09 Aralık 2019 04:05

Ekonomik determinizm mi, tarihsel materyalizm mi?

Yağız Senem, Kor Kitap'tan çıkan Christpher Hill imzalı "Marksizm ve Tarih" kitabını yazdı.

Görsel, Kor Kitap’tan çıkan Christpher Hill imzalı "Marksizm ve Tarih" kitabının kapağı

Paylaş

Yağız SENEM
İstanbul

Komünist Manifesto'nun yayımlanmasından sonraki yüzyıl boyunca Marksizm’in tarih bilimine oldukça etkisi olmuştur. İktisat tarihinin önemi yükselmiş, sosyal sınıflara dayanan açıklamalar artmış, birçok idealist düşünür de materyalist yöntemler kullanmaya başlamıştır. Ancak bu etki sınıf savaşımlarının şiddeti ile doğrudan bağlantılı olarak zaman içerisinde gittikçe azalmıştır. Ve bugüne baktığımızda ilk ve ortaöğretim tarih kitaplarından lisans derslerine kadar içinde bulunduğu koşullardan bağımsız liderlerin “yazdığı tarih”in anlatıldığına şahit oluruz, bu da beraberinde kişilerin yüceltilmesini, kitlelerin ve onları kuşatan toplumsal ilişkilerin göz ardı edilmesini getirir. Ve tarihin okunduğu felsefi temel böylece güncel politik perspektiflerin, strateji ve taktiklerinde yanlış şekillenmesini beraberinde getirir.

GEÇMİŞİ VE BUGÜNÜ NASIL OKUMALI?

Peki nasıl ele almalı tarihi, nasıl okumalı geçmişi ve onunla birlikte bugünü? Hitler olmasa faşizm hiç yükselmez miydi mesela? Spartaküs olmasa köleler hep boyun mu eğecekti? Marx bu dünyadan geçmese bilimsel sosyalizm fikri hiç ortaya çıkmayacak mıydı? Yoksa toplumların hayatını sayısız olay, nesne ve insanın belirli bir yasa çerçevesinde bağlantılılığı ile birlikte bireyin rolü mü açıklar? Sonda söyleyeceğimizi başta söyleyerek cevap verelim; “Tarih sınıflar mücadelesi tarihidir” ve insan eyleminin bütün biçimleriyle bir bütün oluşturur. Peki bu önermenin dayanakları ve tarih okumacılığı açısından sonuçları nelerdir?

Kor Kitap’tan çıkan Christpher Hill imzalı “Marksizm ve Tarih” kitabı tam da bu sorulara cevap veriyor. Kitap, özellikle 17. yüzyıl İngiltere tarihi konusundaki çalışmalarıyla tarihçiler arasında saygıyla anılan Hill’in altı makalesinden oluşmakta. Bu çalışmada sadece tarihin nasıl okunacağını değil, SSCB’de tarih biliminin nasıl ele alındığı, Stalin’in tarih bilimi üstündeki hassasiyetini ve birikimini gösteren sohbetleri, İngiltere tarihi üzerine Marx’a, Engels’e ve Hill’in kendisine ait makaleler de bulunuyor. Biz bu yazıda kitabın bir özetini çıkarmaktan ziyade tarihe yaklaşıma dair bir metodoloji sunmak için Hill’in “Marksizm ve Tarih” makalesinin belirli bir bölümünden bahsedeceğiz.

BİR ANALİZ YÖNTEMİ OLARAK MATERYALİZMİN

Materyalizmin tarihe uygulanması bir analiz yöntemidir. Marksizm’in yöntemi olan tarihsel materyalizm, maddi dünyanın var olduğunu ve bilincimizi bu maddi dünya ile insanın ilişkisinin, eyleminin biçimlendirdiğini ve kendi içinde yeniden biçimlendirme sürecinden geçtiğini söyler. Çeşitli üstyapı unsurlarının etkisini dıştalamadan, üretim tarzının ise toplumun yapısını biçimlendirdiğini... Burada üstyapı ve altyapı arasında diyalektik bir ilişki olduğunu belirtmek gerekir. Üretim tarzı üstyapı unsurlarının biçimini belirler ancak üstyapı da altyapısal değişiklikleri baskı altında tutar. Bu sebep ile eğer tarihçi belirli bir dönemi inceleyecek ise o dönemim üretim tarzına, hakim üretim biçimlerine bakmak zorundadır. Ve belirtmek gerekir ki iktisadi biçimin nihai olarak üstyapıyı belirlemesi her iktisadi değişikliğin bir toplumun aynı anda düşünme biçimini değiştirmez ya da beraberinde direkt bir siyasal değişim getirmez. Bu değişimler insanı etkiler, değişen koşullar karşısında bazı insanlar o koşulların taleplerine uygun fikirler geliştirir ancak bu fikirler egemen sınıfın iktidarının sarsılmasını beraberinde getirirse değişim egemenler tarafından hoşgörüyle karşılanmaz. Bir devrimci durum vuku bulduğunda bunun ezilen sınıfların lehine sonuçlanması kitlelerin değişim ihtiyacının ne oranda farkında olduğuna bağlıdır yani değişim aynı zamanda bilinçli kişilerin eylemlerine bağlıdır. Burada nesnel koşullar, bu koşulların yarattığı fikirler, bilinç, eylem ve değişim arasındaki diyalektiği özellikle vurgulamak gerekir. Çünkü Marksizm birçokları tarafından ekonomik determinizm ile suçlanmaktadır. Bu suçlama doğal olarak Marksizm’in yanlış yorumlanmasının sonucudur. Engels’inde belirttiği gibi “Eğer birisi ekonomik etmenin biricik belirleyici öğe olduğunu söyleyerek sorunu çarpıtırsa, bu önermeyi anlamsız, soyut ve budalaca bir ifadeye dönüşmüştür olur.”  Çeşitli üstyapı öğeleri de tarihsel savaşımların biçimlerinin belirlenmesinde baskın bir rol oynar ancak ekonomik olan en sonunda kendisini belli eder.

GERRAD WİNSTANLEY ÖRNEĞİ

Chiristopher Hill’in Marksizm ve Tarih başlıklı makalesinde tüm bu önermelerin pratik bir örneği olarak kısaca değindiği Gerrad Winstanley örneği oldukça ilgi çekicidir. Bu örnekte nesnel koşullarının değişimi ile şekillenen fikirler görürüz. Bu fikirlerin asıl yaratıcısı Winstanley değil koşulların ta kendisidir. Birçok kişi onun gibi düşünmektedir ancak o bu düşünceleri eyleme geçirmiştir. Yine değişen koşulların taleplerini karşılayan fikirler ortaya koyulduğu için arkasında bir kitle toparlanmıştır. Bu kitle kendisi dışında binlerce köylüye ön ayak olmuştur ve açık bir şekilde toprağın özel mülkiyetine karşı çıkmaktadırlar. Ancak bu çıkış yeni bir üretim ilişkisinin yavaş yavaş olgunlaştığı zamanlara tekabül etmiştir ve gelişmiş bir işçi sınıfı olmadığı için pratikte bütün bir ulusa yayılamamıştır. Bu noktada nesnel koşulların şekillendirdiği fikir, o fikri taşıyan Winstanley değişen altyapı karşısında yapabileceğinin en iyisini yapmıştır belki de. Marksist tarih perspektifi bu özgün gelişmeyi birbiri ile bağlantısız görünen olay ve nesnelerin bir yasa çerçevesinde bütünselliğini kurarak yorumlar. Tıpkı Nâzım Hikmet’in Şeyh Bedrettin destanında söylediği gibi; “ve hep beraber söylenen bir türkü gibi hep beraber kardeş elleriyle işlenen toprak Edirne Sarayı’nda damızlanmış atların eşildi nallarıyla. Tarihsel, sosyal, ekonomik şartların zarurî neticesi bu!”

 Yani tarihi ve onun üzerinden bugünü okuyabilmek için Hill’inde söylediği gibi “Büyük insan okulu gittikçe bilimsellikten uzaklaşıyor ve “Kişiler üstü iktisadi güçler okulu da gittikçe mekanikleşiyorken, geçmişin yorumunu bu iki bağdaşmaz okula bırakmamak ve olağanüstü durumların tıpkı dalgalar gibi birbirinin peşi sıra geldiği türden bir saf eklektizme düşmemek için kişilerin toplumsal süreçlerle ilişkisi sorununu, özgürlük ve zorunluluk arasındaki ilişkiyi çözmek gerekir.”

Reklam
ÖNCEKİ HABER

Arap Coğrafyasında geçen hafta | Türkiye-Libya anlaşması: Uzlaşı çabaları zayıfladı

SONRAKİ HABER

Mimarlar Odası Denizli Şube Başkanı Alayont: Tarihi taş binalara sahip çıkılmalı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...