02 Ocak 2020 02:45

Amedli köylünün özeti: Çatışma, ekonomi, bunalım, göç

“Sur’da sokağa çıkma yasağı dönemindeki çatışmaların ertesinde neler yaşanmıştı? 2016'da Amed’in kırsalında, çobanların yanındaydım."

Fotoğraf: Anıl Yurdakul

Paylaş

Anıl YURDAKUL
İstanbul

2015 yılında başlayan Sur operasyonları sonucunda bölgede dünyanın en uzun sokağa çıkma yasağı yaşandı. Süreç içerisinde 12 yaşındaki Helin Şen ve Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi öldürüldü. Köylüler, geçen 5 yıldan bu yana ekonomik sorun başta olmak üzere birçok problemle karşı karşıya bırakıldı, göçe zorlandı. Peki, çatışmaların ertesinde neler yaşanmıştı? 2016 yılında operasyonların sona erdirildiği açıklaması üzerinden bir ay geçmeden Amed’in kırsalında, çobanların yanındaydım.


Kışın atık kağıt işçiliği yaparak yazın hayvancılıkla geçinen Amed’e bağlı Alitaş köyünden Hamdullah’ın beni davet etmesiyle soluğu, şehrin merkezinde aldım. Sabah saatlerinde minibüse atladım. Minibüs kalabalık ama sessizdi. Yol uzundu ama kimse yola da bakmıyordu. Ayakta yan yana duran ilkokul çocukları dahi birbirleriyle şakalaşmıyor, konuşmuyordu. 

Minibüsten indiğimde otuz derece olan hava ve Hamdullah’la karşılanıyorum. Yürüyeceğimiz yol, uçsuz bucaksız ot ve taşlardan ibaretti. Korkunç sıcağın altında taşlardan sekerek Hamdullah önde ben arkada yol alıyoruz. Alitaş köyünün ismi anlatılana göre Hz. Ali bir gün karşı tepeden büyük bir taş atar. Taş, çarptığı yerde dağılarak binlerce parçaya bölünür. 

Köye vardığımızda Hamdullah’ın annesi bizi karşılıyor, elini öpüyorum. Gelen geçenle tanışıyor, tanıdıklarımla selamlaşıyorum. Tanıyan tanımayan evine davet ediyor. Köydeki birçok ev gibi Hamdullah’ın evi de atık kağıt işi sayesinde yapılmış. Yer sofrası, çay ve tütün eşliğinde sohbetin ardından tekrar taş yolda ilerleyip çobanlarının yanına doğru yola çıkarak Fesih’in yanına gidiyoruz.

HAYVANLAR UCUZA GİTTİ

Kışın atık kağıt işinde çalışan çoban Fesih bize radyosunu açıyor, müzik eşliğinde sohbete koyuluyoruz. Radyosu, bataryası ve el feneriyle tam teçhizatlı. Evden getirilen tasla, yemek sorununu çözüyor. “Sur operasyonları hayvancılığı etkiledi mi?” sorusunu soruyorum.

“Halen düzelmedi ki. Hayvan pazarı çok uzun süre kapalı kaldı. Çatışma bittikten sonra da açılmadı. Açıldığında da biz korktuk. Bu yüzden hayvanları Siverek’e sattık! Çok ucuza gitti, süt desen yine ucuz. Bu mevsimde geçen sene gelsen otların uzunluğundan taşları, kayaları göremezdin, kuraklık da var. Hayvanları otlamaya yeni çıkarmaya başladım, günde bir kere veriyorum. Bir de yemin torbası 50 lira, açıkcası getirdiğini götürüyor.” 

Sohbetin ardından Fesih’le vedalaşarak tekrar yola koyuluyoruz. Yolda sendeleyerek çamura basıyorum. Hamdullah gülüyor “Olur öyle şeyler. Biz de şehre inince düz yolda yürüyemiyoruz.” Alışmak zor oldu. 

VETERİNER ÇAĞRILMADIĞINDA;

Yolumuz üzerindeki tekdüze manzara, göletle bozuluyor. Göletin yanında biri çocuk üç çoban. Yaptıkları çay eşliğinde dinleniyorlar. Yanlarına varıyoruz. Konu dönüyor dolaşıyor Sur’a geliyor. Sur’a inemedikleri için veterineri çağıramıyorlar. Veteriner gelmediği için hasta/yaşlı görünümlü hayvanın kesilip kesilemeyeceği tespit edilemiyor. Hayvan ‘mundar’ oluyor. Yine veterineri çağıramadıkları için yirmi gün içerisinde bildirilmesi gereken doğan hayvanların küpesi takılamıyor. Küpesiz hayvan yasal sayılmıyor, satılamıyor. Her köyün belirlenmiş veterineri bulunduğundan Siverek’ten veteriner çağrılamıyor. Sekiz kişilik ailesi bulunan Hacı, savaş öncesi dönemde dahi eti, sütü Siverek’e sattığını söylüyor. Savaş sonrası Amed köylüsünün eli mahkum bir şekilde Siverek’te etini satmaya kalkması fiyatların ucuzlamasına, malın zararına satışına neden olur. Hacı, oğlunu gösteriyor;

“Benim gibi olmasın diye ortaokula geçtiğinde okuldan aldım. Ben liseye kadar okudum ne oldu? Sekiz sene de atık kağıt işçiliği yaptım. On altı sene boşa gitti. En azından oğlum kazanıyor şimdi” diyor. Eğitim sorunu ise coğrafyanın temel sorunlarından. Köy yolları kışın kapanır, çamurda çocukların ayakları ıslanır. Karda okullar tatil edilmez, tüm köy çocuklarını okula götürmek üzere seferberlik ilan edilir…

Demlikteki son çaylar konuyor. Tütün tabakası elden ele geziyor. Gölet tarafından esen rüzgarla hava serinliyor. Akşamüstü güneşi renklerde dalgalanma yaratıyor. Mavi çemberin altında, keçelerinin üzerinde çay içiyor, şakalaşıyor, uyukluyorlar. Özgür olan bu an içinde savaşın etkilerinin sürdüğü coğrafyadan soyutlanıyor, zaman kavramı kayboluyor. Tüm problemlerin uçtuğu balonu geri getiren Hamdullah oldu: “Artık gidelim mi?” Hayvanların yemini vermesi gerekiyor. Vedalaşıyoruz. Gerçekten paha biçilemezdi…

TULUMU GİYMEK PARA ETMİYOR

Köy içerisinde geldiğimi duyan karşılıyor, evine davet ediyor. Gece, Ekrem Yaşar’ın davetlisiydim. Komşu evlere gidiyor geçen hafta gerçekleşen düğünü izliyorum. Savaş atmosferinden kurtaran gemileri oluyor videolar. Gece televizyonda “Kapıcılar Kralı” nı izledim…

Ertesi gün kapalı bir havaya uyanıyoruz. Kahvaltı sonrası köy içerisinde gezmeye başlıyorum. Köylüler umutlu, yağmur geliyor. Okulun müdürü geldiğimi duymuş, daveti üzerine ilkokula gidiyorum. Kısa bir süre tenefüsteki çocukların ilgi odağıyım. Müdürün odasına çıkıyorum. Kahve ikram ediyor. Dertleri anlatıyor, okula su yeni bağlanmış. Çocukların ilk senesi boşa geçiyor, dil sorunu… Müdür,  tenefüste İstanbul’dan atanan öğretmenleri çağırıyor. İstanbul’u anlatmamı istiyorlar…

Köyde geçirdiğim dört gün boyunca yağmur yağmadı. Röportajlara yeni eklenecek cümle yoktu ama ortak söylem vardı: 

“İstenmiyoruz.” 
“Hayvancılık bitti.”

Haklıydılar. Sur’daki operasyonların başlamasının üzerinden geçen 5 yılda köylülerin bir kısmı aileleriyle şehre göç etti. Hayvancılık daha da kötüye giderek saman ithal eden bir ülkeye dönüştük. Şehirde ise, hemşehrileri olan ilçe belediye başkanının görmezden geldiği zabıtalarla mücadelerini sürdürüyorlar. İç göçün dışında dış göçle beraber atık kağıt işinde artış gerçekleşti. Kendi deyimleriyle “Yapılacak son iş” olan atık kağıt işçilerinin artışı atık maddelerin ucuzlamasına neden oluyor. Göç etmiş köylünün/işçinin gözleri geleceğe korkuyla bakıyor. “Korku ve tedirginlik” Güneydoğu insanlarıyla özdeşmiş bir duygudur. Coğrafyanın insanı için tulum giymek para etmiyor…

Reklam
ÖNCEKİ HABER

Aydınlı işçiler: Tek çaremiz izinli günümüzde bile çalışmak

SONRAKİ HABER

İzmir'de fırıncılar, gevreğin 25 kuruş zamla 1 lira 75 kuruşa satılmasını istiyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...