Sendikalar Kürt sorununda taraf olmalı

Sendikalar Kürt sorununda taraf olmalı

Emek Partisi Diyarbakır İl Örgütü tarafından Tes-İş 2 Nolu Şube toplantı salonunda “Sendikal Hareket Nereden Geldi? Nereye Gidiyor?” başlığıyla düzenlenen konferansta sendikal mücadelenin sorunları ve işçi sınıfının sermaye saldırılarına karşı örgütlü mücadelesini büyütmenin yolları ele alındı. Se

Mehmet Aslanoğlu / Cumhur Daş

Türk-İş 7. Bölge Temsilcisi Bahri Karakoç, Tez Koop-İş Diyarbakır Şube Başkanı Adem Can, Dev Sağlık-İş Diyarbakır Şube Başkanı Sedat Aydın, Tek Gıda İş Diyarbakır Şube Başkanı Ali Yıldırım, Genel-İş, Harb-İş, Yol-İş 1 No’lu Şube, Tes-İş 2 No’lu Şube, Tüm Bel-Sen yöneticileri ile işçiler, doktorlar ve kamu emekçilerinin katıldığı konferansta oldukça canlı bir tartışma yürütüldü. Konferansta konuşan EMEP GYK Üyesi Mehmet Türkmen Kürt sorununda taraf olmadan sendikacılık yapılamayacağını belirterek “Kürt sorununda taraf olmayan sendika Kürt ve Türk işçilerinin birleşik mücadelesini yaratamaz” dedi. Cam Keramik-İş Genel Bakanı Mehmet Turp ise “Mevcut sendikal bürokrasinin torba yasayı çıkaran partilere oy vermeyin çağrısı yapamadığına, ülkenin en yakıcı sorunu Kürt sorunu konusunda çözümden yana tavır almadığına dikkat çekerek “Bu sendikacılık anlayışı yok olmaya mahkumdur” dedi.

MİLLİYETÇİLİĞİN PANZEHİRİ SINIF MÜCADELESİDİR

Konferansta söz alan EMEP Genel Yönetim Kurulu (GYK) Üyesi Mehmet Türkmen, katılımcılara Türkiye genelinde yapılan işçi kurultayları hakkında bilgi verdi. 18 işçi merkezinde 3 bini aşkın işçi, emekçi ve sendikacının katılımıyla yapılan toplantılarda Türkiye’de sendikacılık anlayışının tartışıldığını belirten Türkmen, kurultaylardan “İşçilerin mücadele eğilimi ile bileşmeden mevcut sendikal bürokrasi aşılamaz” sonucunun çıktığını söyledi. Kürt sorununda taraf olmadan, Kürt halkının özgürlü mücadelesine destek verilmeden sendikaların bir adım ileri gidemeyeceğini söyleyen Türkmen “Mevcut bürokratik sendikacılık ‘Türk işçilerin duyarlılığı var. Kürt sorununda taraf olursak üyelerimiz arasında ayrımcılık yaparız’ bahanesiyle Kürt sorununda inkarcı anlayışla birleşiyor” dedi. İşçi sınıfının başta Kürt sorunu olmak üzere; demokrasi mücadelesi vermeden mevcut haklarını da koruyamayacağına dikkat çeken Mehmet Türkmen, “Sınıf mücadelesinin şovenizmin, ırkçılığın ve milliyetçiliğin panzehiridir” dedi. TEKEL işçilerinin Ankara’daki direnişinin bu konuda önemli deneyimler barındırdığını belirten Türkmen “Daha önce Kürtlere ve mücadelesine ön yargılı yaklaşan işçiler TEKEL direnişinde Diyarbakırlı, Batmanlı işçilerle kaynaşarak değiştiler. Daha önce Kürtlere önyargılı bakan işçiler, direniş sonrasında Diyarbakır’a gitmek istediklerini, Newroz’a katılmak istediklerini söylediler” dedi. Benzer bir durumun Antep’teki Çemen Tekstil grevinde de yaşandığını belirten Türkmen, Çemen işçilerinin grev mücadelesi sırasında Kürt sorununa bakışlarının değiştiğini, Kürtlere ve mücadelesine mesafeli olan işçilerin Antep’te Newroz’a katılıp kürsüden konuşma yaptığını aktardı.

Türkmen sadece sendikaya üye birkaç bin kişinin hakkını savunmakla sınırlı bir sendikal mücadelenin sendikalı işçilerin bile hakkını savunmaya yetmeyeceğini vurgulayarak “Burada sendikalı binlerce işçinin çevresinde günde 1 TL’ye yaşamak zorunda kalan yüz binlerce kişilik bir yoksulluk denizi var. Bölge’deki sendikalar işsiz ve yoksul yüz binlerce Kürdün haklarını savunmadan kendi üyelerinin haklarını da savunamazlar. Savunamıyorlar da” dedi. Sendikaların başta Kürt sorunu olmak üzere Bölge halkının eğitim, iş, sağlık gibi taleplerinin kazanılması için bir mücadele örmesi gerektiğini belirten Türkmen, “Örgütlü, sendikalı işçiler etrafındaki yüz binlerce yoksulu bu mücadelede birleştirebilmelidir” şeklinde konuştu.  

İŞÇİ SINIFI TAVIR ALMALI

Cam Keramik-İş Genel Başkanı Mehmet Turp ise “Sendikalar bizim evimiz. Evimizi yeniden dizayn etmek için birleşmemiz lazım. Birleşe birleşe kazanabiliriz”dedi. Torba yasa ile işçi sınıfının bedel ödeyerek, 150 yıl önce kazandığı haklarının ellerinden alındığını ancak bu süreçte sendikaların sonuç alıcı bir çaba göstermediğini hatırlatan Turp “Kürt sorunu işçi sınıfımızın en temel sorunudur. Ben Karadenizli, Türk ve 25 yıllık bir işçi olarak ‘Kürt sorunu çözülmeden benim sorunum çözülmez’ diyorum. İşçi sınıfımız da bu gerçeği her geçen gün daha fazla kavrıyor. Daha önce batıda yapılan tüm işçi kurultaylarında bunu bizzat gözlemledim. Bugün bu Bölge’de yaşanan savaşa harcanan 300 milyar dolar ile bu ülke yeniden kurulabilirdi. Bu nedenle işçi sınıfı Kürt sorununun çözümünü sahiplenmeden kendi sorunlarını da çözemez” şeklinde konuştu.

AKP AYRIMCILIĞI DERİNLEŞTİRECEK

AKP’nin yeniden iktidara gelmesi halinde torba yasada geçiremediği hak gasplarını ve kıdem tazminatını kaldırmayı gündeme getireceğini belirten Turp, AKP’nin yeniden iktidar olması halinde ‘bölgesel asgari ücreti’ gündeme getireceğini hatırlatarak “Bölgesel asgari ücret işçileri bölgelere göre bölme ve ucuza çalıştırma projesidir. Bu projeyi özellikle bu bölgeye dayatacaklar. Kürt işçileri daha ucuza çalıştıracaklar” dedi. TÜSİAD’ın bir patron örgütü olarak Kürt sorunu ile ilgili raporlar hazırladığını belirten Turp, “Onların çözümden anladığı bölgedeki ucuz emek pazarını ele geçirmektir. Biz ise işçi sınıfı ve sendikalar olarak emek ve demokrasi güçlerinin programıyla birleşmeli kendi taleplerimizi ortaya koymalıyız. Çünkü artık bir sendika Kürt sorunu ve demokrasi konusunda taraf olmuyor ya da olamıyorsa temel sendikacılık faaliyetlerini bile yapamaz” şeklinde konuştu. Turp, “Bir sendikacı, ‘Torba yasayı geçiren partilere oy vermeyin’ çağrısı yapamıyorsa bu gerçek bir sendikacılık değildir. Bu nedenle bürokratik, sınıftan uzak, sınıfa yabancı sendikacılığı yıkıp yerine mücadeleci kitle sendikacılığını koymak için tabanda birleşmeliyiz” dedi. (Diyarbakır/EVRENSEL)


Bahri Karakoç (Türk-İş 7. Bölge Temsilcisi) : MÜCADELE TABANDAN BAŞLAR

Bürokrasi sadece sendikacılıkta değil toplumun tüm kesimlerinde var. Türk-İş’te de sadece tepedeki 5 yönetici yok. 33 sendika var. O 33 sendika mücadele ettiğinde tepedeki bu 5 yöneticinin bu mücadeleyi engelleme gibi bir durumu yok. Türk-İş yönetimi kimsenin elini kolunu bağlamış değil. 1999’da 33 sendikanın 24’ünün toplusözleşme yapma yetkisi yoktu. ‘89 bahar eylemleri de, madenci grevi de, TEKEL direnişi de tabandan başlayan bir mücadele ile başarıya ulaştı. Türkiye’nin nüfusu 35 milyon iken Diyarbakır’daki sendikalı işçi sayısı 17 bin idi. Şimdi nüfusu 75 milyon ve Diyarbakır’da Tek Gıda-İş, Petrol İş ve TEKSİF şubelerimiz kapandı. Üye sayımız yarıya indi. Sendikaların üye sayısını artıramamasının en büyük nedeni örgütlenme önündeki engellerdir. Bu engeller kaldırılmadan sendikalar kan kaybetmeye devam edecek. Sendikalı işçinin işten atıldığı bir ortamda, asgari ücrete çalışan bir Diyarbakırlıyı sendikaya üye yapmaya ikna emek çok güç.

Ahmet Arkaş (Harb-İş Diyarbakır Şube İş Yeri Temsilcisi) : ‘HER ŞEYİ YUKARIDAKİ BİR AVUÇ KİŞİ BELİRLİYOR'

Türkiye’de milletvekilliğinden, Cumhurbaşkanlığı seçimine, oradan sendika seçimlerine kadar her yerde bir seçme ve seçilme sorunu var. Ne milletvekilini, ne Cumhurbaşkanını ne de sendikacıyı halk ya da işçiler seçmiyor. Bir düzen kurmuşlar, her şeyi yukarıdaki birkaç kişi belirliyor. Kimi seçeceğimize onlar karar veriyor. Bir işçinin, bir yoksulun, memurun milletvekili olması çok zor. Böyle bir düzende sendikalarda da bir şey değişmiyor. Sendikalara 600 TL asgari ücret alan işçi üye olursa o zaman sendikalar düzelir.

Cüneyt Karakuş(Tekel İşçisi) : SENDİKALAR BİRLEŞSEYDİ TEKEL DİRENİŞİ KAZANILIRDI

Biz Ankara’da 78 gün verdiğimiz mücadele ile şovenizmi ve milliyetçiliği aştık. Bölgeden direnişe katılan içiler olarak Kürtlerin ne istediğini çok iyi anlattık. Ama direnişimizin dağılmasının sebepleri var. Sendikalarda ‘Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın’ anlayışı var. Bir iş kolu diğerine destek vermiyor. Örneğin eğer Tes-İş’te özelleştirme varsa biz destek vermedik. Biz özelleştirmeye karşı gelirken diğer sendikalar vermedi. Özelleştirmeye karşı tüm sendikalar aynı duyarlılığı gösterip birleşseydi özelleştirmeleri durdurabilirdik. TEKEL direnişinde Türk-İş’e bağlı 33 sendika, işçileri destekleyen ortak bir karar alamadığı için direnişimiz sona erdi.

Muharrem Tümür (Genel-İş Diyarbakır Şube Yöneticisi) : ‘GENEL BAŞKAN 40 BİN TL ALIYORSA BİR SIKINTI VAR DEMEKTİR’

 Bir iş yerinde sendika şube başkanı 5 bin TL alıyorsa, sendika genel başkanı 40 bin TL alıyorsa burada büyük bir sıkıntı var demektir. Sınıftan kopuk, sınıfa yabancı bir sendikacılık anlayışı var Türkiye’de. Adam bu kadar maaş alıyorsa, çocuklarını işçi gibi devlet okuluna değil, özel okula gönderiyorsa, zaten  o sendikacı artık işçi değildir. Sınıf atlamıştır. Eğer sendikal bürokrasi yıkılacaksa başta genel merkezlerin yıkılması gerekmektedir. Bu noktada Genel-İş ile Belediye –İş arasında bir fark yoktur. Ben 2 yıl önceye kadar Belediye-İş üyesiydim. Şimdi Genel-İş üyesiyim. İki sendika arasında bir fark yok bence. Sendika genel merkezleri trilyonlarca işçi aidatını büyük binalar yaptırmaya, tatil yerleri yaptırmaya harcıyorlar. Bir anket yaptıralım bakalım kaç işçi oralardan faydalanıyor. 20 yıllık işçiyim. Daha bir kez bile tatile gitmedim. Birinci mevsimlik işçi olarak Türkiye’nin batısına gidiyoruz. Çalışma alanı dışında hiçbir yere çıkamıyor, toplumsal hayata katılamıyoruz. Buradan soruyorum. Acaba o bölgelerdeki sendikalar mevsimlik işçiler için ne yapıyor? Bırakın sendikacılık vazifelerini, insani olarak ne yapıyor?

Ali Yıldırım (Tek Gıda İş Diyarbakır Şube Başkanı) : İŞÇİ DAHA NE YAPSIN?

Burada mücadele tabandan başlayacak deniyor. Biz Ankara’da 78 gün boyunca gaz, cop, tekme yedik. Bir direniş sergiledik. İşçi tabandan daha ne yapsın. İşçi yapabileceğinin en iyisini yaptı. Bu yıl 1 Mayısı kutlayacağız. Daha nerede, nasıl kutlayacağımız belli değil. Diyarbakır’daki sendikalar olarak hâlâ karar almadık. Bu konuların üzerinde durmamız lazım.

REMZİ AYDIN (TÜM BEL SEN ŞUBE YÖNETİCİSİ)

Bizim temel sıkıntımız Diyarbakır’daki işsizleri etrafımızda birleştiremememizdir. Bölge’de sendikacılığın temel sorunu budur bana göre. Bence burada sınıf mücadelesi kavramı yerine demokratik toplum mücadelesi kavramını kullanırsak, işsizleri, yoksulları kadınları tüm kesimleri bu mücadelede birleştirebilir ve direngen bir mücadele sürdürebiliriz.

Nizamettin Bacalan (Yol-İş 1 Nolu Şube Yöneticisi) : ‘400 TAŞERON İŞÇİYİ ÖRGÜTLEDİK’

İşsizliğe ve yoksulluğa karşı tek çözüm örgütlenmek. Kürt yoksulları güvencesiz ve az ücretle çalışmaya razı. Bunu değiştirmenin tek yolu sendikasız işçileri örgütlemek. Karayollarında taşeron, 4-c gibi uygulamalar işçiler arasındaki birlikteliği bozuyor. Taşeron sistemiyle işçilere ücretli kölelik dayatılıyor. Türkiye’de 6 milyon taşeron işçisi var. “İnsan ihale ile çalıştırılamaz” şiarıyla biz yıllar önce Diyarbakır’da taşeron işçilerini örgütledik. 400 civarında işçiyi sendikaya üye yaptık. Şimdi ise Türkiye genelinde sendikamız 6 bin taşeron yol işçisini sendikalı yaptı. Mahkemede açtığımız dava devam ediyor. Sendikamızın attığı bu adımın taşeron işçilerin örgütlenmesinde cesaret verici bir adım olduğunu düşünüyorum.

SEDAT AYDIN (DEV SAĞLIK İŞ ŞUBE BAŞKANI): ‘Sendika yöneticim aynı zamanda patronum!’

1 Mayısta ne yapacağız? Diyarbakır’da 1 Mayısın nerede kutlanacağı hâlâ belli değil. Biz sendikal bürokrasiyi, taşeron sağlık işçileri olarak yaşadık. Çalıştığımız taşeron şirketin sahibi aynı zamanda DİSK’in merkez yöneticisiydi. Bu çok ciddi olarak düşünülmesi gereken bir durumdur. Üyesi olduğumuz sendikanın yöneticisi aynı zamanda bizim patronumuz. Bütün işçilerin ve sendikaların sıkıntıları ortak. Ama birleşemiyoruz. Bu toplantı vesilesiyle 1 Mayısı ortaklaştırabiliriz. (Diyarbakır/EVRENSEL)

www.evrensel.net