01 Kasım 2019 02:59

Şair Erkut Tokman: Lupoc belki bir yol gösteriyor ya da bir yolu aydınlatıyor

Şair Erkut Tokman yeni şiir kitabı Lupoc'u Evrensel'e anlattı.

Şair Erkut Tokman

Fotoğraf: Mete Özel

Paylaş

İsmail AFACAN
İstanbul

Lupoc, Erkut Tokman’ın yeni şiir kitabı… Kitabını Lupoc’la yaptığı monologlar üzerine kuran Tokman şiirlerinde sıklıkla kullandığı galaksi, dünya ve uygarlık kavramlarıyla geçmişi ve geleceği sorguluyor.  

Erkut Tokman’la Lupoc’u konuştuk. Tokman, “Lupoc aslında belirsiz ama her şeyin yerine geçebilecek bir öz; içinde aydınlanma ve umudu barındırıyor; belki bir yol gösteriyor ya da bir yolu aydınlatıyor.” dedi.

Kitabın ismi “Lupoc”… Kitap boyunca “Lupoc”la sürekli monolog halindesiniz. Kimdir bu “Lupoc”?

Lupoc aslında bir “Leitmotiv” olarak hem kitabın ana başlığını hem de kitabın içinde sıkça tekrarlarla sizin de belirttiğiniz gibi hem bir iç monoloğu hem de dış monoloğu ve şiirsel göstergeleri imliyor. Lupoc hem bir iç ses hem de dıştan gelen bilinç ötesi bir şey. İçimde Lupoc’u bir leitmotiv olarak arayan “ben” şair öznesiyle diyalog halindeyken dışarıdan bakan Lupoc’un kendi varoluşu da buna eşlik ediyor. Bu bağlamda Lupoc aslında belirsiz ama her şeyin yerine geçebilecek bir öz; içinde aydınlanma ve umudu barındırıyor; belki bir yol gösteriyor ya da bir yolu aydınlatıyor.

Galaksi, dünya ve uygarlık kavramlarını çağrıştıran imgeler dikkatleri üzerine topluyor. Bu kavramların şiirlerinizdeki yeri nedir?

Evet; Lupoc’daki şiirlerde söylediğiniz kavramları çağrıştıran pek çok imge var. Aslında bu tür imgelerin şiirime girişi ikinci kitabım “Bilinmezi Dolaşan Ses” in son bölümü olan “Çıplak ve Sonsuz” ile başlar. Şiirin içsel ve dışsal alanlarının bir bütün oluşturduğunu düşünüyorum çünkü bu alanlar birbirinden soyutlanamaz ve sürekli bir etkileşim halinde birbirinin alanına doğru da yeni kanalları açarlar. Bu bağlamda içinde yaşadığımız dünya ve o dünyada vuku bulmuş uygarlıklar, yani “Geçmiş” ve vuku bulacaklar yani “Gelecek” şiirimin de hep aradığı ve sorguladığı bir şey. Ben ve Lupoc aslında bu dünyadaki ya da başka bir dünyadaki uygarlığımızı arıyoruz çünkü var olandan memnun değiliz. Bu bağlamda da galaksi-evren ve uzay yani o sonsuz bilinmezlik bizim tek umudumuz çünkü insanlığın gelecek serüveni de uzaya umudunu bağlamış durumda. Şiirin de umudu ve arayışı buraya yönelmelidir. Bizim şiirimizde bu gelecek anlayışının ilk ipuçlarını yaygınca olmasa bile yer yer Nâzım Hikmet ve Fazıl Hüsnü Dağlarca’da görüyoruz. Melih Cevdet Anday’da bu uygarlık anlayışı geçmiş boyutunda retrospektife olarak önemli bir yer tutar.

Özellikle uygarlık kavramı üzerinden bireysel ve toplumsal sorgulamalar yapıyorsunuz… Neler söylemek istersiniz?

Sorgulama; soru sorma benim şiirimin temelinde yatan ana unsurların başında geliyor. Ben şiirle her şeyi söyleyebildiğime inanıyorum. Şiirim her şeyin cevabını içinde taşıyor. Yaşadığım toplumla ve içinde yaşadığım dünyayla ilgili öyle çok rahatsızlıklarım var ki; bunları şiirime taşıyorum, görmezlikten gelemeyeceğim gerçeklikler bunlar. Dolayısıyla bunları şiirsel dilin olanakları içinde yapılandırıp kendi şiir dilimin ve imgelem evrenimin içinde yoğururken keskin bir eleştirel tavırda ister istemez kendiliğinden doğuyor. Bu sorgulama ve eleştirel tavır bütün kitaplarımda ta ilk şiir kitabımdan başlayarak kademe kademe artmıştır. “Aramızda Eski Bir Masal” da bireyin duygularından doğan ve kanıksayarak içini boşalttığı kavramlar üzerinden bireye yöneltilen bir sorgulama ve eleştiri söz konusudur örneğin. “Şehirlerle Yanar Dünya”da ise şehirler üzerinden Türk toplumuna ve dünyaya bir eleştirel ve sorgulayıcı bakış vardır. Bütününde bakıldığında bu; İnsanlığın ve değerlerinin kayboluşunun dünyanın geldiği vahim noktada yeniden şiirin ve şairin gözünden sorgulanmasıdır. Lupoc’da da aynı eleştirel ve sorgulayıcı alt izlekler bambaşka bir dil ve biçemle daha da belirgin ve keskin olarak sesini yükselterek devam etmiştir. Lupoc “Dil” (Türk dili) üzerinden toplumcu bağlamda eleştirel bir tutumu bu kitabın ortak bir paydası olarak işlerken bir yandan da yaşadığımız çağın bizi yok eden ve sonumuzu hazırlayan yozlaşmalarına başkaldıran naif bir anarşist isyanın iç ve dış sesi olarak var olmaktadır. Bunu yaparken de şiirin yaratıldığı dış uzamı (dış uzayı) olabildiğince dilin ve şiirin alnına ilk kez bu kadar baskın ve belirgin olarak sunmaktadır.

Kitap boyunca gerçeküstü bir atmosfer var şiirlerde… Gerçeküstü bir anlatım geliştirmenizin nedenlerini öğrenebilir miyiz?

Doğru var. Var olan gerçeklikte çözümün boyutlarını sınırlı gördüğümden ve geleceği öngörü olarak kurgulayıp yansıtırken bir varsayım olarak şiiri var olan gerçekliğin üstündeki bir boyuta taşırken elbette yepyeni bir dili kurmak; kurgulamak ve kullanmak gerekiyordu. Bu bağlamda Lupoc’da aslında sanat tarihinin evreleri vardır ve iç içe geçmiştir: Toplumcu gerçekçilik; deneyselcilik; avangart anlayışla gerçeküstü ve bilim kurgu sanki doğru bir tadı oluşturmak için harmanlanmıştır. Bunu bilinçli olarak kurgulamadım ve yapmadım. Bu benim ulaştığım kendi iç gerçekliğimin toplumun ve dünyanın bende dürtüklediği dış gerçekliklerin kışkırtması sonucu doğan bir tepkidir. Bu bağlamda örneğin kitaptaki “Alfred Hitchcock/Bu bir pipo değildir*/ Lupoc) göndermesi çok anlamlıdır çünkü burada sanat tarihinin evrelerine ve evrimine bilinçli bir gönderme yapılmakta ve bu evrimde “Lupoc”un yerinin altı çizilmektedir. Aslında Lupoc’un bu bağlamda gerçeküstücü boyutu da aştığını imlemektedir şiir.

Kitap, “L-u-p-o-c orada mısın?” seslenişiyle başlıyor, “Buradayım” cevabıyla bitiyor. Lupoc’un “buradayım” dediği yer neresidir?

Lupoc’un “Buradayım” dediği yer bizim var olduğumuz ve onu hissettiğimiz her yerdir. Bu dünya; bu şehir; başka bir dünya; başka şehirler; uzay; evren; boşluk ve insanın öz benliğinin içi...


"BU SORUNSALI YARATAN MEVCUT DİLİN KENDİSİDİR"

Parantez, (-) tire, (/) eğik çizgi işaretleriyle sıklıkla karşılaşıyoruz şiirlerde… Şiirleri okurken gözü yoruyor ve okumayı zorlaştırıyor. Bu işaretlerle vermek istediğiniz duygu ya da duygular nedir?

Doğrudur. Bu zorluğun zaman zaman olduğunu anlayabiliyorum. Kitabı yazarken de düştüğüm açmazlardan ve korkulardan biri buydu ama taşın altına elinizi soktuğunuzda o taşın ağırlığını hafifletmek için içinizdeki güce inanmak zorundasınız. Bu bağlamda Lupoc girdiği riskli sınavda imla işaretlerinden yeni bir dil ve anlam alanı yaratmıştır. Bu bir biçimsel; görsel sorundur. Bu sorunsalı yaratan mevcut dilin kendisidir ve dar alanında yazan şairin bu alanı değiştirme ve genişletme çabasıdır. Dadaizm; fütürizm; deneysel ve yeni deneysel anlayışların neredeyse anlamsızlığa kadar indirgediği bir biçim anlayışı olmuştur.  Bizde de bunun uzantısını takip ederek özellikle Batıdaki bu anlayışları içi boş ve anlamla bütünleşmeyen bir şekilcilikle ve taklitçilikle deneyen çeşitli kuşaklar oldu. Lupoc’da bazen belki gözü yorsa da her imla işaretinin anlamı bütünleyen ve bütüne hizmet eden ve görsel bir özgürlük alanı açan bir yanı vardır. Yani işaret dili imgeye; hatta anlamsal bağlamından da ötede görsel imgeye dönüşmektedir. Bu dönüşümde çağdaş sanatın bize sunduğu kurgusal olanaklar da göz ardı edilmemiştir. Örneğin ışıklı reklam panolarından geçen yazılar misali ve bunun yerleştirme (enstalasyon) sanatçıları tarafından çağdaş sanatta kullanılması gibi sanatın dijital görsel olanaklarını Lupoc, yazının ve şiirin olanakları içinde parantezlerin içenden geçen bir çağ sorgusuna dönüştürmektedir.

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

CHP eski PM Üyesi Mehmet Tüm: Demokrasi olarak kabul edilemez

SONRAKİ HABER

Aydın'da beline kadar toprak altında kalan inşaat işçisi kurtarıldı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa