22 Ekim 2019 03:35

‘Vail El Suud’ bu ismi asla unutmayalım…

"Ama o ölmeden önce de çocuktu ölürken de çocuktu. Hiç kimsenin istemediği Suriyeliler bir acı daha yaşamıştı daha bizim duymadığımız onlarcasının yanında."

Fotoğraf: DHA

Paylaş

Mert SAMYELİ
Kocaeli

Yıl 2011 Arap Baharı ayaklanmaları Suriye’ye sıçradı ve Esad rejiminden usanan halk ayaklanma başlattı. Ülke rejim yanlıları ve muhalifleri olarak ikiye bölündü.

Emperyalist ülkelerin iştahını kabarttı bu durum. Önce çeşitli muhalif gruplar kuruldu, onlara mühimmat desteği yapıldı. Sonra bu gruplar ülke içinde çeşitli katliamlar yaptı, sonra ülkemizde dahil birçok ülkeye saldırılar düzenledi. Bu gruplar palazlandı, büyütüldü. Sonra da bu gruplar bahane edilerek emperyalist müdahaleler başladı Suriye topraklarına. Bütün emperyalist ülkeler katıldı buna ABD, İngiltere, Fransa, Rusya, İran hatta o çok özendiğimiz Norveç bile asker göndermişti Suriye’ye. Türkiye’de geri kalmadı ve Osmanlıcı hayallerle o da Suriye topraklarına girdi. Ülke el birliğiyle yangın yerine çevrildi.

Suriye halkının çaresi kalmamıştı, ya kalıp ölmeyi bekleyecek ya da yıllardır yaşadıkları anayurtlarından gideceklerdi. Gittiler her biri evlerinden çıkıp sonunu bilmedikleri o yola girdi. En yakın ülkelerden biri de Türkiye idi onlar için. Geldiler, ölümün içinden kaçıp buraya geldiler. Bambaşka hayaller kurup geldiler. Ancak ne burada ne de gittikleri hiçbir yerde beklediklerini bulamadılar. Savaştan kaçıp geldiler ancak burada onları bambaşka bir savaş bekliyordu. Doğup büyüdükleri toprakları işgal eden ülkeler de bile istenmediler. Dövüldüler, linç edildiler, öldürüldüler. 

Buradan da gitmeyi denediler; Avrupa’ya ‘medeniyetin beşiğine’ ancak Avrupa’nın medeniyeti de kendine kadar vardı.  O kadar yetmiyordu ki medeniyet kendilerine ülkeye girmeye çalışan kaçak botları bile umursamadan batırabiliyorlardı. İstemediler onlarda ülkelerinde Suriyelileri görmek. Belki de ölümlerine sebep oldukları halkı görmek rahatsız etti onları. Türkiye onlara yardım için konteynır kentler oluşturmuştu. Çünkü onlar Müslümandı ve Osmanlı’dan kalan mirastı, ümmetti Suriye halkı. Hatta ümmet için Avrupa’dan para bile istediler. Ve hatta yetmedi Avrupa’dan istediklerini almak için ‘Kapıları açarım ülkenize gelirler’ tehdidi bile yapıldı ümmet için.

Ancak bir şekilde hayata tutunmaları gerekiyordu Suriyelilerin; hayat mücadelesi vermeye çalıştılar. Yok denecek kadar az paralara çalıştılar; insanların yaşayamayacağı evlerde kaldılar. Ne yapsalar olmadı geri dönmelerini istiyordu herkes, ölüme dönmelerini. Yok pahasına emeğini satması da yetmemişti Suriyelilerin. Ne yapsalar herkesin gözüne battı. Burada olmamalılardı yerleri burası değildi. Çocuklarını da okullara gönderdiler çünkü onların yok olan geleceklerini kurtarmaları gerekiyordu. Bir umut ışığıydı onlar kendileri yapamadılar ancak çocuklar iyi yaşamalıydı, ölmemeliydi. Ancak yine olmadı yapamadılar, giremediler kimsenin gözüne çocuklar bile.

Kocaeli’de 9 yaşında bir kız çocuğu okula gidecekti. Arkadaşları olacaktı, öğrenecekti, büyüyecekti. Arkadaşları istemedi onu, aralarına almadılar, dışladılar. Çünkü ailelerinden öyle görmüşlerdi Suriyeliler kötüydü onlar için. Sonra gelecek nesillerin emanet edildiği öğretmeni istemedi onu ‘Senin burada yerin yok ülkene dön’ dedi. Ağır gelmişti bu yük ona ağır gelmişti istenmemek evde, okulda, parkta, sokakta hep aynı şey ‘dön ülkene’. O kadar ağırdı ki onun için daha 9 yaşında bu yükü taşıyamadı ve kendi yaşamına son verdi. Daha 9 yaşında…

Bu sefer ona git diyen, dışlayan herkes ağladı onun için; böyle olmamalıydı daha çocuktu o dediler. Tıpkı cansız bedeni sahile vuran Alan bebeğe ağladıkları gibi. Evet böyle olmamalıydı evet daha çocuktu o. Ama o ölmeden önce de çocuktu ölürken de çocuktu. Hiç kimsenin istemediği Suriyeliler bir acı daha yaşamıştı daha bizim duymadığımız onlarcasının yanında.

Kapitalizm bir can daha almıştı. Bıkmıyordu can almaktan işçi, köylü, göçmen, kadın, genç, çocuk…

Bitmiyordu asla doymuyordu insanların gözleri bitmiyordu toprak ve rant hırsı.

Ve biz ayrılmadan hiç kimseyi ayırmadan birleşene kadar, durdurana kadar bitmeyecekti de…

‘Vail El Suud’  bu ismi asla unutmayalım…

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

MESS’e karşı metal işçileri tek vücut olmalı

SONRAKİ HABER

Şule Çet davası sanığının ailesi gazetecileri hedef gösterdi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa