25 Kasım 2019 04:20

Şair Murat Atıcı: Bellek, ihtiyaç duyduğumuz hayat bilgisini önümüze koyar

Şair Murat Atıcı ile Anima Yayınları’ndan çıkan yeni kitabı “Hatırlamanın Şarkısı”nı konuştuk.

Murat Atıcı ve "Hatırlamanın Şarkısı" kitabının kapağı. | Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

Halil İMREK
Adana

Murat Atıcı’nın şiir kitabı “Hatırlamanın Şarkısı” Anima Yayınları’ndan çıktı. 1967 Mersin doğumlu olan Şair Murat Atıcı’nın “Yutak ya da Wernicke” adlı ilk şiiri 2000’li yılların başında Söylem dergisinde çıktı. Bugüne kadar şiirleri, Evrensel Kültür, Lacivert Öykü Şiir ve Yeni e dergilerinde yayınlandı. Atıcı, uzun zamandır yazdığı şiirlerin bir kısmını “Hatırlamanın Şarkısı” adlı kitapta topladı. Şair Murat Atıcı ile yeni şiir kitabını konuştuk.

Öncelikle neden şiir?

Şiirin; söze olan hakimiyetiniz ve hayal gücünüz ile genişleyen, konsantre (yüksek yoğunlukta) söyleyen olduğu kadar söyleten-çağıran olması, en temel motivasyonum. Edebiyat devasa bir bünye ise sanırım sinir uçlarıdır şiir, uyaranlara dairdir. Haz merkezlerini olduğu kadar, öfke kapılarını da yoklar. Attila İlhan şiirinin kaynağı olarak halkı gösterdikten sonra, şiirinin alıcısı olarak da yine halkı işaret etmişti. Halktan beslenip, halka vermek. Alınan ile verilen arasındaki farkı da, sanat olarak tarif etmişti. İnsan var olmakla yetinmez, anlam üretir ve alan açar. Şiir bu alanlar içinde esnekliği (dilin imkanları olarak) en yüksek olandır diye düşünüyorum.

Kişisel olarak tercih ettiğim şiir, görünür kılmakla yetinmeyen, görünenin ardına bakmaya kışkırtandır. Önceliğim, cevap derdinde olan dünyaya karşı şiirin, önce soru olduğunu savunan bir yaklaşım. Bu aynı zamanda; yerinde bir sorunun manivelalığına, elbet birinin cevap olacağına dair güveni de içerir. Böyle yüklenen şiirin yastığı, elbet estetik olmalı.

Şiirlerinizde, egemen sanat anlayışına uzak duruyorsunuz. Sadece gösteren değil aynı zamanda değiştirmeye davet eden şiirler kaleme alıyorsunuz. Neler söylemek istersiniz?

Egemen sanat anlayışı, her fırsatta kendisinin seçeneksizliğini dikte ederek, kısır döngüdeki her hareketi yeni ve farklı bir adım olarak gösterme çabasında. Çoklukla kabul gördüğünü de gözlemliyoruz. Etkinlik alanları, kâğıt/basım/dağıtım politikaları, ekranlar gibi tüm araçlarla saldırmakta.

Sistem; yıllar önce Cengiz Gündoğdu’nun, İnsancıl dergisindeki adlandırmasıyla bir “star sistemi”ni propaganda ediyor. Fukuyama adında bir tarih tıkacı aracılığıyla “tarihin sonuna” da gelince, insan ne ile yaşar? iyice öteleniyor. Kendi “nasıl yapmalı”mız üzerine eğildiğimizde şiirin; “başka bir dünya mümkündür”ü sadece savlayan değil, mümkün olanın neliğini imlediğini göstermek şart olur.

Sistem tüm olanaklarıyla insansız bir sanat üretme çabasındaysa, aidiyetsiz bir kuşak var etmeyi önceleyecektir. Bağlamından koparılmış hafızasız insan, tarih öncesi ve ötesi bir zamanda her şeye yeniden ve bir hiçlik üzerinden başlayacaktır.

Kitabın ismi buradan geliyor galiba. Hafızasızlığın karşına hatırlatmayı koyuyorsunuz?

İnsanın geleceğe yöneliminin el vereni olarak bellek, ihtiyaç duyduğumuz hayat bilgisini önümüze koyar. Bellek kültüre dair ise; kendini, doğayı, doğada kendi yerini değiştirme/tayin etme çabasını hatırlatacaktır. Şiir ise, insana dair olanın his-ses-söz ile başladığını bildirir. Söz ile yaşam arasında dilin, dönüşen ve dönüştüren olduğunu hatırlarız. Bu hatırlama bize; yakın-uzak geçmişimizde yapıp etmelerimize dair, tarihin kritiğinde alınan-verilen derslere dair fotoğraflar gösterir. Yeniye girişmek üzere sarılacağımız deneyimleri, insanın seçeneklerini ansıtmak üzeredir “Hatırlamanın Şarkısı”.

Madenci yürüyüşünden gar katliamına, Ekim Devrimi’nden Gezi Direnişi’ne birçok konuda şiiriniz var. Günümüzde bu başlıkları konu edinen şiir az gibi, ne dersiniz?

Elbette şiire konu olabilecek alanlar sınırsız. Odağı insan ve haksızlık olan gündemler yaratmakta oldukça mahir bir coğrafyada yaşıyoruz, kayıtsızlık ancak bir tercih olabilir. Yukarıdaki başlıkları konu alan şiirler de yazılıyor ve bu konuda iyimser olduğumu söyleyebilirim. Ancak, zaten konsantre bir alan olarak şiir; okur bulmakta (ve okura ulaşmakta) zorlanırken, söz ettiğimiz içerikler için, şaire de ısrar görevi düşüyor.  

Her türlü kuşatmaya rağmen, güçlü bir şiir damarımız olduğuna inanıyorum. Özellikle Gezi Direnişi sonrası, kendi sesini keşfetmiş, farklı ve yeni bir incelikle, estetik duyarlılığı gündem etmiş önemli sayıda şairi, ben de takip ediyorum.

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

1976 yılında katledilen İsmail Gökhan Edge mezarı başında anıldı

SONRAKİ HABER

TTB ve SES: Güvenlik soruşturması mağduriyetleri hemen giderilsin

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa