30 Kasım 2019 03:24

Kırk ayaklı karıncalar...

Yıl 1950. Ayakkabı tamircisi olarak hayatını kazanan bir babanın oğlu bu sömürü dünyasına gözlerini açmış. Adı Memet, soyadı Kılınçaslan…

Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

Behlül AYMAR
Kocaeli

Yıl 1950. Ayakkabı tamircisi olarak hayatını kazanan bir babanın oğlu bu sömürü dünyasına gözlerini açmış. Adı Memet, soyadı Kılınçaslan…

Gözlerini beraber açtığı işçi sınıfına sırtını dönmeyen, bulunduğu her alanda işçilerin emekçilerin hakkını savunan bir babayiğit… 26 senesini emekçi bir genç olarak geçiren Kılınçaslan, 1976’da Ülker fabrikasına girerek bir daha asla terk etmeyeceği, saflarını bırakmayacağı işçi sınıfıyla tanıştı. Ülker’de çalıştığı süreçte işçilerin güvenini kazanıp işyeri temsilcisi oldu ama çok geçmeden patron kapıyı gösterdi Kılınçaslan’a. Yılmadı, direndi ve geri girdi fabrikaya. Yarım kalan işini tamamlamak, işçi sınıfına yol göstermek ve daha güzel bir dünya inşa etmek için geri geldi. “Ülker bizim için en iyi fakülte” diyordu Kılınçaslan. Çünkü Ülker’de yaşadığı, şahit olduğu sömürü, baskı ve kan emiciliği onun hayatını şekillendirdi. Onu Ülker işçileri için, Maga Deri işçileri için, Tuzla liman işçileri için veya Humanic işçileri için “Memet Abi” yapan Ülker’de çalıştığı yıllardı. 

O yıllardan sonra nerede bir işçi direnişi var Mehmet Abi oradaydı. Ülker işçileri direndiğinde oradaydı, Maga Deri işçileri direndiğinde oradaydı, Humanic işçileri direndiğinde oradaydı ve daha sayamayacağımız onlarca direnişte Memet Kılınçaslan en önde o heybetli vücudu, keskin ve bir o kadar heyecanlı bakışlarıyla bütün işçilere güven veriyordu. Memet Abileri oradayken “O varsa korkulacak bir şey yok” diyebiliyordu işçiler. 

İşçilikten sendikacılığa, sendikacılıktan işçi sınıfının devrimci partisi EMEP’in kuruluşuna kadar birçok sınıf hareketinde öncü oldu Kılınçaslan. Kılınçaslan, partili genç yoldaşları için “Memet Başkan” olmuştu bile. Söylediği her sözle, yaptığı her şeyle örnek bir devrimciydi. “Bencil insan devrimci olamaz” derdi. Kılınçaslan, EMEP’te Genel Başkan Yardımcılığı ve İstanbul İl Başkanlığı yaptı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı, Tuzla Belediyesi Başkanlığı ve İstanbul Milletvekilliğine aday gösterildi. Bunca göreve aday gösterilirken ağzından hiç düşürmedi “emek” ve “işçi” kelimesini. Çünkü emeğiyle üretim yapanların, işçilerin kendi kendilerini yönettikleri zaman gerçekten özgür olabilecekleri bilincine varmıştı. İşçi sınıfının kurtuluşu için mücadelesini layığıyla verdi Memet Abi. Sınıfın içerisinden çıkan ve içerisinden çıktığı o sınıfın önderi olan Kılınçaslan, belki işçi sınıfının kurtuluşu için kafa yorarken 1 Aralık günü hayata gözlerini yumdu.

Tabutunu, gözü yaşlı ama başı dik yoldaşları, mücadelesiyle önder olduğu binlerce işçi, söylemleriyle devrimciliği ve partiyi öğrettiği gençler sırtladı. Grev çadırlarında beraber olduğu işçiler, parti salonlarında toplantı aldığı yoldaşlar ve gençler bu sefer, son bir kez Kılınçaslanla beraber yürüdüler. Kılınçaslan ölümsüzlüğe yürürken yoldaşları onun yanındaydı ve devraldıkları mücadele bayrağını asla bırakmayacaklarına ant içtiler. İşte Kılınçaslan’ın mirası buydu; mal, mülk, banka kasalarında milyon dolarlar, değerli eşyalar değil. 

Onun adını mücadele içerisinde yaşatacak yoldaşlar, işçiler, gençler ve en önemlisi EMEP’ti onun mirası. İhsan Çaralan 3 Aralık 2007 yılında gazetemizde Kılınçaslan için yazdığı yazıda “Kılınçaslan bende; fiziki yapısıyla ama ondan da fazla işçi sınıfı mücadelesi ve o mücadelenin önemine yaptığı vurgularla hep, Stalin’in Antioş* karakteri üstünde yaptığı vurguyu anımsatmıştır” diyordu. Kılınçaslan köklerini işçi sınıfına ve onun devrimci partisi olan EMEP’e bağlamıştı. İşte bu yüzden hiçbir zaman ölmeyecek ve yenilmeyecekti. 

En karmaşık teorik bilgileri bile en sade haliyle anlatır, süslü sözlere gerek duymadan konuşurdu. İşçilerin anlayacağı dilden konuşup en acil sorunlarına parmak basar ve en can alıcı talepleri dile getirirdi. O, işçilerin içerisinde yetişmiş doğal bir işçi önderiydi. “O, romanlarda bahsedilen devrimcilerin soyundan geliyordu.”

Ben Memet Başkan’la hiç selamlaşmadım, hiç sohbet etmedim, hiç oturup çay içmedim, hiç aynı eylemde bulunmadım, hiç yan yana yürümedim ama ben Mehmet Başkan’la tanıştım. Onun mücadelesiyle, düşünceleriyle, görüşleriyle, sözleriyle tanıştım. Onu, yoldaşlarının, ailesinin, işçilerin, gençlerin anlattığı kadarıyla tanıdım. Onun dört elle sarıldığı işçi sınıfı mücadelesini kavrayıp, sahiplenerek, mücadele ederek yoldaş olduk biz Başkan’la. Aynı Metin İlgün’le yoldaş olduğum gibi… Metin abiyle de hiç sohbet edemedim, hiç yan yana yürümedim ama biz aynı mücadeleyi verdik Metin abiyle. Benim binlerce yoldaşım var adını bilmediğim, kaç yaşında olduğunu bilmediğim, hiç sohbet etmediğim yoldaşlarım… 

Memet Kılınçaslan ve Metin İlgün ölümsüzlüğü tattılar; bir gencin haykırışında, bir işçinin göğe kaldırılmış sımsıkı yumruğunda, bir grev çadırında veya bir mahalle kahvesinde, Ülker fabrikasında veya Tuzla limanında, Evrensel gazetesinde, Emek Partisinde hayat buldular. Onlar Ali Yüce’nin bir şiirinde söz ettiği Kırk Ayaklı Karınca’ydı. Karıncanın otuz dokuz ayağını bir bir yok ettikten sonra sordukları soruya şu karşılığı veriyordu karınca:

“Dön de bir bak     

Dağ biraz küçüldü işte

Daha çok karınca var geride.”

* Antioş güçlü kökleri olan bir ağaç-insan görünümündedir. Ve ayakları (kökleri) toprakta olduğu sürece yenilmez bir kahramandır. Stalin, Bolşevik Partisini Antioş’a benzetir ve “Eğer parti, yığınlar içinde sağlam köklere sahipse hiçbir güç onu alt edemez” diyerek belirtir.

 

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Uluslararası Af Örgütü: İran'daki protestolarda en az 161 kişi öldürüldü

SONRAKİ HABER

Fransa emekçileri yeni yıla mücadele ile girecek

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa