11 Ocak 2020 03:51

Doktor Şemsettin Koç'un tanıklığı: Empati ile Vicdana Dokunabilmek

Çocukluğunu, gençlik yıllarını ve mesleki hayatını içeren anılarını kitaplaştıran Doktor Şemsettin Koç ile “Empati ile Vicdana Dokunabilmek” kitabını konuştuk.

Doktor Şemsettin Koç | Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

Reşo RONAHÎ
Diyarbakır

Doktor Şemsettin Koç yarım asrı aşkın hayatı boyunca yaşadığı coğrafyanın toplumsal ve siyasal atmosferinin tanığı oldu. Zaman zaman bu tanıklıkla yetinmeyip meslek örgütlerinde ve sivil toplum kuruluşlarında mücadele ve üretim içinde oldu. Bu mücadele içinde bazen sanık konumuna da getirildi. En son 2017 yılında Demokratik Toplum Kongresi üzerinden başlatılan operasyonda gözaltına alındı ve tutuklandı. 49 günlük bu tutukluluktan sonra tahliye edildi. Koç, cezaevi süreci sonrası çocukluğunu, gençlik yıllarını ve mesleki hayatını içeren anılarını “Empati ile Vicdana Dokunabilmek” adıyla kitaplaştırdı ve bu anılar yayımlandı. Biz de bölgede yaşananlara ışık tutan bu kitabına dair kendisi ile bir röportaj yaptık.

“HATALARIMIZ İLE YÜZLEŞEBİLDİĞİMİZ ORANDA GELECEĞİ YAKALAYABİLİRİZ”

Kitabın adıyla başlayalım; anılarınızın kitaplaşması sürecinde neden böyle bir isim seçtiniz? Sizin için ve okurlar için ne anlam ifade ediyor?

Akıl ve mantığın devreye girmediği, hukuk ve adalet duygusunun olmadığı, insan hak ve özgürlüklerinin temel alınmadığı toplumlarda sürekli olarak hak ihlallerinin yaşanma olasılığı var. Yaşanan bu hak ihlalleri çoğunlukla şiddet, ölüm, baskı, özgürlükten alıkonulma ve yok sayma ile kendisini göstermiştir. Dünyada bu tarzın en görünür olduğu alan maalesef Ortadoğu coğrafyası. Bu coğrafyada hiçbir zaman demokratik bir sistem, insan ve onun haklarının özne olduğu bir yaşam ve bu paralelde bir kültür egemen olmamıştır. Egemenler, dini siyasete alet edip kitleleri her zaman bununla uyutmuş, kaderci bir anlayışla sormayan, sorgulamayan ve itiraz etmeyen bir varlık olarak şekillendirmiştir. Her güç olan, öteki diye tanımlanan kesimleri yok sayıp baskı altına almaya ya da sesini kısmaya çalışmıştır. Karşılıklı sevgi, saygı, hoşgörü ve birbirine tahammül edebilme yerine kin ve nefret kültürü egemen olmuştur. Bu olumsuz yaşam kültürünün bu coğrafyanın kaderi olmadığı, değişim ve dönüşümün gerçekleşmesi için bir şeyler yapılması gerektiğine inanıyorum. Bunun için, akıl ve mantığın kullanılmasının yanı sıra doğuştan var olan ve sonradan gelişen empati kurabilme ve vicdani muhasebe yapabilme yetisinin devreye girmesi gerekiyor.

Geceleri başımızı yastığa koyduğumuzda o gün ya da geçmişte yaptıklarımızı bir film şeridi gibi analiz edip hatalarımız ile yüzleşebilmemiz gerekiyor. Hatalarımız ile yüzleşebildiğimiz oranda geleceği daha doğru kurgulama ve daha doğru bir pratik içinde olma şansını yakalayabiliriz. Ortada hiçbir suç unsuru yokken sadece kurum temsilcisi olarak yaptıklarımız üzerinden bizleri illegalize edip ben ve benim gibilerin ifadesini alma gereği bile duymadan tutuklayan ve haftalarca üretimden koparıp mahpushaneye yollayan hakim ve savcıların rahat uyuyup uyumadıklarını çok merak ediyorum. Bu merak üzerinden yazdığım kitabın başlığını “Empatiyle Vicdana Dokunabilmek” şeklinde kurguladım. Benim için empati ve vicdani muhasebe yaparak yaşamda hata payı en az olan bir pratiğin içinde olabilmek önemlidir. Bu olguyu çok önemsediğim için, okurlarımın da insanlığın geleceğini ve bizden sonraki nesillerin daha mutlu, daha huzurlu ve geleceğe dair hiçbir kaygı taşımadan yaşayabilmeleri için sorumluluk alma becerisi göstermesi gerektiğini arzuluyorum. Bunun için onların vicdanlarına seslenmek istedim.

“ANILARIMLA GERÇEKLİKLERİ HATIRLATMAK İSTEDİM”

Başta sivil toplum örgütleri, meslek örgütleri olmak üzere yıllardır toplumsal mücadelenin içinde yer almış, Musa Anter’in tabiri ile bütün bu sürecin hem tanığı, hem sanığı olmuş bir hekim olarak neden anılarınızı yazma gereği duydunuz?

Bir kısmını yukarda izah ettim. Öte yandan biz sağlık emekçilerinin hiçbir bahaneye sığınmadan insanlara en iyi sağlık hizmetini bireysel çıkarı öncelemeden eşit, nitelikli, ulaşılabilir ve hastaların anlayabileceği kendi anadilinde vermenin önemini hatırlatmak istedim. Yine toplumsal olarak üst ve orta tabakadaki insanların ekonomik ve sosyal durumunun sadece kendi yaşamlarından ibaret olmadığını görmeleri gerekiyor. Bu kesimlerin empati ve vicdani muhasebe yaparak ülkede açlık ve sefaletin de var olabileceğini düşünerek hareket etmeleri önemli olacaktır. Ben de bu gerçekliği yaşamımdan örnekler vererek hatırlatmak istedim.

Kişiler, gruplar, siyasetler ya da sistemler o anki konjonktüre, çıkar ilişkilerine ve güç olma durumuna göre manevra alanları geliştirmemelidir. Bu kesimler topluma demokrasi, özgürlükler, hak, hukuk, adalet, liyakat ve insan hakları vaatleri ile geliyorsa önce bu kavramların onlar tarafından “ama” ve “fakat”’a sığınmadan içselleştirilmesi gerekiyor. İşselleştirmek yetmiyor, bunları kendi yaşamına mal etmesi gerekiyor. Aksi durumda, bu kesimlerin yaptıkları ile muhalefet ettikleri kesimlerin yaptıkları arasında hiçbir fark olmayacaktır. Samimi olmayan bu tarz yaşam şeklini hayatım boyunca çok kez yaşadım.

“YAŞADIĞIM COĞRAFYANIN İNSANLARINDAN ÇÖZÜM BEKLİYORUM

Şahsen ben kitabı okurken bu coğrafyada ne kadar çok baskıcı günlere tanıklık edildiğini bir kez daha hatırladım. Siz 1980’leri, 1990’ları ve 2015’leri yaşadınız. Derdi ve kaygısı Türkiye toplumunda eşitliğin sağlanması olan birisiniz. Sizce, tüm bu deneyimler ve tanıklıklar ışığında, bu toplum toplumsal kesimlerin eşitliğine dayanan bir toplum haline gelecek mi? Nasıl gelebilir? Özellikle de bu bölge nasıl huzura erebilir?

Bir ülkede din, dil, ırk, kültür, inanç ve cinsiyet olarak farklılıklar bir arada yaşıyorsa, var olan bu zenginliğin değerini bilmek gerekiyor. Egemen sistem de bu farklılıkların olduğuna inanıyorsa yapılacak şey, herkese doğuştan gelen ya da sonradan edinilen haklarının tanınmasıdır. Eğer sistem bu farlılıkların var olduğunu kabul etmiyorsa zaten eşitlik diye bir kavrama gerek olmayacaktır. Var olmayan bir kavram üzerinden yapılacak tartışma ise sonuç vermeyecektir. Çünkü her şey teke biat etmek zorundadır. Ülkemizde yıllardır yaşanan budur. Yaşamımda 1980’lerde demokrasinin rafa kaldırıldığı dönemi, 1990’lardaki faili meçhullerin yoğun olarak yaşandığı dönemi ve 2015’te de Gülen hareketi bahane edilerek karanlık dehlizlere doğru yol alan bir süreci yaşadım. Dünyada demokrasi, insan hakları, adalet ve hukuk insanların daha iyi yaşaması için seferber edilirken bizde ise insanlar bunlara layık görülmedi. Onun için insanlarımız mutsuz ve umutsuz. Onun için ülkemizi her alanda kalkındıracak beyinler ülkeden kaçmayı tercih ediyor. Onun için cennet olabilecek ülkemiz cehenneme çevrilmek isteniyor.

Ben ülkemdeki insanlara güvenmek istiyorum. Herkesin şapkasını önüne koyup empati ve vicdan mekanizmasını da devreye koyarak “Bu konuma neden ve nasıl geldik?” diye kendisini sorgulamasını talep ediyorum. İktidarı, muhalefeti, aydınları, yazarları, emekçileri, sivil toplum örgütlerini ve özellikle de kadınları bu paralelde kendi içinde değişim ve dönüşüme davet ediyorum. Bu çok mu zor ya da mümkün olabilecek mi? İşte asıl bunu merak ediyorum.

Kendi yaşadığım döneme ve daha önceki tarihsel sürece baktığımda kısa erimli olarak değişim zor görünüyor. Beklentiler konusunda karamsar bir ruh hali içinde olduğumu söyleyebilirim. Ancak, yine de umudumu korumak istiyorum. Uzaylılardan değil yaşadığım coğrafyanın insanlarından çözüm bekliyorum.

Bu kitap, yazarlığa ilk adımınız oldu. Bundan sonraki yazarlık serüveninizle ilgili okuyucularımıza biraz bilgi verebilir misiniz?

Diyarbakır Tabip Odası başkanlığı ile birlikte toplumun vicdanı olması gereken sivil toplum kurumlarının işleyişi ve yaşama bakışını tanıma olanağı bulacaktım. STK’lar, gerçekten kitlesi ile bütünleşiyor mu? Kitlesinin sesi olabiliyor mu? Kitlesine güven duyusu veriyor mu? Ve kendi alanında üretiyor mu? O deneyimle kendime bu soruları sorma olanağı bulacaktım. Tabip Odası başkanlığı döneminde yaşadıklarım ve şahit olduklarım konusunda, STK’lardaki gözlemlerime dair önümüzdeki dönemde yayınlanmak üzere bir kitap çalışmam devam ediyor.

Bu kitaba dair beklentiniz nedir? Şayet bir gelir elde ederseniz nasıl değerlendirmeyi düşünüyorsunuz?

Ekonomik koşulları okumaya ve iyi bir eğitim almaya müsait olmayanlar en zor koşullarda bile başarabilmek için çaba gösteriyor. Ben de bu koşullardan geçmiştim. Tüm engelleme girişimlerine rağmen amacıma ulaşmam benim için hayati öneme sahipti. Başta yönetenler olmak üzere ekonomik gücü iyi olanların var olan dezavantajlı duruma müdahale etmesi gerekiyor. Kitap, benim için manevi değeri olan bir şey. Onu maddi beklentiler için yazmadım. Yaşadığım yokluğu göz önüne aldığımda, ihtiyacı olan Tıp Fakültesi öğrencilerine katkıda bulunmak isterim. Eğer kitaptan dolayı bir gelir elde edersem kesinlikle onu burs şeklinde değerlendirmek isterim.

Reklam
ÖNCEKİ HABER

Dersim'deki cinsel istismar şüphelilerinden biri intihar etti

SONRAKİ HABER

Elazığ depremine dair sosyal medya paylaşımlarına soruşturma

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa