21 Kasım 2019 04:03

‘Çıplak Vatandaş’ delirmiyor, topluca ölüyor

On gün içinde üç siyanürlü ölüm vakası yaşandı. Bu insanları öldüren siyanür değil, açlık, yoksulluk ve çaresizlik. İntihar görünümlü bu toplu ölümler sistemin siyasi cinayetleridir.

Şener Şen'in Çıplak Vatandaş filminden ekran görüntüsü.

Paylaş

Mesut KARA

Hayat paralel kurgu gibi akıyor, yaşananlar edebiyata, sinemaya, sanata da yansıyordu. Demirelli, Özallı yıllarda yoksulluk, yoksullaşan insanlar sinemanın, tiyatronun, mizah dergilerinin konusu olabiliyor, gülerken düşündüren sanatsal üretimlerle okur ve izleyicide farkındalık yaratmak, itiraz etmeye yönlendirmek hedeflenebiliyordu. Fakat ayat naif, hoşgörülü ve ‘kendi seyrinde’ akmıyordu.

Adalet ve kalkınma vaadiyle gelen 17 yıllık iktidarın ülkeyi getirdiği-sürüklediği baskıcı, yasakçı, en küçük itirazın bile yıllarca sürebilen hapisle cezalandırıldığı günümüzde sanat ve sanatçı da darbe koşullarında bile olmadığı kadar baskı ve tehdit altında. Gelinen noktada yaşanan acının, intiharların, ölümlerin cinayetlerin, kendini yakmaların edebiyatını, sinemasını, mizahını yapmak da çok zor. Artık birileri söylemeli, hatta hep birlikte bağırılmalı, yüksek sesle söylenmeli; kral da çıplak, vatandaş da...

Ölümü değil yaşamı savunmalıyız, bireysel yok oluşları, toplu intiharları değil birlik olmanın, birlikte mücadele etmenin, toplumsal var oluşların yolunu aramalı, bulmalıyız. Enternasyonal’in söylediği gibi “Kavgamız ölüm-dirim kavgası” ve “Bizleri kurtaracak olan kendi kollarımızdır.” Sonunda “Her şey emeğin olmalı.”

ÇIPLAK VATANDAŞ

12 Eylül’ün yarattığı korku ve baskı ortamının kara bulutları fiili uygulamalar olarak yumuşamaya başladığı yıllarda, içinde 12 Eylül geçen temalar yansır filmlere. Ayrıca “12 Eylül Filmleri” diye adlandırılan filmler dışında 1980-1990 yılları arasında yapılan toplumsal/siyasal eleştiriler içeren filmler de vardır. Çıplak Vatandaş bunlardan biridir.

Başar Sabuncu’nun yazdığı ve yönettiği 1985 yapımı Çıplak Vatandaş filminde ailesini geçindirmekte sıkıntılar yaşayan toplumun orta direk kesiminden bir adamın çıldırma hikayesi anlatılır. Turgut Özallı yılların, zamların, yoksullaşmanın orta direğin çöküşünün, o yıllarda hayatımıza darbe zoruyla sokulan “neoliberal” politikaların etkileyici biçimde yansıtıldığı konusuyla da zengin-güçlü oyuncu kadrosu ve kamara arkası-yapım ekibiyle de unutulmaz (klasik) filmler arasında yerini alır Çıplak Vatandaş.

SİYANÜR DEĞİL, AÇLIK, YOKSULLUK VE ÇARESİZLİK ÖLDÜRÜYOR

On gün içinde üç siyanürlü toplu ölüm-intihar yaşanıyor, toplu suskunluk yine de sürüyor. Bu insanları öldüren siyanür değil, açlık, yoksulluk ve çaresizlik. İntihar görünümlü bu toplu ölümler sistemin siyasi cinayetleridir.

15 Kasım 2019 gününe de yine çok acı bir haberle başlıyorduk. Medyaya 3. siyanür zehirlenmesi başlığıyla yansıyan toplu ölümde Bakırköy Osmaniye’de 1’i çocuk 3 kişinin siyanürle ölüme gittiğini öğreniyorduk. Kuyumcu olan fakat işleri bozulduğu, aşırı borçlandığı için çaresizliğe düşen baba eşini ve 6 yaşındaki çocuklarını zehirledikten sonra kendi de siyanür içerek toplu ölüm yolculuğuna çıkıyordu. Son günlerde benzerlerini yaşadığımız bu toplumsal acı ilk değildi, ne yazık ki son da olmayacak gibi görünüyordu.

Özallı yıllarda adlandırılan ve fakat aynı zamanda çöküşü de başlayan orta direk-orta sınıf sonraki yıllarda “açız, geçinemiyoruz” diye ülkeyi yönetenlere yazar kasa fırlatarak yoksullaştığını seslendiriyordu, sonrasında gelecek daha karanlık, yıkıcı yıllardan habersiz.

Ecevit bir keresinde “Hükümet olduk ama iktidar olamadık” demişti. Bugün geldiğimiz noktada devleti bütün kurumlarıyla ele geçirip iktidar olanların 2002’den bu yana (17 yıldır kesintisiz) uyguladığı küresel sermayeye bağlı neoliberal politikalar sonrasında artık yoksullaşan, açlık sınırının da altında yaşayan insanlar kendilerini yakıyor, intihar ediyor, son acı örneklerde olduğu gibi siyanürle toplu ölümü-intiharı seçiyordu.

Ülkede 16 milyon kişi yoksul, 18 milyon kişi yoksulluk sınırında yaşıyor. “Türkiye’de Gelir Eşitsizliği ve Yoksulluk” raporuna göre ekonomik kriz, 1 milyondan fazla yeni işsiz yaratmıştı. Hissedilen, yaşanan açlığın ve yoksulluğun aslında istatistiklerle, rakamlarla anlatılabilir bir durum olmadığını yaşanan son acı ölümlerle yaşadık. Artık bunu anlatmak için yazar kasa atmanın da yetersiz, etkisiz olduğu günlere gelinmişti. Açlığın, yoksulluğun, işsizliğin köşeye sıkıştırdığı umutsuz ve çaresiz insanlar kendilerini yakıyor, intihar ediyordu.

Benzerleriyle birleşemeyen, bir araya gelip sokağa çıkamayan, itirazını, tepkisini, çaresizliğini, acısını güçlü ve toplu biçimde haykıramayan insanlar önce bireysel yok oluşu seçmişti. Bu intiharların, kendini yakmaların tepkisizleştirilmiş, susturulmuş, korkutulmuş dahası toplumsaldan koparılıp bireysel kurtuluşa yönlendirilmiş, dayanışmanın olmadığı örgütsüz toplumda hiçbir etkisi ve karşılığı olamadı ne yazık ki. Bu etkisizlik, tepkisizlik açlığın, yoksulluğun, işsizliğin tamamen çaresizliğe, umutsuzluğa sürüklediği insanları toplu ölümlere, intiharlara yönlendirmişti.

İNTİHAR GÖRÜNÜMLÜ TOPLU ÖLÜMLER SİSTEMİN CİNAYETLERİDİR

Arka arkaya yaşadığımız son acı örneklerde olduğu gibi artık insanlar önce diğer aile bireylerini zehirliyor-öldürüyor, sonra da kendini zehirleyerek intihar ediyordu.

Fatih’te dört kardeşin maddi nedenlerle yaşamlarına son vermesinin ardından bir toplu ölüm-intihar da Antalya’da yaşanıyordu. Antalya’da bir evde önce iki çocuğunu ve eşini öldüren baba daha sonra da kendini öldürüyordu.

Son toplu ölüm-intihar haberi 15 Kasım 2019 günü Bakırköy’den geliyordu. Bu siyanürlü toplu ölümlerin-intiharın sıradan bir aile cinayeti olmadığı da çok açık. Fakat yaşanan bu son iki olayda başka bir acı gerçek “erkek şiddeti” de yaşanıyordu.

‘Aile reisi baba’ diğer fertlerin hayatına son verme hakkını-yetkisini kendinde görüyordu. Erkek egemen sistemde reis konumundaki baba, ötekinin yaşam hakkını da tekeline alabiliyor, kendini onlar adına da karar vermeye yetkili görebiliyordu. Aile içinde de hüküm süren erkek iktidarı, çocukları ve kadını kendi mülkiyeti olarak gören anlayış, onlara yaşam hakkı tanımıyordu. Acı içinde acı olarak yaşanan bu ölümlü-cinayetli durumu her gün yaşanan kadın ve çocuk cinayetlerinden ayıran ne olabilir ki?

Sendika.org sitesinde 14 Kasım 2019’da yayınlanan Ece Şimşek imzalı “Bu bir intihar mektubu değildir” başlıklı yazıda söylendiği gibi “Kişilerin yaşamlarına son vermelerini yüceltmeyiz, kabullenmeyiz ama bu noktalardan hareketle anlamlandırabiliriz. Ancak hangi gerekçe ile olursa olsun kadın ve çocuk cinayetlerini masum gösteremeyiz, meşrulaştıramayız, yokmuş gibi davranamayız. Çünkü bu yalnızca bir intihar değildir. Erkek egemen kapitalist düzenin birey erkekte somutlaşmış cinayetidir.”

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Irak'ta halk, Basra'daki petrol kuyularına giden yolu kapattı

SONRAKİ HABER

Bursa'da yurt önünde tacize kadınlardan tepki: Güvenli kentler istiyoruz

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa