25 Aralık 2019 04:30

"İşçiyi sömür, ölürse fabrika dışına at" dönemi

"Kapitalizm, gelinen yerde, yedek iş gücü olarak kullanıp sonra bir kenara attığı emekçilerin arasına fabrikada ölen mülteci/göçmen işçileri de dahil etmiş bulunuyor!"

Fotoğraf: DHA

Paylaş

Ercüment AKDENİZ

Adana’da yol kenarına atılmış bir işçi cesedi bulundu. Mustafa el Recep isimli işçi Suriyeliydi, kuvvetle muhtemel fabrikada kayıt dışı (sigortasız) çalıştırılıyordu. Öyle olmasa el Recep’in bedenini fabrika dışına taşıyanlar şöyle demezlerdi: “İşyerine zarar gelir, başımız belaya girer düşüncesiyle Recep’in cesedini yol kenarına bıraktık...”

Fabrikadakiler Recep’in intihar ettiğini ifade ediyor. Bunu soruşturma sonuçları gösterecek. Gözaltına alınan 4 kişiden 2’si tutuklandı. Ama burada başka vahim bir durum var. Çünkü kapitalizm, gelinen yerde, yedek iş gücü olarak kullanıp sonra bir kenara attığı emekçilerin arasına fabrikada ölen mülteci/göçmen işçileri de dahil etmiş bulunuyor!

El Recep olayı üzerine konuşurken Nail Dertli hoca bana bir makale önerisinde bulundu. Fred ve Harry Magdoff’un “Günümüzün Yedek Sanayi Ordusu” başlıklı yazısıydı bu, hemen okudum. Yazı ilginç bir kavram üzerine odaklanmış: “Kullan at işçileri” (Disposable workers). Özetle kapitalizm güvencesiz/esnek çalıştırma, geçici istihdam yöntemleriyle işçilerin kazanımlarını yok ediyor ve kuralsız çalışmada en çok “işsizler ordusu”na güveniyor. Şirketler artık işçilere karşı yasal sorumluluk, hükümlülük taşımak istemiyor. Özellikle ekonomik kriz zamanlarında bu güç patronların can simidi oluyor. Kısa zamanlı ve amansızca çalıştırılan güvencesizler, işleri bittiğinde, sigara izmariti gibi buruşturulup bir kenara atılıyor.

Göçmen sayısının 260 milyona, mülteci sayısının ise 70 milyona dayandığı günümüz dünyasında “Kullan at işçileri”nin tepe noktasında göçmen emeği oturuyor. Sadece Türkiye için değil kapitalizmin küresel kalkınması için de bu böyle. İş cinayetleri ya da fabrika ölümlerinde göçmen işçilerin cesedinin sahipsiz kalması, Adana örneğinde olduğu gibi yol kenarında bir portakal bahçesine atılması ya da davaların sümen altı edilmesi de haliyle çok daha kolay ve patronlar için maliyetsiz! “İşçiyi sömür, ölürse cesedini fabrikadan at” dönemi olarak da tarif etmek mümkün, bu geçiş dönemini.

Sorunun bir başka yanı da şu...

Bir kitap fuarında kitap yerine iş soran gençler, inşaatlarda çalışan çift diplomalı işsizler, yoksulluk ve geleceksizliğe bağlı olarak artan bunalımlar, borcunu ödeyemediği ya da çocuğuna pantolon alamadığı için psikolojik yıkıma sürüklenip canına kıyan işçiler...

Ne yazık ki son birkaç ayda bu türden haberleri çokça okur olduk. Bu haberlerin altına “Suriyelilerin intihar haberini niye okumuyoruz?” diye yazanlar da yok değil.

Oysa Suriyeli işçiler de yoksul, borçlu ve intihar haberlerinde isimleri var. Ölümleri yarıştırmak işçi sınıfına fayda sağlamaz: Tersine mülteciyi sigortasız çalıştırıp cesedini yol kenarına atanların işine gelir.

Marx’ın da ifade ettiği gibi; kapitalizm “İhtiyaca göre göreve çağırılıp sonra terhis edilebilen bir yedek sanayi ordusu oluşturur.” İşçi sınıfı ve sendikalara düşen şey ise bu yedek orduyu örgütlemek ve sermayeye karşı kendi sınıfının bir parçası yaparak saflarına katmaktır. Onların yerli ya da göçmen olması ise bu gerçeği değiştirmez.

Reklam
ÖNCEKİ HABER

Üniversitelilerin 2019'u: Yemek yeme, kitap alma, hiçbir şey yapma!

SONRAKİ HABER

Sağlık Bakanı'ndan koronavirüs açıklaması: Şu ana kadar sadece 1 hastada şüphe bulduk

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...