07 Ocak 2020 23:34

Kadın düşmanı Bay Atilla Girgin’in marifetleri

İstanbul Üniversitesi'nde kadın öğrencileri taciz etmekle suçlanan Prof. Dr. Atilla Girgin, "Gazeteci Olmak Önce Adam Olmak Demektir" kitabından alıntılar...

Atilla Girgin | Fotoğraf: DHA

Paylaş

Hakan GÜNGÖR

“O… mu olmaya geldiniz buraya?” 

İstanbul Üniversitesi’nde bir öğrenciye bu şekilde bağırarak onu taciz etme cüretini gösteren kişinin kim olduğunu biliyoruz, Prof. Dr. Atilla Girgin. 

Pek çok kişi Atilla Girgin adını yapmaya kalkıştığı rezil saldırıyla duydu. Saldırıya uğrayan kadın, “Atilla Girgin denen o şahıs dün bizi taciz etmekle kalmadı, üzerimize yürüyüp şiddete kalkıştı. Bir akademisyenin gözü önünde, eski bir akademisyen tarafından ‘O... mı geldiniz buraya’ sorusuna maruz kaldık” diye yaşanan olayı özetledi. 

Peki kimdi Atilla Girgin?

“Adam Olmak”

Girgin’in uzun bir kariyeri vardı. 1969’da Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksekokulu’ndan mezun oldu. 1968’de Anadolu Ajansı'nda gazeteciliğe başladı. TRT’de çalıştı, İstanbul ve Marmara üniversitelerinde ders verdi. Halen İstanbul Aydın Üniversitesi’nde ders veriyor. 

Kariyerinin farklı dönemlerine dair anılarının yer aldığı “Gazeteci Olmak Önce Adam Olmak Demektir”i 2003’te yazdı. 

Giyimini bahane ederek bir kadını rahatsız eden, ona saldıran Girgin’in, cinsiyetçilik daha adından başlayan “Gazeteci Olmak Önce Adam Olmak Demektir” kitabını okuyunca hiç şaşırmadım zira zihniyeti anıları arasında kendini enikonu belli ediyor, eril dil kitap boyunca hissediliyordu. Öncelikle gazeteciliği erkeğin tekeline veren, bir yüceltme öznesi olarak “insan” olmayı değil, “adam” olmayı koyan birinin anılarının başka türlü olması beklenemezdi zaten.

Girgin, anılarına erken yaşlardaki “tecrübeleriyle” başlıyordu. Bunlardan biri lüks mevki yolculuklarında kadınları görmek için gösterdiği “çabayı”yla ilgiliydi.

“O güzel yaşımızda, o güzel bayanları görmek için, o öğrenci halimizle, hafta sonları hep lüks mevkide gidip geldik; İstanbul’un iki yakası arasında. Hem de harçlığımızın hatırı sayılır bir bölümünü seve seve feda ederek; tabii ki en önemlisi, o güzel bayanların kalplerini kim bilir nasıl hoplatarak!”

“Biz Türk Erkekleri…”

Para vererek lüks mevkide yolculuk ederken uzaktan baktığı kadınların “kalplerini hoplattığını” düşünen biri olarak Girgin’in “Türk erkekleri” konusunda söyledikleri de “dikkat çekiciydi”.

“Biz Türk erkeklerinin en büyük özelliklerinden biri, karşı cinsle maddi, manevi ilişkilerde atmak, sallamak, uydurmaktır. Örneğin, çevrede beğenilen bir kıza, birkaç kişi sarkar. Kız bakmaz bile, çünkü ilgilisi vardır. Biz hemen atarız: ‘Bana randevu verdi’ diye... Flörtümüzle buluşuruz, kız elini bile tutturmaz. Biz hemen sallarız: ‘Uzun uzun öpüştük’ diye... Bir dişiyle yatarız, rezil olmanın köşesinden dönerek... Hemen uydururuz: ‘Zevkten inim inim inlettim.’ diye... Bazen bize inanılmadığını bile bile yaparız bunu; güya erkeklik içgüdüsüyle. Oysa kendimizi küçük düşürmekten başka bir işe yaramaz bu tür davranışlar...”

Bahsettiği “biz”in içinde kimler var bilmiyorum ama artık ayyuka çıkan saldırganlığı kadar, seçtiği kelimelerin ve tercih ettiği üslupla eril bir bakış açısı, kadınları aşağı gören bir zihniyet olduğu kesindi. Üstelik kadınların giyimi ve tarzına “kafa yormaya” çok erken yaşta başlamıştı. 
“Bazı Hatunlar” Diye Sürdürdüğü Anıları

Şu, Girgin’in lise yıllarına ve edebiyat öğretmeni Hikmet Hanım’dan yola çıkarak kaleme aldığı bir anıdan: 

“Hani vardır bazı kadınlar, dişi görünme uğruna tırnaklarını öyle uzatırlar ki, cadı tırnağı gibi... Oysa o tür tırnaklı parmaklarla, herhangi bir şeyi doğru dürüst tutma şansları kalmaz ve ayrıca inanıyorum ki, vücut temizliklerine de o tırnaklar katkıda bulunmaz. Bunun yanı sıra bu tür kadınlardan bazıları, ellerine, ayaklarına bir kere ‘bayramlık’ baktırırlar, kırılmış ojelerle uzun süre idare ettiklerini sanırlar. Bir başka bölüm kadınlar da vardır; tırnaklarını benimkiler gibi kısa keserler ve parmaklarıyla birlikte boyamaya kalkışırlar.”

Girgin şöyle devam ediyordu:

“Eller de bembeyaz ve hayal ediyorum: yumuşacık. Bir de bilirsiniz, bazı hatunlar saçlarını yaptırırlar, o kafayı yıkamadan 15 gün kullanırlar. Ayrıca yıkanma özürlü olduklarından, terli vücutlarının bazı yerlerine, bilinçsiz olarak sürdükleri kolonya ya da parfümün ya da fısfısladıkları deodorantın etkisiyle de ekşi ekşi kokarlar...”

Atilla Girgin bununla da kalmıyor, kitabında, “Hemen itiraf edeyim: beynimdeki bu hoşgörüye rağmen, ülkemde kadın olmadığıma da şükrederek...” diyebiliyordu mesela. 

Meslek Ahlakını Anlatmış!

Kitap sitelerinde “Gazeteci Olmak Önce Adam Olmak Demektir” için “(…) meslek ahlakı nedir gibi soruların yanıtlarını vermeye çalışmış, bunları kendi anılarıyla birleştirerek okuyucuya sunmuştur” deniyor. 

Gerçekten meslek ahlakına ilişkin pek çok önemli nüve barındıran kitabında Girgin 1968’de ODTÜ’de düzenlenen bir panele “aşırı solcuların karargâhı” olduğu için, muhabir olarak görevlendirilmesine karşın nasıl gitmediği anlatıyor mesela… Ya da bir pavyonda “biz mi kadınları kucaklarımıza oturttuk; yoksa onlar mı bizi kucaklarında oyaladılar” gibi sorgulamalarını da içeren, meslek etiğinin neresinde yer aldığı konusu oldukça şaibeli epeyce anı yer alıyor.

Sadece yaptığı saldırı nedeniyle değil, zihniyetini, yazdıklarını, bunca yıl derslerde anlattıklarını da tekrar gözden geçirmek gerekiyor. Çünkü bahsettiğim “uzun kariyerinde” dayattığı zihniyetin hesabını vermek zorunda. 

Atilla Girgin kendi densizliklerinin hukuken cezalandırılmayacağını düşünerek bunları yazabildi, yapabildi ama artık işler değişti; hoşgörüsünü de “kadın olmadığı için” ettiği şükrü de kendine saklasa iyi olur, zira kimsenin Girgin’in “hoşgörüsüne” ihtiyacı yok.Sadece adalete ihtiyacı var. Bunu tesis etmek için de kimse geri duracak değil. Çünkü ahlak, önce insan olmak demektir.

Reklam
ÖNCEKİ HABER

Erkut Tokman’a İtalya’dan çeviri ödülü

SONRAKİ HABER

İptal edilen basın kartları yeniden kullanımda

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa