29 Kasım 2019 02:10

Yönetmen Gülsün Odabaş: Son Eylül’ü film olsun diye çekmedik

İsviçre'de, 6-7 Eylül Olayları nedeniyle İstanbul’dan göç etmek zorunda kalan Sarkis’in 60 yıl sonra doğup büyüdüğü şehre dönüşünü anlatan "Son Eylül" kısa filminin gösterimi yapıldı.

Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

Müslime KARABATAK

1955’teki 6-7 Eylül Olayları nedeniyle İstanbul’dan göç etmek zorunda kalan Sarkis’in 60 yıl sonra tekrar doğup büyüdüğü İstanbul Beyoğlu’ya dönüşünü anlatan “Son Eylül” isimli kısa filmi izleyiciyle buluştu. Yönetmen Gülsün Odabaş’ın ilk filmi “Son Eylül”, etkileyici senaryosu, Mustafa Alabora, Suavi Eren ve Sennur Noyanlar gibi başarılı oyuncu kadrosu ve teknik ekibiyle dikkatleri çekiyor.

Bugüne kadar 12 festival gezen film, hâlâ çeşitli festival ve etkinliklerde seyirciye ulaşıyor. Marmaris Uluslararası Kısa Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü kazanan film, İsviçre DİDF ve Albatros Kültür ve Dayanışma Derneğinin katkılarıyla Basel ve Cenevre’de de Gülsün Odabaş, Mustafa Alabora ve filmin ortak yapımcısı Gamze Platin ile seyirciyle buluştu.

Zorunlu göç olgusunun psikolojisi üzerindeki etkisine odaklandığını belirten Yönetmen Gülsün Odabaş, yaşananların gidenler kadar kalanlar için zor olduğundan bahsediyor. Yönetmen, film öncesi çalışmalar yaparken, kalanların hep o “güvercin tedirginliği” ile yaşadıklarına bir kez daha şahit olduğunu söylor. Odabaş “Bu filmin, o karanlık dönemler üzerine düşünmek, konuşmak ve tartışmak için bir vesile olmasını çok isterim” derken aslında filmin önemli amaçlarından birinin altını çiziyor: Unutmamak.

"O EVLERİN KİME AİT OLDUĞUNU SORARKEN..."

Aynı zamanda oyuncu da olan Odabaş, göçün ister zorunlu ister iradesi olsun, insanın dünyasını değiştirdiğini söylüyor:

“Gittiğim birkaç ülkede Türkiye’den göçenleri gözlemlemiştim. Sonrasında Suriye savaşı ile Suriyelilerin savaştan kaçıp botlarla, başka imkanlarla, ülkelerinden göç edişleri beni etkilemişti. Ayrıca yaşadığım bölge İstanbul Beyoğlu. Sürekli göç alan bir yer ama bir yandan da terk edilmiş binalar var. Harabe olmuş, yıkılmaya terk edilmiş… Araştırdığımda, tarihten bildiğimiz 1955 6-7 Eylül Olayları sonrasında terk edilen evler olduğunu öğrendim. O evlerin kime ait olduğunu sorarken, İstanbullu Rum ve Ermenilere ait olduğu ama el konulduğu bilgisiyle karşılaştım.”

Odabaş, Mustafa Alabora'ya fikrinden bahsedişini ve devamında yaşananları ise şöyle aktarıyor: “Mustafa abi ile ilginç bir hikayemiz oldu. Açık havada banklarda oturuyorduk. Yanına gidip Şehir Tiyatrolarında oyuncu olduğumu ve hikayemi anlattım. O da çok beğendi."

Alabora’nın filme ilgi duymasının nedenlerinden biri de henüz 9-10 yaşlarındayken 6-7 Eylül’ün yıkıcılığını kendi gözüyle görmüş olması. Beyoğlu’da, kumaşların, makinelerin sokaklara saçıldığı o korkunç görüntüyü hiç unutamadığını belirtiyor:  “6-7 Eylül’ü görmüş bir insan olarak böyle bir filmin içinde olmak beni çok mutlu edecekti. O yüzden kabul ettim, iyi ki de etmişim.”

6-7 Eylül olayları ile ilgili bir hikaye yazmak istediğini ve tam da o dönemde Odabaş ile tanıştığını belirten filmin ortak yapımcısı Gamze Platin de “Son Eylül”ün hikayesini çok beğendiği için bir şekilde destek vermek istemiş:

“6-7 Eylül olaylarının haberimsi bilgilerin yerine insan hikayesiyle kurgulanarak anlatılması çok güzeldi. Mustafa Bey’in oyunculuğu ile o eski günlerdeki acıyı birebir anlatışı çok etkileyiciydi kesinlikle. Zorunlu göçün getirdiği sonuçların anlatıldığı bir hikaye olmasından dolayı bir şekilde destek vermek istedim.”

"SANATI DURDUĞUMUZ NOKTADAN YAPIYORUZ"

Sanatçı olarak bir dünya görüşüyle hareket ettiğini belirten Gülsün Odabaş, çalışmalarının çıkış noktasının bu nokta olduğunu vurguluyor:

“Tabii ki bu filmi, film olsun diye çekmedik. Dünyaya baktığımız bir nokta var, oradan yola çıkıyoruz. Mesela, benim üzerine düşündüğüm ikinci senaryo da otoriteyi işleyen bir iş. Belki bunu söylemek için çok erken şu an ama film yapmak için yapmayacağım filmleri. Anlatmak istediğim bir sürü hikaye var. Ülkemizde yaşanan şeyleri de okuyoruz, görüyoruz, biliyoruz, araştırıyoruz ve duyarlıyız onlara karşı. Hatta dert ediniyoruz kendimize. Bu bakımdan, yaptığımız sanatı da o durduğumuz noktadan yapıyoruz.”

Kendi ütopyalarını ve geleceğe dair umutlu filmleri yapmak istediğini söyleyen Odabaş, ancak bu acıların, zulümlerin varlığına kulak tıkayıp o mutlu hikayeleri de aktaramadığını ifade ediyor.

Gamze Platin, bu gibi insanlık suçlarının bir daha yaşanmamasını dilerken Mustafa Alabora, "insanlık suçu" kavramını da tartışmak gerektiğini ekliyor.

“Ben de umarım diyeyim, insanlık tarihini kadınlar ve erkekler artık birlikte yazarlar. Çünkü bugüne kadar yazılmış olan, ‘insanlık tarihi’ diye adlandırılmamalı. Bu ‘erkeklik tarihi’dir. O yüzden ‘insanlık suçu’ kavramını da tartışmamız lazım diye düşünüyorum. Çünkü o olayın içinde kadın yoktu, hepsi erkekti.”

 

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Can Dündar'a "İnsan Hakları ve Özgürlük Ödülü" verildi

SONRAKİ HABER

Evrensel 25 yaşında: Gerçeklerden vazgeçmeyeceğiz

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa