görmediğim bina çatlaklarını gösteriyor Beşikçi, ardından yeniden bir uyarı levhasını... Eski bir İzmir camisi için bu uyarı. Beşikçi, “İzmir’in en eski camilerinden biri. Bir kültür varlığının yakınında siz bina veya tadilat yapmak için izin almak zorundasınız. Dokuyla uyuşmayan bina tadilatlarını görüyoruz. Böylesine bir İslam eseri neden kaderine terk edildi?” diye soruyor. 

"YUKARI MAHALLE" ANLAYIŞI

Nefes nefese çıkıyoruz yokuşu… Adımlarımız yukarılara çıktıkça mülteci ailelerinin çocukları sıcacık gülümseyişle karşılıyor bizi, tarihi yerlerin tüm tahribatına inat yaşatıyor o sokakları bu gülüş… Antik dönemden kalan cadde boyu yürüyoruz. Kısmen bozulmalarına rağmen eski İzmir evlerini görmeyi sürdürüyoruz. “Bu bölgede çok önemli tarihi çeşmeler var, bir tanesi de Cumhuriyet Çeşmesi’dir. Bu çeşmenin bugünkü durumu maalesef bu…” üstünde yazılar, önünde bir esnaf arabası park etmiş. Elbette buralar biliniyor, peki niçin kaderine terk edilmiş” diye soruyorum, Beşikçi, “Çünkü ‘yukarı mahalle’ anlayışı. Burada itirazsız insanlar yaşar, ne verirlerse onu alırlar. Kültürel zenginliği görecek yönetici sayısı çok az. Bu çeşmeye belediye başkanlarını, milletvekillerini de getirip iyileştirmelerini istedim  Ama…” diye yanıtlıyor.  

Beşikçi, kentte yaşayan insanların, çocukların yaşamlarını kolaylaştırmak sağlıklarını korumak gerektiğini belirtirken eski bir İzmir duvarı karşılıyor bizi, bakımsız… ‘Can güvenliğiniz açısından binaya yaklaşmak tehlikeli’ levhası yine göze çarpan ve hemen yanında eski müderrislerin yattığı bir yer var. Beşikçi, “Merdivenli Medresesi’nin haziresi. Çok önemli insanlar yatıyor. Bu alan yaklaşık 675 metrekarelik bir alan ve bunun içerisinde eski bir medresenin de kalıntıları var. Bir zamanlar İzmir’de bu bölgede Evliya Çelebi’nin anlattığına göre, 40 medrese varmış. Şu an ziyaret edilebilecek bir medrese yok, İplikçi İsmail Türbesi olarak geçiyor ve burada bu alanda bir medrese gizli” diyor. 

"1922 İZMİR YANGINININ YAKAMADIĞI YERLER ŞİMDİ YAKILIP GİDİYOR"

Cumbasını kaybetmiş evleri geçiyoruz… Meşhur Osmanzade Yokuşu, yokuşun karşısında Altınordu spor kulübü, aşağıda Hatuniye’ye çıkıyor. Tarık Dursun K’nin çocukluk ve gençlik yıllarını yaşadığı evi gösteriyor Beşikçi ve “Belediye tarafından kamulaştırıldı kapılarında ay yıldızlar var. Eski Türk evleri, yakın zamana kadar burası çıkmaz sokaktı ama son günlerde bu sokağın duvarı yıkıldı ve sokak çıkar sokak haline getirildi. Osmanpaşa Konağı vardı çocuk yetiştirme yurdu olarak kullanıldı. Koruma kurullarına müracaat ettim, tarihi sokağı niçin çıkar sokak haline getirdiniz diye? Bakalım arkasından ne gibi sonuçlar çıkacak… Eski İzmir’in tarihi çıkmaz sokağı karşısında meşhur Atlas Sineması vardı. Yaşanmışlığın tüm izleri burada, bu sokağa nasıl kıyarsın?” diye soruyor… 

Dolaştıkça öyküleri anlatıyor Beşikçi ve öykülerin yok olmaması için yerel yönetimlerden kurumlara herkese sorumluluk düştüğünü hatırlatarak ekliyor, “1922 İzmir yangının yakamadığı yerler şimdi yakılıp gidiyor…”

Reklam