17 Aralık 2019 17:57

Diyarbakır’da 5 ayda 838 kadın şiddete uğradı

Diyarbakır’da 5 ayda 838 kadın şiddet nedeniyle kurumlara başvurdu. 720 kadın psikolojik, 422 kadın fiziksel, 392 kadın ekonomik, 321 kadın dijital, 198 kadın ise sosyal şiddete maruz bırakıldı.

Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

 

Diyarbakır’da 5 aylık gözlem raporunu açıklayan Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Ağı, bu süreçte 838 kadının birden fazla şiddet biçimini yaşadığı yönünde başvuru yaptığını duyurdu.

İHD, Diyarbakır Barosu, SHUDER, KESK, TTB, TMMOB, ÖHD, Amîda Jin ve Rosa Kadın Derneği’nin oluşturduğu Diyarbakır Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Ağı, 5 aylık gözlem raporu hazırladı. Kadına yönelik şiddet raporu, İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesinde açıkladı.

"BAŞVURUCU KADINLARIN YÜZDE 85'İ SİSTEMATİK OLARAK PSİKOLOJİK ŞİDDET GÖRMEKTE"

Diyarbakır Barosundan Öykü Çakmak, Diyarbakır’ın ilçelerinden 838 kadının başvuru yaptığını belirterek, “Başvuran kadınların 720’si psikolojik şiddete, 422’si fiziksel şiddete, 392’si ekonomik şiddete, 321’i dijital şiddet ve ısrarlı takip yoluyla şiddete, 198’i ise sosyal şiddete maruz kaldığını anlattı” dedi.

Kadınların büyük çoğunluğunun eşleri tarafından şiddete maruz bırakıldığını ifade eden Çakmak, “Hangi şiddet türüne maruz kalırsa kalsın başvurucu kadınların yüzde 85’i sistematik olarak psikolojik şiddet görmektedir” dedi.

15-18 YAŞ ARASI 97 ÇOCUK CİNSEL İSTİSMARA MARUZ BIRAKILDI

Çakmak ayrıca, çocuklara yönelik cinsel saldırılara dikkat çekerek, adli işlem gören 97 çocuğun (15-18 yaş arası) istismara maruz kaldığını dile getirdi.

Son 5 aylık süreçte Diyarbakır’da 3 kadının erkekler tarafından katledildiğini belirten Çakmak, yine kentte basına kadın intiharı olarak yansıyan cinayetlerin olduğunu, sorumluluk gereği rakamları paylaşmayacaklarını söyledi.

KURUMLAR İŞ BİRLİĞİ İÇİNDE DEĞİL

İHD Diyarbakır Şube Yöneticisi Gurbet Yavuz ise şiddet alanında iş birliği içerisinde olması gereken kurumların hassasiyet göstermek yerine aksi yönde hareket ettiğini gözlemlediklerini söyledi. Yavuz, “Şiddet gören kadınlar şiddet gördüğü ortamda kalmak zorunda kalıyorlar. Kadın sığınaklarına yeterli bütçe ayrılmıyor. Talep edilen tedbir kararları karakol tarafından hemen onaylanmamaktadır. İstihdam sağlayan kurumlarda şiddete uğrayan kadınlara öncelik sağlanmıyor. Kadın cinayetleri davalarında STK ve baroların müdahillik talepleri kabul edilmiyor” diye konuştu.

"İNSAN HAKKI İHLALİ OLDUĞU İLKESİYLE HAREKET EDİLMELİ"

Eğitim Sen’den Zuhal Sezer ise “Özelde kadınlar genelde bir bütün topluma dönük bilinç artırıcı çalışmalara ağırlık verilmesi, kadınların şiddetin tanımı ve şiddet içeren durumlar karşısında eğitim yoluyla bilinçlendirilmesi ve danışmanlık hizmetlerine yönlendirilmesi, eğitim personellerine yönelik şiddet olgularını tanıyabilecek ve ortaya çıkarabilecek beceriyi kazandırmak için hizmet içi eğitim programlarının düzenlenmesi, kurumlar arası iş birliğinin sağlanarak organize çalışmaların artırılması, eğitimde ders müfredatına toplumsal cinsiyet konularının dahil edilmesi, kadına yönelik şiddetin özünde bir insan hakkı ihlali olduğu ilkesi ile hareket edilmesi gerekmektedir” ifadelerini kullandı.

"ÇÖZÜM ODAKLI OLMAYAN BAKIŞ AÇISI SORUNU DERİNLEŞTİRİYOR"

Türkiye’nin kadına yönelik şiddetin, cinayetlerin, çocuk yaşta evliliklerin, intiharların yoğun yaşandığı bir dönemden geçtiğini söyleyen Sezer, “Şiddet tüm toplumu saran bir sorun olarak en can yakıcı haliyle her gün yeniden yaşanıyor ve en çok da kadını vuruyor. Sorunun kaynağını görmezden gelen ve çözüm odaklı olmayan bakış açısının sorunu sadece derinleştirdiğini her gün kadınlar olarak birebir yaşayarak görüyoruz. Kadına yönelik şiddetle mücadelede iş birliği, dayanışma ve kararlılıkla her gün daha da güçlenerek, birbirimize güç katarak çalışmalarımıza devam edeceğiz” dedi.

"KADINLAR ŞİDDETSİZ BİR YAŞAMI KONUŞUYOR" ÇALIŞTAYININ SONUÇ BİLDİRGESİ

Açıklamanın ardından 25 Kasım haftasında yapılan “Kadınlar Şiddetsiz Bir Yaşamı Konuşuyor” adlı çalıştayın sonuç bildirgesi yayımlandı.

Çalıştayın çıkan sonuçlar şu şekilde sıralandı:  

  • Savaş ve çatışmalarda genellikle kadınlar; statüleri, rolleri, dinleri ve etnik kökenleri nedeniyle, cinsel ve toplumsal cinsiyet temelli şiddete maruz kalmaktadır. Kadınlar bağlı oldukları etnik ya da dini gruplardan dolayı kırıma maruz bırakılmış, istismar edilmiş ya da fuhuşa zorlanmışlardır. Çatışma alanlarında, kadını toplumsal cinsiyet temelli şiddete maruz bırakan eylemler de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 1325 sayılı Kararı ile ilk kez savaş suçu sayılmıştır. Konsey tarafından, üye devletlere kadınlar ve kız çocuklarının korunması konusunda sorumluluk yüklenmesine rağmen, kadınlar ve kız çocuklarına karşı şiddet, saldırı ve istismar, savaş ve çatışmalarda ortaya çıktığı gibi sonraki süreçte de varlığını sürdürmektedir.
  • Kadın cinayetlerindeki artışın kuşkusuz, cezasızlık politikaları, ülkeyi yöneten kişi ve kurumların şiddeti üreten söylemleri, etkili çözüm yollarının ortaya konmaması, kadın cinayetlerini önleme konusundaki samimiyetsizlik ve toplumsal cinsiyet rollerini dayatma gibi birçok nedeni bulunmaktadır. Erkek egemen iktidar, şiddeti yeniden üretmekte ve bu durum kadına yönelik şiddeti beslemektedir. Bu şiddet türleri, doğrudan, yapısal ve kültürel olarak birbirini takip etmektedir. Temel kadın haklarını güvence altına almayı sağlayacak birçok ulusal ve uluslararası yasa mevcut iken bu yasaların uygulanmaması, şiddet türlerinin birbirini beslediğinin en bariz örneğidir. Bundan ötürü kadına yönelik her türlü şiddet ve kadın cinayetleri artarak devam etmektedir.
  • Kadın cinayetlerinin önlenmesi için İstanbul Sözleşmesinin uygulanması elzemdir. Ayrıca belirtmek gerekir ki İstanbul Sözleşmesi, devletin ve kanun uygulayıcıların verdiği taahhütleri barındırmaktadır. Sözleşme, yürürlüğe girdiği tarihten günümüze kadar etkili bir biçimde uygulanmamıştır. Bu ihmalkâr tutum birçok kadının katledilmesine sebep olmuştur. Bu tutum, Ayşe Tuba Aslan’ın 23 kez başvuru yapmış olmasına rağmen yaşam hakkının korunamadığı bir zemin yaratmıştır. Bir kadının daha katledilmesine engel olmak için İstanbul Sözleşmesi başta olmak üzere ulusal ve ulus-üstü mevzuatın tamamı etkili biçimde uygulanmalıdır.
  • Bölgemizde kadına yönelik şiddete dair önemli bir diğer husus ise OHAL dönemi ve kayyum atamalarıyla birlikte kadın dernekleri ve kadın dayanışma merkezlerinin kapatılmış olmasıdır. Kadın dernekleri ve dayanışma merkezlerinin kapatılmış olmaları sonuç vermemiş, kadının direngen doğası farklı mücadele yöntemleri geliştirmiştir. Kadına yönelik şiddetle mücadele ağı bunun en güzel örneğidir.
  • Diyarbakır’da kadına yönelik şiddetle mücadele ağı olarak bizler, şiddeti ve mücadele yöntemlerini tartışmaya devam edeceğiz. Bu çalıştayda yer alan başlıkları ilerleyen zamanlarda daha ayrıntılı tartışıcak ve daha sık bir araya geleceğiz.”

(Diyarbakır/EVRENSEL)

Reklam
ÖNCEKİ HABER

12 yaşındaki kız çocuğuna cinsel istismara 3 yıl 9 ay hapis cezası

SONRAKİ HABER

Demirtaş'tan Elazığ depremi mesajı: Halkımız dayanışmasını sürdürecektir

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa