03 Aralık 2019 04:19
Son Güncellenme Tarihi: 03 Aralık 2019 08:39

Türk-İş genel kurula giderken, ne değişecek?

Deniz Irmak, 5-6-7 Aralık'ta 23. Olağan Genel Kurulunu gerçekleştirecek Türk-İş'in durumunu yazdı.

Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

Deniz IRMAK

Türk-İş’in 23. Olağan Genel Kurul süreci, iktidarın ve sermayenin işçilerin, emekçilerin haklarına yönelik saldırısının yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleşiyor. İşsizlik büyüyor, işten atmaların, iş cinayetlerinin ardı arkası kesilmiyor. İşçi sınıfının en önemli kazanımı olan kıdem tazminatı gasbedilmek isteniyor. BES’in zorunlu hale getirilmesi gündemden düşmüyor. İşsizlik sigortasının yağmalanması sürüyor. Sermayeye kaynak aktarmada sınır tanımayanlar, asgari ücreti açlık sınırının altında tutmaya devam ediyor. Milyonların açlık sınırının altında bir ücretle çalıştığı, çalışmaya zorlandığı ve geçinmek zorunda kaldığı biliniyor. Krizin faturasını işçi ve emekçiler çeşitli biçimlerde ödüyor.

Ülkenin sorunları sadece kriz ve ekonomik sorunlar değil tabii. Sınır dışı operasyonlar ile demokratik hak ve özgürlükler tırpanlanıyor. Halk iradesiyle seçilmiş belediyelere kayyum atanıyor. Doğa sermayenin isteklerine bağlı olarak yağmalanıyor, dağlar deliniyor, göller kurutuluyor. Tarım çökertilirken, sağlık, eğitim piyasanın insafına terk ediliyor. Kadına yönelik şiddetin artarak vahşileştiği bir süreç yaşanıyor. Bütün bu sorunlar ve yaşanan saldırılar işçi sınıfını ve sendikaları doğrudan ilgilendiriyor.

SERMAYE VE HÜKÜMETLE KOL KOLA

Kendisini Türkiye’nin “En büyük işçi konfederasyonu” olarak gören Türk-İş yönetimi yaşanan saldırılara karşı ne yapıyor? Türk-İş’in bu anlayışıyla, bu yapısıyla 23. olağan genel kurulda işçi ve emekçilerin en acil talepleri için mücadele etmesi, saldırılara karşı mücadele kararları alması mümkün görünmüyor. Türk-İş yaşanan sorunlar karşısında mücadele etmediği gibi yaptıklarıyla mevcut iktidarın yanında yer alıyor ve onu destekliyor. Yani iktidarın arka bahçesine dönüşmüş bulunuyor. İktidar doğrudan Türk-İş “seçimlerine” “müdahale” ediyor. “Tek adam yönetimi” sınır ötesi operasyonlarını muhalefet üzerinde baskı aracı olarak kullanırken Türk-İş yönetimi asker selamıyla operasyonlara destek veriyor. Sermaye ile kol kola girerek, işçi ve emekçilerin yaşadığı sorunları katmerleştiriyor.

SENDİKAL BÜROKRASİ PALAZLANDI

2019 yılı asgari ücret görüşmelerinde bunları yaşadık. Kamu işçilerinin TİS sürecinde açık kalan mikrofonla, Türk-İş Başkanının işçi ve emekçileri nasıl arkadan hançerlediğine tanık olduk. Sadece Türk-İş yönetimi değil, geçmiş yıllarda Türk-İş içinde az çok muhalefet eden sendikalar, şimdi Türk-İş bürokrasisine entegre oldu ya da güçsüzlüklerinden bir şey yapamıyorlar. Sendikaların önündeki baraj birçok sendikayı Türk-İş bürokrasisine teslim olma noktasına getirmiş bulunuyor. Türk-İş’te sendikal bürokrasi palazlandıkça, sendikal demokrasi tümden rafa kalkıyor. Bu genel kurulda aidat ödemeyen sendikaların genel kurula delege ile katılmaları ortadan kaldırılıyor. Yani parası olan sendikalar, parayı bastırıp delege alacak, olmayanlar ise karar alma süreçlerine katılamayacak. Böylelikle asgari temsil de ortadan kaldırılmış oluyor.

SES ÇIKARANLAR İTİLİYOR

Uzun yıllardır Türk-İş genel kurullarında bırakın ayrı liste çıkarmayı, anlayış olarak farklı düşünenler bile kendisini ifade edemez noktaya geldiler. Sendikal Güç Birliği içinde birkaç sendikayı dışında tutarsak, yapı olarak Türk-İş yönetiminden farklı bir anlayışı ortaya koymadığı, sendikal demokrasiyi kendi temsil ettikleri sendikalarda hayata geçirmedikleri, Türk-İş bürokrasisi ile uyumlu çalıştıkları için bir arpa boyu ileri gidemediler ve süreç içinde aynılaştılar. Türk-İş içinde sınıftan yana mücadeleci kimi unsurlar bulundukları kademelerde sermayenin ve iktidarların istekleri doğrultusunda sendikal mevzilerden tasfiye edildiler.

Türk-İş geçmiş dönemlerde az çok yerel sendikal dinamiklerin İstanbul İşçi Sendikaları Şubeler Platformu (İİSŞP) ve benzeri oluşumların zorlaması ile harekete geçmek zorunda kalırdı, genel kurul süreçleri şu veya bu biçimde tartışılırdı. Şimdi bütün bu süreçler sendikal bürokrasinin ağır çarkı altında eziliyor, ses çıkaranlar tasfiye edilerek mücadelenin dışına itiliyor. Sermayenin saldırıları karşısında sesiz kalan Türk-İş yönetimi, mücadelenin boğulması için elinden geleni yapıyor.

EMEKÇİLERİN SORUNLARI GÜNDEM DEĞİL

Cumhurbaşkanının “Grevleri yasaklıyoruz” demesi karşısında sesiz kalındığı, grevlerin yasaklandığı dönemde ses çıkarmaması, kamu işçilerinin açlık sınırının altına mahkum edilmesine alet olması gibi birçok şey sıralanabilir. Kulislerden sızan bilgiye göre yönetimlere başka aday çıkmıyor, çıkamıyor. Bugünkü bürokratik yapı devam edecek. Türkiye işçi sınıfının yaşadığı sorunlar karşısında iktidar ve sermaye ile uzlaşmacı tutumunu sürdürecek. İşçiler ve emekçiler açlık sınırının altında yaşamış, ek vergiler belini bükmüş, iş cinayetlerinde ölmüş, intiharlar yaşanmış, krizin faturasını ödemiş gibi konular Türk-İş’in gündemlerinin arasında değil.

MÜCADELEYLE DEĞİŞEBİLİR

Peki, bu böyle gelmiş böyle gider mi? Bunu hep birlikte göreceğiz. Başta sermayenin, iktidarın ve sendikal bürokrasinin tüm saldırılarına karşı ülkenin her tarafında irili ufaklı bazen kesintiye uğrasa da mücadele sürüyor. Dünyanın birçok yerinde saldırılara karşı milyonlarca işçi ve emekçi en acil talepleri için sokakları dolduruyor, sermaye ve onların hükümetlerine, uzlaşmacı bürokratik sendikal yapılara karşı mücadele ediyor. Bizim ülkemizde durum farklı olmayacak. Türk-İş içinde halen işçi ve emekçilere karşı sorumluluk duymak isteyenler, duyanlar varsa bu sürece müdahale edecek pek çok şey bulabilirler. Kendi kişisel çıkarları değil, işçi sınıfının en temel ve acil talepleri üzerinden hareket ederek dört yılda bir genel kurulu beklemek yerine mücadeleyi örgütleyerek durumu değiştirebilirler.

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Bozankaya patronu işçilerin sendikalaşmasını vaatlerle engellemeye çalışıyor

SONRAKİ HABER

ABD Savunma Bakanı: Suriye'nin kuzeydoğusundan çekilme tamamlandı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa