11 Kasım 2019 04:06

Namus ve şeref sözü

Tes-İş Yatağan Şube Yöneticisi Kemal Özcan, Uzel işçilerini yazdı.

Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

Kemal ÖZCAN
Tes-İş Yatağan Şube Yöneticisi

2 bin 200 işçinin çalıştığı Uzel Traktör fabrikası 11 yıl önce iflas etti. Türkiye’nin en büyük traktör fabrikasıydı. 148 yıllık şirket tarih oldu.

Aile üyeleri arasındaki anlaşmazlık sonucunda kapısına kilit vurulan fabrika bugün yağmalanıyor. Maaş alamayan güvenlikçilerin çekilmesiyle sahipsiz kalan fabrikanın, milyonlarca liralık üretim bantları ve traktörleri parça parça çalınıp götürülüyor. Fabrika hurdacıların ve kağıt toplayıcılarının istilasına uğradı. Üretim bantları, traktörler, klimalar, torna makineleri, tezgahlar, masalar, sandalyeler yerlerinden sökülerek götürülüyor. Tüm kapıları açık olan fabrikaya gelen yağmacılar topladıkları malzemeleri hurdacıya satıyor.

Vatandaşın biri “Parasızdım o gün, bir girdim baktım herkes demir alıyor. Ben de başladım demir almaya, her gün bir sefer geliyorum harçlığımı alıyorum çıkıyorum” diyor.

Suriyeliler, Pakistanlılar büyük motorları, trafoları, panoları götürüyorlarmış. Bu üç dört aydır böyle devam ediyor. Hiçbir güvenlik önlemi yok, fabrika terk edilmiş durumda.

Uzel traktör fabrikası, arsası için bilerek batırılmış. 2 bin 200 işçinin alacaklarının da üzerine yatmışlar. Bankalara borçlandırılıp kapatılan fabrika şimdi sadece arsası üzerinden işlem görüyor. Düğme baştan yanlış iliklendi ve arsa rantı uğruna ülkemizin koca dev bir fabrikası batırıldı.

Batmadı, batırıldı. Dünya finans literatürüne geçecek bir operasyonla. 10 yılı aşan ve ilmek ilmek örülen bir finansal ağ var ortada. İşin kilit noktası Edirnekapı şehitliğinin bitişiğindeki 93.5 dönüm arsa.

Olan tabi gene işçilere oldu. Nitekim bir arsa uğruna 2 bin 200 işçi aileleri ile beraber mağdur edildi. Şimdi o işçiler eylem yaparak haklarını arıyor. Şirket iflas ettiğinde işçiler 5 aylık ücretlerini dahi alamamıştı. O gün 5 aylık ücretlerini ve kıdem tazminatlarını alabilmek için işçiler eyleme başlamışlardı.

16 günün sonunda Türk Metal Sendikası işçilere, “Siz imza atıp bize vekalet verin, biz sizin haklarınızı 5 aylık ücretlerinizi ve tazminatlarınızı 8 ay içerisinde alacağız” dediler. Hem Genel Başkan Pevrul Kavlak, hem de dönemin İstanbul 1 No’lu Şube Başkanı Murat Salar namus sözü vermişti. Bir avukat getirdiler, bu avukatın ağzına bakarak işçiler sözleşmelerini fesih etti. Sendikanın namus sözü üzerine de işçiler eylemi sonlandırdı.

Ne de kolay veriliyor bu namus içerikli sözler bir türlü anlamadım gitti. O gün fabrikanın arazisi veya içinde kalan makineler satılmış olsaydı, işçilerin alacakları rahatlıkla ödenebilirdi. Patron Önder Uzel paravan şirketler ve hileli ihalelerle satışların önüne geçti.

En sonunda kurduğu yan şirketlerden biri, işçilere para kalmayacak şekilde ayarlanan parayla fabrikanın arsasını satın aldı. Uzel resmi olarak 2013 yılında iflas etti. 2013 yılında iflas verilmesi üzerine, Türk Metal Sendikası dava açacağını söyledi ama dava açılmadı. Dava açılarak ipotek edilseydi işçiler alacaklarını alabilirlerdi. İşçilerin hakkını mahkemelerde aramasının bile önüne geçilmiş oldu.

İşçiler 11 yıl sonra yeniden hak arama mücadelesine başladılar. Her pazar fabrika önünde eylem yapıyorlar. Ancak işçiler direnmeye başlayınca bu direnişi kırmak isteyenler de boş durmadı. Polise gidip “Uzel’in önündekiler çapulcu, Uzel’de çalışanlar değil, gerekeni yapın” dediler. Direnişe desteğe gidecek olanları arayıp, “Orada provokatörler var gitmeyin!” diyerek, direnişi itibarsızlaştırıp, direnenleri yalnızlaştırmak istediler.

İşçiler AKP İstanbul İl Başkan Yardımcısıyla görüştüler, aldıkları cevap, “Gidin, başınızın çaresine bakın” oldu. Devlet, patron, sendika hepsi onlara karşı aynı tarafta birleşti. İşçiler ne ücret alacaklarını ne kıdem tazminatlarını alabildi. Toplam 170 milyon liraya yakın alacakları var. Bu arada iki işçi intihar etmiş, birçok insanın yuvası yıkılmış. Dedim ya hep olan çalışana oluyor, bedelini hep onlar ödüyor.

İşçilerin 16 gün süren eylemi devam etseydi, fabrikadan çıkmasalardı bugün paralarını almış olacaklardı. İşçiler, Şirinevler'de bulunan Türk Metal İstanbul 1 No’lu Şube önüne gelerek, “Biz buradayız. Namus şeref sözü verenler nerede?” diye slogan atarak siyah çelenk bıraktılar. Patronun fabrikanın içini gizlice boşaltıp kendisine ait başka bir fabrikada üretme devam ettiği söyleniyor.

Halen daha adi hırsızlık olarak gösterilen bu boşaltma devam ediyor. Bu durumu fark eden işçiler fabrikada nöbet tutmaya başlamışlar. İşçiler, yağmalanmadan sorumlu tuttukları iflas dairesi müdürü ile, iflas dairesi memurları hakkında savcılığa şikayette bulunmuşlar.

Tabi bu şikayetlerden hiçbir sonuç çıkmamış. İşçilere göre patronun amacı fabrikanın değerini düşürmek. İstediği para ise işçi alacaklarının ödenmeyeceği miktarda fabrikayı tekrardan satın almak.

İpotekli alacaklılar arasında birinci sırada bir şirketi var. Şirketin Uzel’le yakın olduğu hatta paravan şirketi olduğu iddia ediliyor. Öyle bir oyun oynamışlar ki, arsa satılsa bile ancak şirketin alacağını karşılıyor. Hatta bu şirket arsayı kendi üzerine almak istiyor. Alacaklı listesinin ikinci sırasındaki işçilere herhangi bir para kalmıyor.

Uzel işçileri işte bu oyunu bozmak için direniyor. Onlar nasıl başka direnenlerden güç aldılarsa, başka direnenlere güç vereceklerdir. Haklarını almak isteyen işçilere yol gösterici olacaklardır.

Atatürk Havaalanı kapatıldığında fabrikanın arsasına “Millet Bahçesi” yapılacağı açıklanmıştı. Henüz ortada bahçe filan yok! 93.5 dönüm arsada 7-8 milyar dolarlık büyük bir rant olduğu söyleniyor. İşçiler İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’ndan medet umuyorlar. İmamoğlu artık bu süreci 2 bin 200 işçinin hakkı ödenecek şekilde sonlandırabilir mi bilmiyorum?

Önce hukukun iradesini ortaya koyması ve ardından Uzel arsasının başta işçiler olmak üzere,

yeniden mağdur edilen tüm kesimlerin hakkının verilmesi şeklinde sonlandırılması gerekiyor.

Yaşanan aslında arsası uğruna kapatılan bir fabrika örneği. Arsa değeri fabrika değerinin üstüne çıkarsa üstüne hemen beton döküyorlar. Bu zihniyet rant uğruna şehir içinde kalan, arsası değerlenen ne varsa üstüne beton döktü. Bugüne kadar hükümet kanadından tek bir adım atılmadı. Fabrika çalışsın, üretim yapılsın, insanlar kazanç elde etsin düşüncesini arsa rantı yedi bitirdi.

Ama bildiğimiz şu, 2 bin 200 Uzel çalışanı hâlâ ücretlerini, kıdem tazminatlarını ve diğer alacaklarını alamadılar. Onlara kimse sahip çıkmadı.

“Bir beton uğruna ya Rab ne fabrikalar kapanıyor...”

Hoş kalın, inançla ve dirençle kalın!

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Bir yanda TÜPRAŞ, diğer yanda varlık mücadelesi...

SONRAKİ HABER

Aydın Çubukçu, renkli resimli felsefe sohbetlerinde William Blake'i anlattı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa