19 Aralık 2019 04:13

8 saat çalışma, 8 saat dinlenme, 8 saat ek iş!

Asgari ücretin biraz üstünde ücret alan Maltepe Belediyesinde çalışan işçilerin durumu, milyonlarca asgari ücretlinin hayatını anlatıyor: Ek iş yapmayan işçi geçinemiyor.

Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

Uğur ZENGİN
İstanbul

İşçi sınıfının 150 yıl önce ortaya attığı talep şuydu: 8 saat çalışma, 8 saat dinlenme, 8 saat canımız ne isterse! Günde 16 saat çalışmaya itiraz etmek, bir günü 8’er saatlik 3 dilime bölmek, günü 2 dilime bölen güneş esasına karşı gelmek anlamına da geliyordu. İşçi sınıfının en simgesel günü olan 1 Mayıs’ı da doğuran en büyük talep yasalara yazıldı, kanunlarda yer aldı. Şimdi bir işçiye 8 saatlik iş gününü sorsanız ne diyecek? Sordum, “Bunlar bizim için geçerli değil” dedi: “Onlar zenginler için geçerli...”

“Senin için 8 saat iş, 8 saat ek iş, 8 saat uyku...” deyince şunları söyledi: “Ben hakkımı almış olsam ek iş yapmama gerek olur mu? Evime vakit ayırırım, kendime vakit ayırırım. Yıllık iznimde ne yaptım? Özel şoförlük yaptım. Bir de yıllık izinde para da kesiliyor. Yol yemek kesiliyor. Aldığın para direkt 2 bin 200 liraya düşüyor.”

Yoksulluk mutsuzluğu, mutsuzluk çare arayışını getiriyor. Maltepe Belediyesinde -işçilerin anlatımına göre- 1000 kişi varsa 500’ü ek iş yapar, “Yapmak zorundalar” çünkü asgari ücretin “bir tık üstü” ücret alıyorlar.

"SADECE BEDEN DOLAŞIYOR"

Belediye işçisi aynı zamanda tekstil işçisi...

Bir günün nasıl geçiyor?

- Gece 12’de yatıyorum. Sabah 7’de uyanıyorum. Sabah 8’de tekstilde işbaşı yapıyorum. Oradan çıkıyorum. Belediyede 3’te iş başı yapıyorum. Bizim mahallede bir ağabeyimizin yanında (tekstil atölyesi) çalışıyorum. 50 kişi çalışıyor. Sabah 8’de orada başlıyorum. 2 gibi oradan çıkıyorum. Belediyeye geçiyorum.

Genelde kaç saat çalışıyorsun tekstilde?

- 5 buçuk-6 saat.

Ne kadar ücret alıyorsun?

- Buradan (belediyeden) aldığım ücretten daha iyidir.

Sana tam para vermiyor herhalde?

- Saat ücretiyle çalışıyorum. Eski tanıdığım olduğu için.

Tekstil de zor bir sektör. Tekstilden çıkıp belediyede çalışıyorsun...

- Mecbur çalışıyorsun. Ben şu an maaş aldım. Evimin kredisi 1650 TL. 1050 TL’sini yatırdım, 600 TL’sini yatıramadım. Ev gideri, çocuk masrafı, faturalar...

Tekstilden ne kadar alıyorsun?

- Gitmeme bağlı, bazen 1500, 1700 oluyor. Haftada 5 gün gidiyorum. Hafta sonları bir gün iznim var buradakiyle birlikte. Tam gün gitmiş olsam 3 bin TL maaş alacağım.

Zaten 6 saat çalışıyorsun. Tam gün gitsen 8 saat oluyor.

- Tekstil 11 saat. Tekstilde 8 saat yok. Tekstilde makineciler 3 bine yakın maaş alıyor. Bayramlarda 10’ar gün izni vardır.

Peki memnun musun böyle bir hayattan?

- İnsan memnun olabilir mi? Hafta sonu evden dışarı çıkamazsın çünkü paran yoktur. Çocuğun senden bir şey ister paran yoktur, gidersin ondan bundan borç alırsın. Aybaşı aldığımız 3 kuruş maaşla borçları kapatırsın elinde bir şey kalmaz.

Çocuğu ne ara görüyorsun?

- Ben gittiğimde uyumuş oluyor. Sadece hafta sonları. Hafta sonu bir gün. Bir de sabah servise verirken görüyorum. Başka bir şey yok. 5 yıldır böyle.

Ruh halin nasıl oluyor?

- Ölü insan gibi. Sadece beden dolaşıyor. Borçtan başka bir şey düşünemiyorum. Tekstilde oturuyorum makinenin başına, bu ayı nasıl kapatabilirim, faturaları nasıl ödeyebilirim, krediyi nasıl ödemeyebilirim. Bankalar sürekli arıyor, bankalara yalan söylemekten bıktım.

Sen belediye işçisi misin tekstil işçisi misin?

- Bana göre tekstil işçisiyim. Tekstilde daha fazla maaş kazandığım için. Belediyede asgari ücretten 200 lira fazla alıyorum. Tekstilde 5 saat çalışıyorum 1500 lira alıyorum.

"ALLAH AĞABEYİMDEN RAZI OLSUN"

Tekstilde ‘ağabeyim’ dediği patronuyla arası çok iyi. “Allah ondan razı olsun” diyor: “Çünkü ne zaman başım sıkışsa onun yanına gidiyorum para konusunda. Şu an benim oraya 5 bin TL borcum var. Bir senedir ödeyememişim. Bir kere sen bu parayı neden ödemiyorsun demedi. Senetler var, onu kapatmaya çalışıyorsun. Maaş yetmiyor. Onun için…”

“Haciz var mı?” diye soruyorum, “Yok da yakında olur. Her ay 1000 lira içeriye giriyorum” diyor. Geçinemediğini öğrenince “Üçüncüsü için uyumadan çalışman lazım herhalde” diyorum.

“Üçüncü işi arıyorum. Bulsam giderim” diyor, “Yapar mısın?” diyorum, “Bir yolunu bulur yaparım. Aradım, birkaç kişiye haber verdim. Şu saatten sonra bana iş bulun diye. Çıkmadı. Bulsam yapacağım yani. Yapacak bir şey yok. Bir çocuğum var her şeyimi ona adamışım. Onun istediğini alamadıktan sonra yaşamanın bir anlamı yok ki. Ben zaten kendimden geçmişim. Vazgeçmişim. Ben rahatsız olduğumda bile aman para gitmesin diye hastaneye gitmiyorum. Evimde olan ilaçlarımla idare ediyorum” diyor.

BABADAN OĞULA…

Bu kez bir gecekondu mahallesindeyim. Masada 2 belediye işçisi var. Biri garson diğeri hamal. Birinin çocuğu var diğerinin yok.

“Bu koşullarda geçinme ihtimalimiz yok” diyor: “Tek çalışanım evde, aileyi geçindirmekle yükümlüyüm. Ekstra düğün salonlarına gidiyorum. Garsonluk yapıyorum. Çocuklarımın okul servis parasını, kredi kartlarını öderken ikinci iş yaparak geçimimizi sağlıyoruz. Eğer yapmazsak çocuklarımızdan kısacağız. İkinci iş yapmayan arkadaşlarımızın kahveye gidip çay içecek paraları bile olmuyor. Pek çok şeyden mahrum kalıyorlar. Ailesinden ekonomik nedenlerle ayrılanlar bile var. Biz bu hayatı kendimiz için yaşamıyoruz. Evlatlarımız, ailemiz için yaşıyoruz. Bir işçi evladı olarak söyleyeyim, çocuklarım eksik yaşamasınlar, bizden bir adım daha önde olsunlar, bütün çaba bunun için. Babam da ek iş yapardı. Sabah hademelik, akşam boyacılık yapardı. Ben liseye giderken ona yardıma gidiyordum. Çocuklarım öğretmen, mühendis olsun.”

Ne zamana kadar böyle devam eder?

- Çocuklar kendi ayakları üzerinde durabildiği an ben de elimi ayağımı çekeceğim. Uzun bir süre daha çalışacağız gibi görünüyor.

Diğer işçi 6 yıldır belediyede çalışıyor. “Ben de ek işlere gidiyorum” gidiyorum diyor: “Nakliyeye gidiyorum. Hamallık yapıyorum daha doğrusu.” Kahvenin kapısında eski bir kamyonet var. Onu gösteriyor, “Başkası da yapıyor bu işi” diyor. Belediyeden sonra nakliyeye gidiyor: “Haftanın 4-5 günü gidiyorum. Kredi çektim evlenmek için. 3 yıl önce evlendim hâlâ onun borcunu ödüyorum. Günlük 150-170, işe göre değişiyor. Asansör olmayınca bütün yükü taşıyorsun. Asgari ücretin en az 4 bin olması lazım ki yaşayabilesin. Yaşamak güzel bir şey ama yaşamak için devletin bir şey yapması lazım. Asgari ücret, işsizlik, ekonomi... 1 kilo domates 10 lira olur mu? Adalet mi bu? Bence değil.”

EK İŞSİZ

Bu sırada kahveyi bir hareketlilik alıyor. Kamyonet çalışıyor. Belediye işçisi, “Bak, iş geldi” diyor. İşe koyulan kamyonet gidiyor, masaya davetsiz bir belediye işçisi daha geliyor. Biraz bizi dinliyor. Haber yaptığımızdan habersiz. Soruyorum:

Ek iş yapıyor musun?

- Yok ağabey nereden bulalım ek iş. Söylemesi ayıp elimizi kaldıramıyoruz. Ciddi söylüyorum çok kötüye gidiyor. Ben tek çalışıyorum. Adama gidip iş istiyorsun, adam diyor ki ‘Bastonu almışsın eline. Sen geri git’ diyor.

Biz haber yapıyoruz gazeteye.

- Güzel bir şey.

Sen ne ek iş istedin de bulamadın?

- Hiçbir yere almıyorlar. Restorana git, almıyorlar.

Sen nereye gittin?

- Gazinoya gittim, düğün salonlarına gittim yok. Genç adam istiyor. Hareket edemiyorsun diyor. Gel gidelim evdeki dolaba bakalım.

Kaç yaşındasın?

- 45 yaşındayım. Zamanında ek iş yaptık. Soğuk meze yapayım diyorum, yok diyor yapma. Adam fındıkla bira içiyor diyor. Eskisi gibi meze almıyor diyor. Eskiden ile şimdi arasında fark var. Eskiden ek iş yapabiliyordun. 12’ye kadar bankalara gidip temizlik yapıyordun mesela. Yine yolunu buluyordun. Bankalar da şimdi almıyor.

İşi var, ‘ek işi’ yok. Ona ‘ek işsiz’ diyoruz aramızda. Cüzdanını çıkarıyor, cüzdanı bir sağından bir solundan çekiştiriyor. İçinde metelik yok. Fotoğrafını çekiyorum...

EK İŞ BULAMAMAK

Ek iş yapmaktan daha çok moral bozan, can sıkan bir şey varsa o da yapacak ‘ek iş’ bulamamak. Bir işçi özel şoförlük ve taksicilik yapıyor. Özel şoförlük zenginin birine yapılıyor. Hafta içi 4’ten sonra taksicilik, gece 12’ye kadar. Sonra tekrar 6’da işbaşı. “İş bulamadığında ne oluyor?” sorusuna cevabı “Buluruz” oluyor: “Taksicilik yapıyorum. Olmadı hurdacılık. Onda çok güzel para var da işte belediyede çalıştıklarını bildikleri için sıkıntı olur senin için. Ek iş yapman yasak zaten normalde. İş bulamazsan sıkılırsın, arkadaşlarından sigara dileniyorsun. Bak tütün içiyoruz. Ek işle 2 tane faturamı kapatıyorum. Boğaz tokluğuna bile yapsan bir faydası var. Aldığımız maaş belli zaten.”

GÜN 24 SAAT, BİZ 48 SAAT ÇALIŞIYORUZ

Belediyedeki işinin ardından 4 saatlik bir boş zamanı var. O saatlere ek iş bulabilirse -ki bahçe işi- sığdırıyor. Akşam 7’yi görünce hiç aksatmadan evine en yakın kahvehanede alıyor soluğu. Kağıt oynamak, çay içmek, iki sohbet aradığı için değil, mesai kaçmasın diye. İkinci iş kahvede çay dağıtmak, hesap almak...

“Kahvedeki iş garanti” diyor: “Gün 24 saat biz 48 saat çalışıyoruz. Kahvede günlük ücret alıyorum, 50 lira. 6 saat çalışıyorum. Normalde 100 liradan aşağı değil de yapacak bir şey yok. İki çocuk okutuyoruz. Biri il dışında üniversite okuyor. İki ev kirası veriyoruz. Burada 1000 lira, 700 lira da oğlumun. 800-900 lira da para göndermek zorundayız. Maaş toptan gidiyor. 10 yıldır kendi işim haricinde ek iş bulmak zorundayım. Hayatımız robotlaşmış vaziyette. Dinlenme, eğlenme bize haram. Ben öyle bir şey tanımıyorum. Bizim oradan geçmiyor. Bayramlar seyranlar çalışıyoruz. Bize uzak, bizim tarafa gelmiyorlar.”

Reklam
ÖNCEKİ HABER

7 yıldır uygulanmayan karar Emniyet’in aklına yeni geldi!

SONRAKİ HABER

Elazığ ve İstanbul'da Evrensel'e destek: Evrensel’in suç ortağıyız

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa