03 Kasım 2019 03:14

İran'dan İspanya'ya kadınlar futbolda eşitsizliğe karşı isyanda

ABD’den Suudi Arabistan’a, İspanya’dan İran’a, Latin Amerika’dan Türkiye’ye dünyanın dört bir yanında kadınlar spor yapma hakkı önündeki engellere karşı isyanda!

Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

Gizem ÖRNEK

Geçtiğimiz 8 Mart’ta ABD Kadın Milli Futbol Takımı oyuncularının federasyona dava açması, bu yıl yapılan FIFA Kadınlar Dünya Kupası turnuvasında süren tartışmalar ve geçtiğimiz günlerde İspanya Kadın Milli Futbol Takımı oyuncularının greve gitmesi… Kadın futbolunda hareketli günler yaşanıyor. Kadın futbolcular erkek futbolcularla eşit haklara, olanaklara, ücrete ve ödüle sahil olabilmek için mücadele ediyor. Daha önce tenis başta olmak üzere çeşitli spor branşlarında da tanık olduğumuz bu mücadelede kadınlar aslında yalnızca bir ücret eşitliği değil, spor yapabilme hakkında eşitlik istiyor.

Kadın futbolcuların mücadelesinin kaynağında neler yatıyor, futbolda ve diğer spor dallarında nasıl eşitsizlikler yaşanıyor ve tüm bunlar nasıl çözülür? Bu soruların yanıtlarını Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Sosyolog İlknur Hacısoftaoğlu ile birlikte aradık. Kadınların sporda, özel olarak da futbolda çok açık bir şekilde eşitsizliğe maruz kaldığının altını çizen Hacısoftaoğlu, “erkeklere ait alan” olarak tanımlanan sporda var olma mücadelesinin aynı zamanda kadın bedeni üzerindeki tahakküme karşı bir mücadele olduğuna da dikkat çekiyor.

KADINLAR SPORUN "ÖTEKİLERİ"

Önce ABD’de yaşanan gelişmeler, şimdi de İspanya Kadın Milli Takımı grevde. Kadınlar neden greve çıktı, sahalardaki bu eşitlik isyanı ne ifade ediyor? Kadın futbolcular nelere maruz kalıyor?

Belki bu sorunun cevabına önce sporda kadınlar neler yaşıyor ondan konuşarak başlamak lazım. Spor, kadınların çok açık eşitsizlik yaşadığı alanlardan biri. Bu eşitsizlik toplumda çok uzun zaman görmezden gelindi. Gerçi sporun içindeki kadınlar açısından böyle değildi. Uzunca bir süredir kadınlar sporda var olmak için mücadele veriyorlar. 1900’de olimpiyatlara ilk defa kadınlar resmi olmasa da katıldı, o zamandan bu yana hem olimpiyatlarda hem de spor alanında kadınların var olma mücadelesi devam ediyor.

Bu mücadele bugün çok görünürleşti. Bunun bir yandan sporun popüler kültürün parçası olmasıyla, bir yandan da kadınların bıkmadan tekrarlamasıyla ilişkisi var. Spor alanı gündelik yaşamın, popüler kültürün çok önemli bir parçası.  İnsanların hem eyleyerek hem de seyrederek parçası olduğu, haberdar olduğu bir alan. Özellikle erkekler açısından hayatın çok merkezinde. Görünürlük sağlama açısından da çok önemli bir araç. Orada yer alan kadınlar da “İsyan ediyoruz”, “Karşı çıkıyoruz” dediğinde sesleri duyuluyor.

Spor “erkeklerin alanı” olarak tanımlandığından erkek neyi izliyorsa egemen spor o oluyor. Erkek futbolu öyle egemen ve her yere sinmiş ki onun daha az egemen olduğu alanlarda kadınların futbolda görünür olma şansı daha fazla. ABD gibi. Ama bir de örneğin Almanya gibi, kadınların toplumsal hayatın diğer alanlarında da desteklendiği yerlerde, spor da yaygın bir hak olabiliyor ve bu da kadınların daha görünür olmasına yol açıyor. Ama Brezilya, Arjantin gibi dünyaya çok fazla erkek futbolcu ihraç eden ülkelerde kadın futbolu görünür değil. Buralarda erkekler için yoksulluktan kurtuluş anlatısı içinde çok önemli bir yere sahip ama kadınlar için durum böyle değil. Ama şimdi Latin Amerika’da kadınların futbolda yükselen bir mücadelesi var.

Genel olarak ifade edersek, kadın futbolu yaygın olarak yok sayılmak, hafife alınmak ya da bir sosyal proje gibi görünüp dikkate alınmamak gibi sorunlarla karşı karşıya. Bu, tüm performans sporları için de geçerli. Örneğin kadınlar olimpiyatlara eşit sayıda gidebiliyor ama bir kadının başarısının haber olmasıyla erkeğin başarısının haber olması arasında bile büyük farklar var. Kadınlar sporda alanın ötekileri.

Ama gelişmeler de oluyor; bu sene Türkiye Futbol Federasyonu “kadın futbolu bizim için çok önemli olacak” diye açıklamalar yaptı. Bunlar tabii kendiliğinden olmadı, kadınların bu alandaki uzun süren mücadelesi, sesini duyurma çabasıyla oldu. 2000’lerin başından beri Türkiye’de kadın futbolcular bunu talep ediyor ama sesleri ancak 20 yıl sonra duyuluyor, bir de futbolun dışındaki alanlar var, oralarda daha da yavaş olabiliyor.

START ÇİZGİSİNDE EŞİTLİK YOK!

Ücret eşitliği ya da sponsor gelirlerinin paylaşılması gibi konular gündeme geldiğinde kadınların fiziksel özellikleri nedeniyle daha geri oldukları, performanslarının daha düşük olduğu, dolayısıyla da daha az izlenir oldukları ortaya atılıyor. Kadın ve erkek sporcular arasında bir denklik var mı?

Biz bu toplumsal yapı içerisinde hiçbir zaman bedenlerimizi, bütün toplumun söylediklerinden özgür bir biçimde kuramadık. Dolayısıyla onun sınırlarını ve yapabileceklerini, bir sosyal eşitlik varmış da biz de böyle bir durumda biyolojik eşitliği tartışıyormuşuz gibi konuşmamalıyız. O bir illüzyon. Start çizgisine geldiğinde herkes eşitmiş de sadece çalışma, emek ve genetik birtakım özellikler fark yaratırmış gibi konuşuyoruz, ama öyle değil. Elbette yoksul çocuklar da o start çizgisinde olabiliyor ama ne pahasına, hangi koşullarda oraya geliyorlar, kadınların oradaki varoluşu ne pahasına, neleri aşarak olabiliyor, tüm bunları düşünmeliyiz. Sürekli durdurulmaya çalışıldığınız bir hayatın içinden geçerek oraya varıyorsunuz. Dolayısıyla orada bedenin tam performansını konuşabilmek mümkün değil.

TÜRKİYE’DE KADIN FUTBOLCULAR 2 YA DA 3 FARKLI İŞTE ÇALIŞIYOR

Görünmeyen performanslar sponsorlukları yani aslında “spor yapabilme şansı için ekonomiyi” nasıl etkiliyor? 

Siz görünür olmadığınızda daha az sponsor desteği alıyorsunuz, daha az sponsor desteği aldığınızda daha az görünür oluyorsunuz. Bu tip eşitsizliklerde müdahaleler gerekiyor. Mesela FIFA şimdi kadınlara sağlanan bütçeyi 500 milyondan 1 milyar dolara çıkardı, bu çok şeyi değiştirecektir. Destek gördüğünüz sürece daha başarılı olabiliyorsunuz, daha çok olanağa sahip oluyorsunuz, daha fazla antrenman yapabiliyor, daha fazla oyuncuyu spor alanına dahil edebiliyorsunuz.

Kadınlar hayatın hiçbir alanında eşit işe eşit ücret almıyorlar, spor da bundan bağımsız değil. Sürekli kadınlarla erkeklerin eşit ücret almamasını meşrulaştırmak için erkek aklı tarafından bir çaba var. Dolayısıyla bunun dışına çıkıp düşünmek gerekiyor.

Özellikle ulusal takımlar söz konusuyken… Eğer ulusal takımlar ulusal temsiliyet üzerinden tanımlanmış ve devlet tarafından destekleniyorsa buradaki eşit ücretin tartışma konusu bile olmaması gerekiyor. Orada hem kadın hem de erkek sporcular aynı işlevi görüyor ve aynı ücreti almaları gerekiyor.

Ücretlerin bu kadar düşük olması kadın sporcuların tam olarak profesyonel olmasını engelliyor. Örneğin Türkiye’de kadın futbolcular 2 ya da 3 iş yapıyor. Dolayısıyla kadınlar açısından futbolculuk meslek olarak görülemiyor. Kadınlar hem beden eğitimi öğretmenliği yapıp hem federasyonda çeşitli görevler alıp hem de futbol oynamaya çalışıyorsa elbette ondan çok yüksek bir performans beklememiz çok zor. Erkeklere sağlanan, hatta önlerine serilen olanakların kadınlar için de sağlanması gerekiyor. Erkek futbolunda da tartışılması gereken önemli sınıfsal eşitsizlikler var ama kadın ve erkekler kıyaslandığında orada gerçekten koşulların çok eşitsiz olduğunu görüyoruz.

DÜNYA İKİNCİSİ OLAN KADIN TAKIMINA NİYE ‘BAŞARISIZ’ DİYE MANŞET ATILIR?

Kadın sporu gibi görülen branşlar, örneğin voleybolda durum nasıl?

Bu alanlardaki başarılar hiçbir zaman erkek sporlarındaki başarılar kadar gündeme gelmez. Mesela Türkiye kadın voleybolunda önemli bir yerde. Geçenlerde kadın voleybol takımı dünya kupasında ikinci oldu, bir gazete haberi şöyle verdi: “Finalde yenildi, 2. oldu.” İşte bu bir yaklaşım! Voleybol kadınların çok aktif ve başarılı olduğu bir alan ama yöneticilerin, antrenörler, alanın karar vericileri çoğunlukla erkek. Bu da çok sorunlu. 

TÜRKİYE TRİBÜNLERİ İRAN’DAKİLERDEN FARKSIZ!

Tribünlere ilişkin de çok tartışma var. İran’da, Suudi Arabistan’da kadınların mücadelesi. Türkiye’de bir takıma ceza olarak tribünde sadece kadın ve çocukların izleyici olması gibi yaklaşımlar… Bunları nasıl değerlendiriyorsunuz? 

İran’da Seher’in başına gelen üzücü olay çok konuşuldu. (Seher, kadınların statta maç seyredebilmesi için kendisini yakmıştı.) FIFA’nın girişimleri oldu. Ama son gelişme şöyle; İran’da sadece milli maçlar sırasında kadınların stadyuma girişine izin verilecek, lig maçlarında sınırlandırma yine sürecek. Aleni olarak kadınlara “Burası erkek alanı siz giremezsiniz” deniliyor. Ama İran’daki durumla Türkiye’deki arasında çok güçlü bir bağ var. Türkiye’de aslında bir engel yok, ama kadın ve çocukların ceza olarak alana sokulması bir yaklaşımı gösteriyor: “Senin burada bir varlığın zaten yok. Buranın sahipleri burada yokken sen var olabilirsin!” Bir ülkede hukuki olarak engel konuyor, diğerinde sosyal olarak bu alan erkeklere ait olarak tanımlanıyor, bunlar çok farklı değil. Türkiye’deki uygulama iyi niyetli olabilir ama ifade ettiği söylem çok güçlü biçimde eşitsizliği ortaya koyuyor.

Nitekim tribünler de çok erkek, mizojenik, homofobik, cinsiyetçi bir ortam. Kadınlar ya oraya tâbi olarak ya da sessiz kalarak var olabiliyor. Tribünler kuvvetli duyguların dışa vurum alanı. Erkekler başka ortamlarda çok kolayca duygularını dışa vuramazken ve bastırmak daha makbulken, tribünler duygularını sınırsızca dışa vurduğu alanlar oluyor. Erkeğin takımıyla kurduğu çocuksu bağ belki çocukluğuyla kurduğu bağ olarak devam ediyor. Ama buraya kadınların da dahil edilmesi gerekiyor. O çocuksuluğu korurken ve duyguları dışa vururken ataerkil ve hegemonik erkekliğin dışa vurumu şeklinde değil, sevinmenin, mutluluğun duygusunun dışa vurumu olarak yaşamak çok önemli. Kadın düşmanlığının, cinsiyetçiliğin ürediği bir alanın şiddeti doğurmamasına imkân yok. Dolayısıyla bu alanın olduğu gibi bırakılmasına karşı çıkmak gerekiyor. 

MESELE SADECE ÜCRET DEĞİL; GÜÇLENME, ÖZGÜRLEŞME!

“Spor bir insan hakkıdır. Kendinizi iyi hissetmeniz, hareketin hazzına varmanız, sağlığınızı korumanız için, pek çok nedenle spor insan sağlığına, psikolojisine, sosyalliğine yararlı ve herkesin hakkı olan bir aktivitedir. Kadınlara konulan bariyerleri de bu hakkın önüne konulan engeller olarak ele almak lazım. Kadınların spor hakkını kullanabilmesinin kadın bedeninin inşasıyla çok yakından ilişkisi var. Kadın bedeni pasif olmak, tâbi olmak üzerinden kurulur, denetlenir ve bir biçime sokulur. Toplumun gözü onun üzerindedir ve o gözün denetleyici bir etkisi vardır. Kadın bedeni de göründüğünü bilir ve kendini sürekli biçimlendirir, düzenler, disipline eder. Tüm bunlar karşısında kadın bedeni yer kaplamaz, sınırlanır, yani kamusal alanda kendisini ortaya koymak değil, görünmemek, dikkat çekmemek üzerinden kapanır.  Tâbi kılınmış bedenin hareket etmesi, kendi sınırlarını fark etmesi çok sarsıcı bir deneyimdir. Yani kaslarını, gücünü, karşı çıkabildiğini ve güçlü olduğunu fark etmesi çok güçlendirici, özgürleştirici bir deneyimdir kadınlar açısından. Kadının bu alandaki varlığının sınırlandırılması tüm bunlarla bağlantılı.

KADIN SPORCULARA ‘MEKANIN GERÇEK SAHİPLERİNİ RAHATSIZ ETME’ DENİYOR

Örneğin, taşrada bir güreş takımıyla ilgili araştırmamda oğlanlarla kızların bir arada antrenman yaptığı yerde kızlara “Antrenman yaparken sesinizi çok çıkarmayın, diğerlerini rahatsız etmemeye dikkat edin” deniyordu. Çünkü varlıkları zaten “yabancılık”, “olmaması gereken bir durum” olarak görünüyor. Eğer oradalarsa “mekanın sahiplerini”, yani oğlanları rahatsız etmemeleri gerekiyor. Spor alanında kadınların varlığının tarihsel dışarıda bırakılmışlığa, ataerkilliğin beden üzerindeki tezahürlerinden birine karşı çıkış gibi anlamı da var. O yüzden de spor hakkını sadece endüstriyel spor sınırlarında tartışmamamız gerekiyor. Kadının bedeninin hareket etmesi, kadının bunu deneyimlemesi hakkını savunmak gerekiyor. Kadınların spor alanındaki mücadelesini de dolayısıyla sadece “eşit işe eşit ücret” tartışması içine sıkıştırmamalıyız, bu aynı zamanda çok temel bir insan hakkı talebi.

ÖTEKİLER KALEYE DEĞİL SAHAYA!

Alternatif taraftar topluluklarının bu dönüşümde nasıl bir etkisi oluyor?

Örneğin Taraftar Hakları Derneği var, böylesi zor bir alanda farklı bir söz söylemeye çalışıyorlar, önemli çalışmalar yapıyorlar. Alternatif ligler de oldukça önemli. İnsan hakkı olarak sporun gelişmesine katkı yapıyorlar. Endüstriyel spor içerisinde bunu çok zor konuşabiliyoruz, herkes için spor hakkının gündeme gelemediği bir ortamda bunu tartışabiliyor olmak önemli bir kere. Diğer yandan da eşitliğin olmadığı, kadınların, LGBTİ’lerin olmadığı bir alanda kendi alternatifini üretmek ve burada var olabileceğini söylemek çok önemli. Özgür Lig’in, Karşı Lig’in varlığı oldukça önemli. Futbol sesinizi kolay duyurabildiğiniz, insanlarla kolay bir araya gelebildiğiniz, oynaması da eğlenceli, her zaman her yerde oynayabildiğiniz güzel bir oyun. Bu oyunu herkesin oynayabileceğini söylemek, ötekilerin ya dışlandığı ya da kaleye geçirildiği bu güzel oyunda hak talep etmek önemli.

KADINSILIĞINI İSPAT ETME BASKISI

Kadınların kendi bedenlerini özgürce var etme çabası spor alanında başka bir düzenlemeye maruz bırakılıyor, o da “erkek gibi görünme baskısı.” Erkek gibi görünmemek için futbol alanındaki kadınlarda en çok konuşulan şey “Bak futbol oynuyor ama kadınsı özelliklerini de yitirmemiş.” İçinde yer alan kadınlar için de sürekli bir kadınsılığını ispat etme baskısı var. Bir beden düzenlemesi var; “Saçını uzatsın, tırnağını boyasın, makyaj yapsın ki biz onun kadınlığını sorgulamayalım.” Ne kadar kadın, hatta ne kadar heteroseksüel kadın olduğunu ispatlaması gerekiyor kadınların.

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

HDP'li vekiller Taksim'de polis ablukası altında bildiri dağıttı

SONRAKİ HABER

Sakarya'da öldürülen Kürt işçinin arkadaşı ırkçı saldırıyı anlattı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa