14 Ocak 2020 18:18

TTB Urfa’da anne-bebek ölümleri çalıştayı düzenledi

TTB'nin Urfa'da düzenlediği Aile Hekimliğinde Anne-Bebek Ölümleri ve Bağışıklama Çalıştayında, önleyici sağlık hizmetlerinin yetersizliğine, aşı reddine ve bölgesel eşitsizliklere dikkat çekildi.

Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Aile Hekimliği Kolu, Şanlıurfa Tabip Odası ev sahipliğinde 11-12 Ocak 2020 tarihinde Urfa’da ‘Aile Hekimliğinde Anne-Bebek Ölümleri ve Bağışıklama’ çalıştayı düzenledi. Çalıştayın ardından sonuç bildirgesi açıklandı.

Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ) 2017 yılında hamilelik ve doğum sırasında ve sonrasında yaklaşık 295 bin kadının yaşamını yitirdiği, bu ölümlerin büyük çoğunluğunun yaşam koşulların kötü olduğu ortamlarda meydana geldiği belirtilen bilgirgede, “Anne ölüm riski, 20 yaşın altındaki gebeliklerde, gebelik sayısı ve sıklığı fazla olan kadınlarda yüksektir. Ölümlerin ise gebelik sürecinde, doğum sırasında ve sonrasında meydana gelen şiddetli kanamalar, enfeksiyonlar, hamilelik sırasında yüksek tansiyon, güvenli koşullarda yapılmayan küretaj komplikasyonları gibi önlenebilir veya tedavi edilebilir sebeplerden olduğu vurgulanmaktadır” denildi.

“BÖLGESEL EŞİTSİZLİKLER GİDERİLMEDİ”

DSÖ verilerine göre ise Türkiye de 100 bin canlı doğum başına 17 anne ölümü yaşandığı vurgulanan bildirgede, “Bu duruma göre ülkemiz Şanlıurfa gibi doğu illerinde anne ölümlerinin batı illerine göre daha yüksek olduğu ve bölgesel eşitsizliklerin giderilemediği görülmektedir. Şanlıurfa’da 2008’den beri kan merkezinin bulunmadığı dolaysıyla trombosit gibi hayati kan ürünlerinin Gaziantep’ten ancak 24 saat içerisinde tedarik edilebildiği ifade edildi. Anne ölümlerinin en önemli sebeplerinden olan kanamaya bağlı doğum komplikasyonlarına müdahalenin gecikmesine sebep olacağı açıktır” denildi.

Şanlıurfa Harran ilçesinde 2 Kadın Doğum uzmanı olmasına rağmen ameliyathane koşullarının yetersizlikleri yüzünden acil müdahaleler yapılamamakta olduğu ifade edilen bildirgede, “Anne ölümleri sebeplerinden olan güvenli koşullarda yasal kürtajın kamu hastanelerinde fiilen engellendiği, bu nedenle hastaların bu müdahaleleri merdiven altı tabir edilen sağlıksız koşulardaki yerlerde yaptırarak önlenebilir anne ölümlerini artırdığı bir gerçektir” denildi.

BÖLGEDE ÖLÜM ORANLARI DAHA YÜKSEK

Dünyada 2018'de, 15 yaş altındaki tahmini 6,2 milyon çocuk ve genç ergenin, çoğunlukla önlenebilir nedenlerden dolayı yaşamını yitirdiği söylenen bildirgede, “Bu ölümlerin 2,5 milyonu doğumdan sonra bir ay içinde ölen çocuklardan, 1,5 milyonu henüz birinci yaşını tamamlamamış bebeklerden oluştuğu DSÖ tarafından bildirilmektedir. Türkiye’de bebek ölümleri SB 2017 sağlık istatistik verilerine göre, 1000 canlı doğumda 9,1’dir. Marmara bölgesinde 7,1 iken Güneydoğu Anadolu bölgesinde ise 12,9’dur. Doğumdan itibaren ilk bir ay için ölenlerin 1000 canlı doğum için 5,8 iken Güneydoğu Anadolu bölgesinde 8,1’dir” denildi.

AŞI RETLERİ TOPLUM SAĞLIĞINI TEHDİT EDİYOR

Türkiye’de 2017 yılı itibariyle toplam kızamık vaka sayısı 69’ken, 2018 yılında 510’a, 2019 yılının ilk 9 ayında maalesef 5,2 kat artarak, 2.666 vakaya ulaştığı belirtilen bildirgede, ”Bağışıklamada en önemli engellerin başında, tam aşılı çocuk sayısının düşüklüğü, mülteci nüfusa ve mevsimlik tarım işçilerine sağlık hizmetine ulaşmasında yaşanan zorluklar, sağlık çalışanı sayısal yetersizliği, birinci basamak sağlık hizmetleri yönetiminde yaşanan sorunlar ve her geçen gün sayısı artan aşı reddi gibi sorunlar gelmektedir. Aşı retlerini önlemek için meslek örgütümüzün hazırladığı ve önerdiği zorunlu aşı yasasının bir an önce yaşama geçirilmesinin önemli olduğunu bir kez daha vurguluyoruz” ifadeleri kullanıldı.

“YEREL İDARECİLERİN GÖREVDEN ALINMASI GÜVEN İLİŞKİSİNİ ZEDELEDİ”

Tüm sağlık sistemi gibi birinci basamak sağlık hizmetlerinin de başvuranların tedavi edilmesine indirgendiği belirtilen açıklamada, “Oysa birinci basamak sağlık hizmetlerinin en önemli göstergelerinden olan bağışıklama, anne/bebek muayene ve izlemlerinin uygun bir şekilde yapılabilmesi için sadece başvuran kayıtlı nüfusa değil toplumun tümüne ulaşılmalıdır. Bu hizmet, yeterli insan gücüyle, topluma ana dillerinde sunulabilmeli, toplumun katılımını sağlamak amacıyla başta yerel idareler ve yapılarla iletişim içinde olunmalıdır. Toplumun sağlık hizmet yönetimine katılımının sağlanması, yerel idarelerin sağlığın planlanması ve uygulanması sürecinde aktif rol alması önemlidir. Halkın seçmiş olduğu yerel idarecilerin antidemokratik bir şekilde görevden alınması halkla oluşturulmuş güven ilişkisini zedelemiştir” denildi.

“HASTALIKLAR HALK SAĞLIĞI SORUNU KABUL EDİLMELİ”

Nüfusun sadece sayı olarak ele alınması ve sosyo-demografik özelliklerin dikkate alınmadan hizmet verilmesinin ve değerlendirilmesinin eşitsizliğin başlıca sebebi olduğu vurgulanan bildirgede şu öneriler sunuldu:

“Aile hekimine kesin kayıtlı nüfusun mümkün olduğunca homojen olması hem hastalar hem de çalışanlar açısından daha doğru ve eşit olacaktır. Göç yoluyla ülkemize gelen bireyler de aşılanma ve sağlık hizmetine erişim açısından hâlâ eşitsizlik yaşamaktadır. Bulaşıcı hastalıkların bireysel değil bir halk sağlığı sorunu olduğu kabul edilmeli yasalar da buna göre düzenlenmelidir. Sadece hekime değil hasta popülasyonuna ve ebeveyne de sorumluluk ve yaptırım mutlaka yüklenmeli, sağlık okur-yazarlığı için göstermelik değil gerçekçi çözümler uygulanmalı.” (Urfa/EVRENSEL)

Reklam
ÖNCEKİ HABER

Lübnan halkı "Öfke Haftası"nda sokakta

SONRAKİ HABER

Sayıştay, İBB'nin AKP'de olduğu 2018 yılı raporunu açıkladı: Çok sayıda aykırılık var

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa