28 Ekim 2019 18:52

Koca yaşlı şişko dünya (*)

Ölmek istemiyorum çığlığı, “how dare you?” (**) sorusuna ‘hasarlı binada eğitim görmek istemiyoruz’ itirazı, “#işyokkykborcuvar” tweeti ile olan bağın apaçık ortada olduğu günlerden geçiyoruz.

Kaynak: Max Pixel

Paylaş

“…Gel anlaşalım senle ver gözümün ferini geri…”

Ölmek istemiyorum çığlığı, “how dare you?” (**) sorusuna ‘hasarlı binada eğitim görmek istemiyoruz’ itirazı, “#işyokkykborcuvar” tweeti ile olan bağın apaçık ortada olduğu günlerden geçiyoruz.

Bu bağlantı ki günlük yaşamın çeşitli anlarında dosdoğru gösteriyor kendini. Günlük yaşamın kargaşasından kafayı şöyle bir kaldırıp bakınca görüyoruz onu; koca yaşlı şişko dünyayı!

SARSILDIK, VURULDUK, İŞSİZ KALDIK!

Dünya dediğimiz, kendini her gün yeniden üreten kapitalist sistemle dönüyor. Dünya üzerindeki her bir insanın Türkiye’deki her bir gencin de parçası olduğu bir dönüş bu. Depremden panik, kadın cinayetine kurban gitmekten korkulu, işsiz kalmaktan tedirgin birer parça üstelik.    

Kentlerin planı, halkın ihtiyaçlarına göre halkın kendisi tarafından yapılıyor ve uygulanıyor olsaydı; AVM yapılan toplanma alanları, deprem vergisi olarak toplanan ama nereye harcandığı belli olmayan 66 milyar dolar, en az maliyet, en çok kar ve en yüksek yıkılma riski ile yapılmış binalar söz konusu olabilir miydi? Gece uyku kaçıran paniğin kaynağı, tekelci kapitalistlerin yönetiminde söz konusu olabilen bu rant ve sömürü ilişkilerindedir işte.

Kadın cinsinin önceki çağlardan devralınan ataerkil ilişkiler kapitalist sisteme içkin bir formda sürüyor olmasa kadınların kan revan içinde “ölmek istemiyorum” diye bağırması, şiddete maruz kalması, sokakta güvenli yürüyememesi söz konusu olabilir miydi? Genç kadınların korkusunun kaynağı üçüncü sayfalarda korku gerilim filmi sahnesi gibi anlatılan taciz, tecavüz hikayeleri değildir. Bu korkunun kaynağı bizzat sistemin kadını ikincil cins olarak konumlandırmasında yatar, hükümetin uygulamaları ile de derinleşerek büyür üstelik.

Üretimin toplumun ihtiyaçlarına göre planlandığı, çalışmanın insanın türsel varlığını gerçekleştirmesinin bir aracı olduğu bir üretim sistemi olsa her üç gençten biri işsiz olur muydu, milyonlara yetecek iş varken 10 işçinin yapabileceği işte 1 işçinin 12-16 saat çalışmaya zorlandığı abes bir durum ortaya çıkabilir miydi?

İşsiz kalma tedirginliğinin kaynağı üç dil bilmemekte değil, üniversite sınavında derece yapamamakta da değil bu abes durumda yatar.

Koca yaşlı şişko dünya böyle bir ilişkiler bütünüdür işte.

SORUN KİMDE?

Bu kapitalist ilişkilerin karmaşası, birer parçası olunan bu sistemin günlük hayatta karşımıza çıkardığı zorlukları “bireye özgü” imiş gibi gösterir. Deprem akşamı programlara çıkan profesörler “oturmayın zaten avcılarda, niye oturuyorsunuz ki orada?” diyebilir, mahkeme kararları “gece sokakta yürüyormuş indirimi” verebilir, bir cumhurbaşkanı çıkıp “herkes iş bulacak diye bir şey yok” diye gençlere kızabilir.

Kentleri betona, insanları da bu beton yığının içinde fiziki ve manevi bir yıkıma mahkûm eden politikalar kendilerinin değilmişçesine, kendi politikalarının ortaya çıkarıp körüklediği panik, tedirginlik ve korkunun içine milyonları böylece hapsedebilirler.

Eh, bu ilişkiler dünyayı insanca yaşanamaz duruma getirmişse dahası hiç yaşanamayacak bir hale doğru da hızla sürüklüyorsa bu bağları koparıp yenilerini inşa etmek lazım.

Bu dünya bize gözümüzün ferini verebilir, güvenli bir yaşam sunabilir elbette. Ama bunun gerçekleşmesi bizim de bir parçası olduğumuz bu ilişkiler bütününün içinde doğru rolü oynayıp oynamamamıza bağlıdır.

Apaçık bağı görüp; “işte bu kapitalizm” diye tespit etmek yetmez bu bağlar bütününü değiştirip yeni ve insanca bağlar kurmaya.

ÇÖZÜM HAREKETE GEÇMEKTE

Farkına varma, eyleme dönüşmediği durumlarda dahi değişim potansiyelini işaret eder. Farkına varma ama değişme, değiştirme itkisinin (eğiliminin) filizlenmesinin de ilk adımıdır. Birey, her ne yaparsa içinde yaşadığı ortam ve koşullardan hareketle beyninde oluşan düşünceyle yapmaya girişir. Bir kasırga esecekse önce hafiften ve uzaklardan gelen uğultu duyulacaktır. Toplumsal hayatta “uyku hali” olarak da ifade edilen ve olumsuzlamak üzere “bitkisel hayat” ta denilen kişiye özgü hallerin genelleşmesine olanak yoktur. Toplumlar canlı, kaotik ve kaynama hallidirler. Farklı sınıfsal çıkarlar tarafından yönlendirilen saflaşmalarla bağlı olarak karşı karşıya gelen güçlerin birbirlerine üstün gelme, kendi çıkarlarını ve taleplerini diğerlerine kabul ettirme çabası bazen sert çatışmaları doğurur, bazen de daha çok yönetilenlerin durumuna bağlı olarak “daha sakin” biçimlerde devam eder.(***)

Diyebiliriz ki bu koca yaşlı şişko dünya; pırıl pırıl bir yaşamın olanaklarını da bağrında taşıyarak dönüyor her gün. Bu olanakları değerlendirelim; korku panik ve tedirginlikten dayanışma, güven ve mücadeleyi inşa edelim. Bir topluluk içinde, bir filmde, bir şarkıda, bir konserde, bir sınıfta… günlük yaşam etkinliğimizle başlayalım bu inşaya. Gel anlaşalım senle, diyor şarkı sözü; biz “mevcut olanı yıkıp yerine başka bir dünya kurmak üzere birbirimizle anlaşalım” diye okuyalım bunu. Ki bu anlaşma halinin kendisi, gözümüzün ferini vermekle kalmaz; değiştirme mücadelesini de daima genç kılar!

(*) Adamlar grubunun şarkısı.

(**) Greta Thunberg'in 23 Eylül 2019'da Birleşmiş Milletler’de yaptığı konuşmadan bir kesit.

(***) Soylu, A. Cihan, Evrensel Gazetesi, Sayı: 6596, “Susmamak!”

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

HDP'li 2 vekil hakkında "Cumhurbaşkanına hakaret" gerekçesiyle soruşturma başlatıldı

SONRAKİ HABER

Savunma Bakanı Hulusi Akar: Bedelli askerlikten 688 milyon lira tahsil edildi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa