03 Aralık 2019 03:50

Şair Emrullah Alp: Yaşadığım dünyanın ve zamanın tutanakçısıyım

Emrullah Alp’le “Sanı”yı konuştuk. Alp, "Ne yazık ki hem coğrafyamız hem dünya karanlık kalmakta ısrarcı. Kabul etmiyorum bu dayatmayı, bu ötekileştirmeyi, bu diktayı” diyor.

Şair Emrullah Alp ve son kitabı "Sanı"

Paylaş

İsmail AFACAN
İstanbul

Emrullah Alp’in şiir kitabı “Sanı” geçtiğimiz aylarda okurlarıyla buluştu. “Sanmak” eyleminin peşine takılan Alp, şiirlerinde ahdaşlarını arıyor. Yaşadığımız dünyanın ve zamanın tutanakçılığını yaparak... 

“Sanı”da yaşadığı çevreye ve dayatmacı anlayışa karşı çıkıyor şair, itirazlarını ortaya koyuyor. Kendi tanımlarını yapmaktan geri durmuyor... Kitap ilerledikçe anneyle kurulan monologlarla çocukluğa iniyor şair, umutla ayağa kalkıyor. “Sanmak” eylemiyle başlayan kitap mücadele ve direnç temalı şiirlerle bitiyor.

Emrullah Alp’le “Sanı”yı konuştuk. Alp, “Şiirim gördüklerim, yaşadıklarım ve duyduklarım hakkında söylediklerimdir. Ve ne yazık ki hem coğrafyamız hem dünya karanlık kalmakta ısrarcı. Kabul etmiyorum bu dayatmayı, bu ötekileştirmeyi, bu diktayı” diyor.

Kitabın ilk bölümü Sanı’daki şiirler “sanmak” eylemiyle kurulmuş dizelerle sona eriyor. Bu bölüm aynı zamanda kitabın ismini taşıyor. Şairi yanılgıya düşüren şeyler nedir?

“Sanmak” eylemini yalnızca yanılgı olarak düşünmüyorum; onu hayal kurma, beklenti, aldanma, umut, korku… olarak da okumak gerekiyor. Bu minvalde kurmaya çalıştım bu bölümü. Sanı kısmında bulunan şiirlerin kendi içindeki ritimleri hep aynıdır. Şiirler birbirinden ayrı olsa da aynı şiirin içinden hiç çıkmamış gibi devam etsin istedim. Bununla birlikte şiirin ruhu ile birleşen sandım kelimesi her şiirin sonunda farklı bir anlam ifade eder. Ayrıca okuyucunun her okuduğunda kendi sanısını oluşturacağı bir boşluk da var burada.

Şiirlerde sosyal ve toplumsal çevre tasvirleri dikkatleri üzerine topluyor. Bu yapılırken sınıfsallık hissettiriliyor. Yaşanan çevreye bir itirazı var bu şiirlerde… Neler söylemek istersiniz?

Yaşadığım dünyanın ve zamanın tutanakçılığını yapmaya çalıştığım bir çabam var. Şiirim gördüklerim, yaşadıklarım ve duyduklarım hakkında söylediklerimdir. Ve ne yazık ki hem coğrafyamız hem dünya karanlık kalmakta ısrarcı. Kabul etmiyorum bu dayatmayı, bu ötekileştirmeyi, bu diktayı.

Gördüklerimi göstermeye çalışıyorum, itiraz bundan sonra geliyor. En şiddetli itirazım toplumu yönetenlere, iktidarlığıyla ülkeyi kendi arka bahçesine çevirenlere. Kadını, doğayı, eğitimi, sağlığı dahası iyiye dair ne varsa yok eden yönetime karşı itiraz. Talan politikasıyla, yağma ve çalma ile geleneklerinden aldığı mirası sürdürdüklerini görüyorum.

Sonra tanımlara karşı, o tanımların bizlere ezberletilmiş anlamlarına karşı itiraz. Bunun çok mühim olmasına karşın daima es geçildiğini düşünüyorum. Yeni bir dünya için yeni tanımlar gerekli. Kurulacak yeni dünyanın kelimelerini baştan seçerek onlara herkeste başka anlam ifade etmeyen net tanımlar yapmalıyız. Yeni dünyaya dair önerilerim var. Haberler ve Yerel Seçim şiirleriyle bunu ironili bir dille işlemeye çalıştım.

Kitabın ikinci bölümünün başlığı “Ahdaş”… Arkadaş, kardeş gibi bir şey mi bu “Ahdaş”…  Sizin “ahdaş”ınız kimler?

Evet onu biraz konuşmalıyız aslında ahdaşı kitap ismi olarak da düşünmüştüm. Sizin de aklınıza ilk getirdiklerinin bunlar olmasına sevindim. Çünkü Türkçede olmayan bu sözcüğün okuyucudaki karşılığını duyma heyecanım vardı. Fikir birlikteliği ve aynı yolun yolcusu anlamında kullanılan yoldaş gibi; aynı ‘ah’ı çekenlerin, aynı ağrıları olanların birlikteliğini ifade ediyor ahdaş. Umarım sözcük sevilir ve kullanılır.

Sanı’dan ritim ve form olarak ayrılan şiirleri ikinci bir kitapmış gibi ayırmanın daha iyi olacağını düşünerek ikinci bölüme Ahdaş ismini verdim. Bir acıdan yola çıkarak bulmuştum bu sözcüğü ve o acı mübadeleden bahseden bir şiirdi. Türk ve Yunan halklarının topraklarından sürülmelerinden bahsediyor Ahdaş şiiri. Zorunlu göç ettirilmenin acısı dün de vardı bugün de var. Halklar bugün yine sürgün ediliyor. Sınırlarda öldürülen, denizlerde, nehirlerde, botlarda yitip giden canları görüyoruz.

Bugün yaşanılan bu zorunlu göçleri oturduğumuz sınırın bize ait olduğunu varsayarak sınırımız dışından gelenleri mülteci, göçmen vs. diyerek adlandırıyoruz... Ben sınırlara karşı ve ah çekenlerin birleşmesinden yanayım. Ahdaşa vermek istediğim tanım bu. Zira ‘ah’larımızla aynıyız biz. Acılarımız, ağrılarımız ortak.

Anneye sesleniş, onunla yapılan monolog göze çarpıyor. Sizin için anne imgesi ne anlam ifade ediyor?

Esirgeyen ve bağışlayan odur. Var eden, varlığı ile mutlu eden o. Sığındığımız, sızlandığımız, kızdığımız, kaçtığımız, döndüğümüz o. Anne, yeryüzünün yaratıcısıdır.

Kitabın sonuna doğru yanılgı, yerini güzel günlere inanç ve mücadeleye bırakıyor. “İlk Mayıs” şiiriyle kitap bitiyor. Neler söylemek istersiniz?

Elimizde onları korkutan, kışkırtan ve bizi bir gün sorguya çekmek isteyecekleri silahımız var o silah, mücadele. Bir tek onun üstünde parmak izimizi bulurlar. Bizler direncimizi, mücadelemizi, pes etmeyerek üstüne gidişimizi, inat ve ısrarımızı, yeniliğe olan tutkumuzu ve insana olan umudumuzu büyüterek hayata tutunuyoruz. Küçük mutlulukların kıymetini bilerek yenmeye çalışıyoruz bu kötü günleri. Bu baskılar, zulümler yeni değil. Geçmişte vardı, bugün de var. Yarın da olmasın diye sürdüreceğiz bu çabamızı. Hem yarına taşımaya çalıştığımız yalnızca düşüncelerimiz değil, kırılgan ruhumuz ve dosttan başka yuvası olmayan bedenimiz. Yan yana olmaktan daha güzel şeyler düşünmüyoruz. Saatlerimiz hep o ilk mayıslara ayarlı.

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

"Kuralsız zincir market  açılışlarına dur denilmeli"

SONRAKİ HABER

Erdoğan Londra'da konuştu: Biz orayı temizleyene kadar çıkmayacağız

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa