10 Aralık 2019 04:14

"Hiçbir hapishane ifade özgürlüğünü hapsedecek kadar büyük değil"

IPI Üyesi ve BBC Scotland Eski Yazı İşleri Müdürü Sandy Bremner, ‘Hiçbir hapishane ifade özgürlüğünü hapsedecek kadar büyük değil’ diyerek Türkiye’de gazetecilerin üzerindeki baskıları yazdı.

Paylaş

Sandy Bremner
Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) Üyesi (Birleşik Krallık) ve BBC Scotland Eski Yazı İşleri Müdürü

Doğum günleri genelde neşe ve kutlamaların hakim olduğu yıl dönümleridir. Aynı zamanda geriye dönüp bakmak ve neyi başardığımızı görebilmek için de fırsat oluştururlar. Ancak bugünkü yıl dönümü Türkiye hükümeti için bir utanç kaynağı olmalı çünkü bugün, Türkiye’nin yüksek ideallerden ayrılarak en temel insan haklarından feragat ettiğini simgeliyor.

71 yıl önce bugün, 10 Aralık 1948’de Türkiye, dünya tarihinin gelmiş geçmiş en önemli belgelerinden birini imzalayarak 47 imzacı ülkeye katıldı. Birleşmiş Milletlerin (BM) İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, tüm insanlık ve halklar için hedeflenmesi gereken ortak standartlar olarak kabul edildi. İlk kez, temel insan haklarından oluşan bir dizi hak ve özgürlük evrensel olarak gözetilmek üzere belirlendi. Bu temel haklar arasında ifade özgürlüğü de yer aldı.

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, İkinci Dünya Savaşı’nın küllerinden doğdu ve yaratıcılarının gelecekte bu nitelikte benzer acıların çekilmesini engellemeyi umduğu belli prensipler oluşturdu. Türkiye ise bu bildirgeyi BM’nin kurucu üyelerinden biri olma unvanıyla imzaladı.

Aynı savaş sonrası idealler, başka kurumların da kuruluşuna sebep verdi. Uluslararası Basın Enstitüsünün (IPI) 2020’de kuruluşunun 70. yılını kutlayacak olması bir tesadüf değil. IPI, 1950’de dünyanın önde gelen editör, gazeteci ve medya yöneticilerinin bir araya gelmesiyle kuruldu. Misyonu ise tehdit edildiği her yerde basın özgürlüğünü ve haberin serbest dolaşımını savunmak oldu.

Fakat BM bildirgesinde yer alan ve IPI tarafından da savunulan ifade özgürlüğü, tüm dünyada ve özellikle de Türkiye’de büyük tehdit altında. Bir zamanlar bu çok değerli insan hakları prensiplerini benimsemiş Türkiye, tüm dünyanın gözü önünde diğer devletlerden daha fazla gazeteci tutuklayarak adını karaladı.

Geçtiğimiz senelerde IPI’nın düzenlediği misyonlarda yer alarak, Ankara ve İstanbul’da bu gazetecilerden bazılarıyla tanışma ayrıcalığına eriştim. En basit haliyle, sırf işlerini yapabilmek için pek çok şeyi riske atarak gösterdikleri cesaretlerine şahit oldum. Öte yandansa, terör tehdidini kullanarak tutukladıkları gazetecileri açıklamaya çalışan hükümet yetkililerinin karşısında oturdum.

Umut kırıntıları yok değil. IPI’daki meslektaşım Kadri Gürsel’in yıllar süren yargılaması sonunda hapis cezasının geri çevrilmesi buna bir örnek. Gazetecilikleri dışında bir şeyden suçlu olmayan Cumhuriyet’teki gazetecilerin cezaevinden serbest bırakılması da öyle. Ancak görünürdeki gelişmeler sık sık daha fazla baskıya yol verebiliyor.

Her hükümet, gazeteciliği baskı altına almak ve ifade özgürlüğüne gem vurmak için mazeretler üretebilir, özellikle çatışma zamanlarında. Ancak bu mazeretleri üretenler, eninde sonunda kendi meşruiyetlerinin kaybıyla sonuçlanacak büyük bedeller öderler. Şu ifadeyi kullanmak son derece yerinde olacak: “Hiçbir hapishane ifade özgürlüğünü hapsedecek kadar büyük değil.”

Türk hükümeti ve yargısı bu gerçeği kabullendiği an, zedelenmiş itibarlarını onarmaya başlayacak. Ancak dünya, sözlerden çok eylem bekliyor.

Türk mahkemeleri, gazetecilerin yargılama süreçlerinde hak ihlallerine derhal bir son vererek buna başlayabilir. Hükümet, pek çok gazetecinin yargılandığı Terörle Mücadele Kanunu’nun ve hakaret suçunu düzenleyen yasaların kötüye kullanıldığını kabul edebilir ve bu kanunlarda gerekli reformları yapmaya taahhüt verebilir.

IPI Türkiye Ulusal Komitesinin de önerilerinde bulunduğu gibi belediyeler halk çıkarını gözeten, halka açık gazetecilik merkezleri oluşturulmasına destek verebilir. Bu gibi girişimler, kaliteli ve bağımsız gazeteciliğe halk desteğinin gösterilebildiği alanlar olabilir, aynı zamanda yeni kurulacak medya kuruluşlarının da kuluçka merkezi görevini üstlenebilir.

Kamu ilanlarının çeşitli medya kuruluşlarına belirli kriterlere dayalı ve dengeli biçimde dağılımını sağlayacak bağımsız kurumlar oluşturulabilir.

Yerel yönetimler, gazetecilerin gündemdeki yerel plan ve politikaların taslaklarına ulaşımını sağlamalı ve üzerindeki tartışmalar hakkında bilgi vermelidir. Çünkü, kamu kurumlarına güven katılımcılık ve dahiliyet üzerinden inşa edilir.

Türkiye, gazeteci yargılamalarına son vermek ve kendi halkına hakettiği bilgiye erişim hakkını sağlamak için birçok şeyi kısa zamanda yapma kapasitesine sahip. Bunu yaparak, bugün utanç içinde andığımız Uluslararası İnsan Hakları Günü’nü temel hakların restore edildiği bir kutlamaya dönüştürebilir.

Reklam
ÖNCEKİ HABER

Hasan Cemal’in yazısına takipsizlik

SONRAKİ HABER

Sağlık Bakanı: Kesin koronavirüs tanısı olan hiçbir hastamız olmadı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa