13 Aralık 2019 03:35
Son Güncellenme Tarihi: 13 Aralık 2019 11:29

"Halkın oyuna karşılık kapımız dipçikle darbelendi"

Tutuklandıktan sonra yerine kayyum atanan İrfan Sarı, gözaltına alınıp cezaevine kadar götürülmesinde yaşadıklarını Evrensel’e yazdı.

Yüksekova Belediyesi Seçilmiş Eş Başkanı İrfan Sarı (solda) | Fotoğraf: MA

Paylaş

Hakkari’de Yüksekova Belediye Eş Başkanları Remziye Yaşar ve İrfan Sarı, ekim ayında tutuklandıktan sonra yerlerine kayyum atandı. Sarı, gözaltına alınıp cezaevine kadar götürülmesinde yaşadıklarını Evrensel’e yazdı. Halkın önemli bir kesiminin oyunu alarak seçildiğini anlatan Sarı, dipçiklerle kapısının vurularak darbelendiğini, yere yatırıldığını ve iradesinin sayılmadığını söyledi. Bir ordu kolluk kuvveti ile gözaltına alındığını belirten Sarı, ters kelepçe ile tutulduğunu dile getirdi. Gözaltıların kayyum atamaya kılıf olduğunu söyleyen Sarı, halkın yapılan haksızlıkları bildiğini ifade etti.

Sarı’nın cezaevinden Evrensel’e gönderdiği mektup ise şöyle:

SİNMEK YA DA SİNDİRİLMEK

“Gözünü yükseklere diken ve o yoldaki ilerleyişe kendisini kusursuzca adayan bir insan, dağları yerinden oynatabilir, görünüşte içinden çıkılmaz durumlara çözüm bulabilir ve kötü olayları kendi lehine döndürebilir.” 15 Ekim sabahı Yüksekova’daki evimize kolluk güçleriyle yapılan baskınla gözaltına alındıktan sonra, hapishanede okuduğum ‘Tanrılar Okulu’nda geçen yukarıdaki paragrafla başlamak istedim yazıma.

***

ENSEDE UZUN NAMLULU SİLAHLAR!

Karanlık gündüze daha yeni yenilmişken, kapımız dipçiklerle darbelendi. O kadar yüksek bir güçle kapıya vurulurken bir yandan da bağırıyordu kolluk kuvvetleri. Normalde benim gibi belediye eş başkanlığı yapan, halkın tamamı tarafından tanınan birinin gözaltına alınması için bu kadar “hazırlıklı” olmak, normal midir, bilemiyorum! Ama bu kadar orantısız bir güç ile gözaltına alınmak, bana şaşırtıcı gelmedi! Çünkü düşünüyordum. Ayrıca halkın çok önemli bir kesiminin oyunu (yüzde 67) hiçbir baskı ve hile yapmadan almıştık. İnatçı bir aday olarak, ön seçimden çıkmış ve cebinde beş parası olmadan büyük bir seçime girmiş, kazanmaktan öte bir şeyler yapmıştım. Ve 14 gün bekletildikten sonra verilen mazbatadan sonra, her gün 07.30’da Yüksekova çarşı merkezinde tek başına, korumasız, halka ‘Rojbaş’ demiş biri olarak, kapıma dipçikler ile vurulması beni hiç şaşırtmadı! İrade de sayılmadım. Bu da beni şaşırtmadı!

Kapıyı Azad (büyük oğlum) açtı. Ben ve Aynur da (sevgili eşim) yataktan fırladık, ama önce Azad kapıya ulaştı. İlkin ona yönelen uzun namlular, sonra bana yöneldiler. Yatırdılar koridora…

“İrfan SARI! Yat, yat, yat yere!”  bağırışlarıyla ve emir kipiyle yükselen sese karşı yattım.

Ensemde uzun namlulu silahlar!

Üstüm çıplak olarak yattım, ince uzun koridora…

Her gün 07.30’da Yüksekova çarşısında kendisini seçmiş olan halka ‘Rojbaş’ demek öyle kolay affedilecek bir suç değildi elbette! Bunun bedeli ödetiliyordu bana ve aileme.

Kayyumdan kalma dünya kadar borca rağmen, kent için iyi şeyler düşünen bir seçilmişin başına uzun namlulu silah dayanır tabii ki! Elimize çiçek verecek değillerdi ya!

BİR ORDU KOLLUK EVİN ETRAFINDAYDI

Zaman geçmiyordu! Az önce “yat” emriyle yere yüzükoyun yatırılan ben, bu sefer üstü çıplak bir şekilde evden apartmanın koridoruna çıkarıldım. Evin solundaki merdiven çıkıntısının köşesine götürüldüm. “Diz çök!” denildi.

Bir komut daha geliyor bu emirden sonra.

“İrfan SARI bu son!”

Yanındaki kolluğa dönerek, “Sağa sola dönerse, sık kafasına!” diyordu aynı ses. Buyruk kesindi…

O sırada ev aranmaya başlanmıştı.

Ancak az önceki, gürültülü girişte gösterilmeyen “arama emri” daha da gösterilmemişti.

Yere zorla yatırıldıktan sonra, takılan ters kelepçe, dizlerim çökülü duvara sabitlenmem sürerken, kulağıma fısıldayan biri makam odasının anahtarını soruyordu.

Ters kelepçe ile binanın dışına çıkarıldığımda, bir ordu kolluk ve bir o kadar zırhlı ve zırhsız araç kaplıydı sokağımız. O kadar doluydu ki; beni belediyeye götürecek araç aradan geçemedi, ters taraftan çıkış yapmak zorunda kaldı.

MAKAM ODASINDA TERS KELEPÇE

Belediye makam odasında bir sandalyeye ters kelepçeyle oturtuldum. Kayyım döneminden kalma makam odasında zerre kadar değişiklik yapılmamıştı tarafımızdan, ancak “delil arama” büyük bir titizlikle yapılıyordu! Resmi dosyalar tutanaklara alınırken, mahallenin muhtarının yüzüne düştü gözüm. Suratı düşüktü, yüzüme bakmaktan kaçınıyordu.

DOKTOR SADECE "BİR ŞEYİN VAR MI?" DEMEKLE YETİNDİ

Yaklaşık bir saat süren arama-tarama mevzuundan sonra hastaneye, darp raporu için götürüldüm.

Doktor oturduğu yerden, “Bir şeyin var mı?” diye sordu.

-“Yok” dedim.

O kadar… Yüzüme bile bakmadı.

Sonra emniyet olarak bilinen yere götürüldüm.

Ters kelepçe burada açıldı.

Biri su verdi.

Hakkâri Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından açılan soruşturma için Hakkâri’ye götürüleceğimi öğrendim o arada.

Ev araması ile ilgili Aynur’un imzaladığı tutanağı imzaladıktan sonra Hakkâri’ye götürülmek üzere Yüksekova ilçe emniyet binasının önüne indirildim.

Ve ters kelepçe yeniden takıldı.

Bu mucizevi operasyonda ele geçirilen ben!! ters kelepçe iki kolluğun arasında, yeniden “Hipokrat Yemini” etmiş bir doktorun yanına, sağlık raporu almak üzere götürüldüm.

İşin en garibi ben sağlıklıydım. Doktor ve kolluk için daha iyi koşullarda görev yapmaları adına bir düzenleme yapmalıydı devlet zannımca!

Keza, ilk andan itibaren yapılanların tümü sağlıklı insanların başkasına uygulayabileceği şeyler değildi ki; bana bu konuda sağlık raporu veren doktorlar da bu yapılanları kendi muayene odasında değil de, bindirildiğim araca kadar getirilerek anlayabilirdi.

Peşinen, görevini başkasının istediği gibi yapmaya çalışan kimseler vardı etrafımda…

Bu bir bağımlılık (zorunluluk) haliydi.

Boyun eğmek, bağımlı olmak, ıstırap çekmek, yaşlanmak ve ölmek kolayca kabul edilecek durumlar olmamalı.

Hakkımda hiçbir şey bilmeyen doktorun, ismimi-soy ismimi ve “Bir şeyin var mı?” sorularını öğrenme çabası…

***

KAYYUM ATAMAYA KILIF GÖZALTISI

Hakkâri “TEM” dedikleri yerde durduk sonra.

Bu psikolojik zamanların duvarını yıkmak elbette zordur. İçinde bulunduğumuz şartları değiştirmek-dönüştürmek gerçekten de kolaylıkla atlatılacak gibi değildi.

Ama bu zamanlar kötümserlikle, kuşkulanmanın, denetimi eline aldığı zamanlar oluyor.

Yine de, oluş biçimiyle bu gözaltı olayının bir kayyım ataması için kılıf olabileceğini biliyorsunuz.

Ancak bu kadar işi abartmanın, şiddete varacak kadar yükseltmenin bir anlamı olmalı, diyorsunuz kendi kendinize.

İNSAN KENDİ YAŞAMINA SAYGI DUYMALI

İnsan düşlerinin peşinden gitmediği sürece, içindeki kendisini keşfedemez. Ve eğer insan kendini keşfedemezse, yaşadıkları başkasının yaşadıklarından ibarettir. Yani kendisi değildir.

Yaptıklarımızın adına eğer hizmet diyorsak, sevmemiz gerek. Sevmediğimiz hiçbir şey, iş hizmet değildir. Ve size bu işi hizmet diye yaptıranların taklidinden başka bir şey olamıyorsunuz.

Dünyayı böyle, bu şekilde iyileştirmek bir yana, sadece yaşanmayacak hale getirirsiniz.

Sistem denilen şey de; kaos ve kargaşa üzerinden kendi iktidarını sağlamaya yarar.

İktidar hastalığı karşı konulamaz derecede ölümcüldür. Gecikse bile, en nihayetinde ölmeye mahkumdur. Korkaklık içerdiği için de kalıtımsal özellik taşır.

Bundan kurtulmak, öyle kolay değildir. İkinci el bir araç, ev ya da herhangi bir şeyi kullanabilir insan, ama ikinci el bir yaşamı kabul etmemeli. Yani başkasının kullanmış olduğu bir yaşam… Adına ‘kavga’ dediğimiz o yaşam için, kutsal belleyip, kendimizin alın terine dayandırarak yaşamalıyız, üretmeliyiz.

Sindirilmiş bir dünyada, sinmiş ve kayyım olabilme yarışında aday adayı olanların, 2. el yarışını bırakıp, kendi yaşamlarına saygı duymaları gerekir!

Oluş, insana “onur” verir, onu korumak gerekir!

Şahsen bu onurun cezası ne ise çekmeye hazırım! İçeride de… Dışarıda da…

Ve kavga nasıl olursa olsun, Adil olması gerekir, diyorsunuz.

Dört No’lu hücredeyken (nezarethane odası) avukatlar geldi. Harika Karataş, Fırat İke, Ramazan Kurt, Şoreş Diri ve Erselan Aktan,..

Öğreniyorum ki; sağ taraftaki hücrede de Cihan Başkan (Hakkâri Belediyesi Eş Başkanı Cihan Kahraman) varmış. Sonrasını merak etmeye gerek kalmıyor. Kelepçe, eve baskın, yolculuk vesaire… Hepsi gösterdi ki, biz cezaevine tutuklu, diğerleri belediyeye kayyım olacak.

Karşı koysanız da, koymasanız da bu böyledir.

Bize en çok emek veren halkımız, yapılanları bilir. Bu çok önemlidir. Bu değerli olandır. Tutuklu ya da hükümlü geçireceğimiz zamanlar, halkımıza yapılan haksızlıktan önemli değil velhasıl.

SİGARA KOKUSU VE MİHRİBAN TÜRKÜSÜ

Ve yolculuk iki kolluğun arasında ters kelepçeyle Hakkâri’ye doğru başlıyor. Koyu renkli bir pikap, sigara kokusu, telefondaki Mihriban türküsü ve her sekmeden kör bıçak gibi kemiğine dayanan ters metal kelepçenin bıraktığı acı…

Hepsi bir suni tutuklamaya götürecek olan filmin parçaları…

Varlığımın ritimleri yeni evrene mesajlar göndermiş olmalı ki, bu filmin arasına koydular.

Araç, Hakkâri Devlet Hastanesinin morgunun olduğu yöne doğru girip, durdu. İçerideki kolluk indi. Az sonra doktoru bulunduğumuz araca getirdiler. Sağımdaki kolluğun yerine geldi, göğsümü sıyıracaktı, ancak kelepçe izin vermedi. Kızdı ya da üzüldü… “Böyle olmaz” dedi sadece. Kolluk durumu görünce kelepçeyi açtı. Göğsüme ve sırtıma baktı. Ve gitti…

Sayesinde doktorun, kelepçem önden bağlandı bu kez...

Elazığ 2 No’lu Yüksek Güvenlikli C.İ.K. D 32 Koğuş.

Evrensel Gazetesi Ailesi’ne en kalbi ve içten dayanışma duygularımla

İrfan SARI
Yüksekova Belediyesi Seçilmiş Eş Başkanı

*Ara başlıklar Evrensel’e aittir.

Reklam
ÖNCEKİ HABER

ABD Senatosu Ermeni Soykırımı tasarısını kabul etti

SONRAKİ HABER

Devletin kadın politikalarında evlilik

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa