23 Ekim 2019 03:30

Anestezi teknikeri anlatıyor: Mobbing, tehdit, ağır iş yükü, sağlıksız koşullar…

Bir devlet hastanesinde anestezi teknikeri olan Sıla'nın anlattıkları “Sanki bant sistemiyle işleyen bir fabrikada çalışıyorlar” dedirtiyor. Hasta sayısı sürekli artıyor, itiraz eden tehdit ediliyor.

Fotoğraf: Pixabay

Paylaş

Merve İLHAN
İstanbul

Ortak bir tanıdığın kurduğu sofrada buluştu sohbetimiz. Konu konuyu açtı dedikleri tam da bu olmalı. Birbirimizi tanıyarak başlayan sohbetimiz, anestezi teknikeri genç kadının dünyasına, sağlık alanının sorunlarına doğru genişliyor.

Adı bizde saklı, ama ona “Sıla” diyoruz. Sıla genç bir kadın. 6 yılı aşkındır İstanbul’da bir eğitim ve araştırma hastanesinde anestezi teknikeri olarak çalışıyor. Ve çalışma alanı ameliyathaneler. Sağlık alanında çalışmak istese de şu an çalıştığı anestezi teknikerliği hakkında özel bir ilgisi ve bilgisi yokmuş. Bu alanda çalışma olanağının fazla olması ve alanla ilgili danıştığı kişilerden aldığı yanıt onu bu alana yönlendirmiş.

5 VAKA VERİLİYOR AMA KURTARILABİLECEK OLAN 2

İş temposunun çok yoğun olduğunu söylüyor Sıla. Kalp cerrahisi alanında olduğu için uzun saatler süren ameliyatları oluyormuş. Ayrıca, mesai saatlerine aldırış edilmeksizin hastalar alınmaya devam ediliyormuş.

Yakın zamanda bununla ilgili yaşadığı bir olayı ise şöyle anlatıyor: Öğleden sonra 2-3 gibi, 2. derece vaka olan 4-5 ameliyat daha alındı. Nöbetçi sayımız sadece 2 ve nöbetçilerin kurtarabileceği yalnızca 2 vaka varken biz 5 vaka almak durumunda kaldık. Ve orası kalp hastanesi olduğu için acil bir durum olabiliyor. Ve herhangi bir acil durum anında orada hazır olmamız gerekirken, bize normal şartlarda almamız gereken hasta sayısının iki buçuk katı hasta veriliyor.

İş yoğunluğunun, ameliyat hazırlıklarına da yansıdığını söylüyor Sıla: Anestezi doktoru ve anestezi teknikeri ile hastaların uyutulması gerekir. Ama doktorlar çoğu hastaları takip etmeyip bize bırakıyor. Anlayacağınız biz hem anestezi teknikerliği yapıyoruz hem de doktorluk yapıp hasta takip ediyoruz. Size çok acı bir gerçek daha söyleyeceğim. Normalde hastanın kalbinin durdurulması ve çalıştırılması doktora aittir ama bunu da biz yapıyoruz. Peki herhangi bir olumsuz durumda bunun bizde bıraktığı stres?

Sıla, mecbur bırakıldıkları çalışma sistemini havuz problemlerinde kullanılan matematiksel formülasyonuyla özetliyor: 2 nöbetçi tekniker, x saatte kaç vaka ile ilgilenebilir?

Çalışma saatleri 08.00 ile 17.00 arası ama öğle paydosları olmadığı için 16.00-16.30 gibi işten çıkmaları gerekiyor. Fazla hasta alımları çok sık olduğu için akşam 19.00-20.00’dan önce işten çıkamadıklarını anlatıyor Sıla.

DEDİĞİMİZİ YAPMAZSANIZ DÖNER SERMAYENİZ KESİLİR

Dolayısıyla çalışanlar daha iyi hizmet verebilmek için iş yükünün azaltılmasını istiyor. Bilim de bunu öğütlüyor. Ama ya hastane yöneticileri… Hastane başhekimi, alfabetik sıraya göre doktorları çağırıp günlük aldıkları hasta sayısının azlığı yüzünden sorguluyor ve poliklinikte biriken hastalar olduğu için daha çok hasta almaları için baskı uyguluyormuş. Ve beraberinde uzayıp giden çalışma saatleri, yediği azardan dolayı ağlayarak hastasına dönmek zorunda kalanlar…

Sonra şunu ekliyor Sıla: Hastanın uyutulup uyandırılma süresi için belirli bir zaman gerekiyor. Özellikle hepatitli hastaya yapılan tedaviden sonra onun bir bekleme süresi var. Bu biliniyor ama hastanın beklemesi gereken süreyi kısaltarak diğer hastaları almamızı istiyorlar. Ve buna ses çıkarmak istediğimiz zaman iş dönüp dolaşıp döner sermayeye geliyor ve döner sermaye paylarımızı kesmekle tehdit ediyorlar.

KAFAYA DÜŞEN LAMBA, ELE BATAN HEPATİTLİ İĞNE

İş güvenliği ve çalışan sağlığı açısından hastanenin örnek olmasını bekliyoruz. Ama Sıla’nın anlattıkları beklentiyi terse çeviriyor.

“Kafama kaç kere ameliyat lambası düştüğünü hatırlamıyorum bile. Kaç kere o iğneler parmaklarıma batmıştır. Hepatitli hastaların tedavisi sürecinde kullanmamız gereken korunaklı eldivenler verilmiyor, ne zaman verildiğini bile hatırlamıyorum. Ne başhekimimiz, ne de hastanenin satın alma birimi bununla ilgili bir adım atmış değil.”

Sıla ve arkadaşları dış anestezi ve anjiyo birimlerinde de çalışıyorlar ama anjiyo birimine rotasyon ile gidiyorlar. Anjiyo biriminde ışın ölçerleri kullandıkları için, bir ay şua iznine çıkmaları gerekiyormuş ama sabit olarak bulunmadıkları için bu izni kullanamıyorlar. Sabit kaldıklarında ise başka sorunlar çıktığı için izin kullanmadıklarını dile getiriyor Sıla. Peki bunun sağlık emekçilerine yansıması ne? Sıla bu soruyu “Bu durumda da maruz kaldığımız ışınlar, vücudumuzdan dışarı atılamıyor” diye yanıtlıyor.

YAS TUTMALARINA İZİN VERİLMEDİ

Bir gün, yıllardır yan yana oldukları bir çalışma arkadaşını kaybetmiş hastane çalışanları. Sabah ölüm haberini aldıklarında yas tutmalarına izin verilmeden, arka arkaya ameliyatlar konulmuş başhekim tarafından. Ve bu ameliyatlar acil de değilmiş. Ameliyatlara girmek istemeyen hemşireler, başhekim tarafından soruşturma açılmakla tehdit edilmiş. Ve bütün hemşireler ağlayarak o ameliyatlara girmek zorunda bırakılmış.

"ERKEK ÇALIŞANLARA KARŞI HEP MESAFELİ DAVRANMAK ZORUNDAYIZ"

Sıla, kadın olmaktan kaynaklanan sorunlara da dikkat çekiyor: Uzun saatler aynı ortamda çalıştığımız doktorlar ve erkek tekniker arkadaşlarımızla muhakkak aramıza bir mesafe koymak durumunda bırakılıyoruz. Küçük bir gülümseme karşısında, erkek doktorların biz kadın çalışanlara bıyık altı gülmesinden, konuşma tarzı ve üslubunun rahatsız edici olmasından artık çok yorulduk. Biz kadın çalışanlar hep defansta olmak zorunda kalıyoruz.

Sıcak serum kullanmak kadın emekçiler arasında oldukça yaygınmış. Sıla “Ne işe yarar?” sorusuna şu yanıtı veriyor: Kadın çalışanlar regl olduklarında, bir yandan karın bölgelerine sıcak serum koyup vücutlarını rahatlatmaya çalışıyor. Böylece zor bela da olsa hastalarla ilgileniyorlar. Yani hastayla ilgilenmek için zorunlu kılınan bir araç.

YEMEKLER ÇOK KÖTÜ

Yemeklerin çok kötü olduğunu söylüyor Sıla. Bırakalım yağını, yedikleri yemeklerin içinde o kadar çok böcekle tanışmışlar ki, artık herkes kahvaltı için getirdiği peynir ekmeği öğlen yemeği olarak da tüketmeye başlamış. Geçmiş senelerde yemekler ile ilgili bir grev de gerçekleştirilmiş ama değişen sadece masa örtüleri ve perdeler olmuş.

BİRLİK OLMADAN ÇÖZÜM GELMEZ

Sıla’yla çözüm konusunu da konuşuyoruz. İlk yapılması gerekenin sendikaya üye olmak olduğunu söylüyor. Çünkü biliyor ki birlik ve beraberlik olmadan bu sorunlara hiçbir şekilde kalıcı çözüm getirilemez.

Sıla sohbete noktayı şöyle koyuyor: İş güvenliği ve sağlığı açısından, hem biz hem de hastalar için, korunaklı şartlarda çalışmak istiyoruz. Verdiğimiz emeğe saygı duyulsun istiyoruz. İnsan olduğumuz unutulmasın, insanca yaşamak ve insanca şartlarda çalışmak istiyoruz. Kaybettiğimiz iş arkadaşımızın yasını tutabilmeyi istiyoruz çünkü biz insanız.

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Emine Bulut'un ailesi istinaf mahkemesine başvurdu

SONRAKİ HABER

Gürcistan'da halk, erken seçim taleplerinde ısrarcı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa