17 Ekim 2019 04:05

"178 ppm karbonmonoksitin zam olarak yüzdesi nedir?"

İzmir Demir Çelik fabrikasında çalışan bir işçi, mektubunda toplu iş sözleşmesi için masaya oturan MESS ile Türk Metal Sendikasına soruyor: "178 ppm karbonmonoksitin zam olarak yüzdesi nedir?"

Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

İzmir Demir Çelik İşçisi
İzmir

Kendime "Demir çelik işçisi bu ızdırabı çekmek zorunda mı?" diye yaklaşık 20 yıl sordum, cevabını bulamadım. Bu soruyu arkadaşlarıma sorduğum zaman biraz mecburiyet, biraz duruma alışmışlık ama o mahkum gözlerin altındaki isyanı ve nefreti dolaylı yollardan görebiliyordum. Doğrudan anlatılamayan, dışarıdan gelen bir kişinin bunu kolayca göremeyeceği o gözleri, ancak aynı çatı altında günde sekiz, on iki, on altı, yirmi dört saat, bayram-yılbaşı-tatil demeden çalışan çelik işçisi görebilir.

Kimi zaman uzun ve yoğun çalışmanın altında aşırı yorgunluktan gözlerini açamayan, yarı baygın, soyunma dolaplarına kadar gelmiş ama soyunmaya mecali kalmadığı için dolaba yaslanıp uyuyakalmış gencecik arkadaşlara bakarken, kimi zaman simsiyah olmuş kirli yüzler, toza ve zehre bulanmış kıyafetler, saç-sakal, üst baş, duş alma yerine girdiğinde musluktan akan sapsarı kirli suyun altına girerken, her yanı dökülen, nem tutmuş duvarlar, kokan ve paslı borular, yerlerde biriken temizlenmemiş kirler içinde duş alırken görebilirsiniz.

İşveren memlekette her zaman kendinden olan devletin, özünde sadece kendi işini kolaylaştıran, kendi işine gelen kanunlara uyuyor; fakat kanunları ne kadar uygularsa uygulasın, "İş sağlığı ve güvenliği (İSG) için milyonlar harcıyorum" derse desin sadece yöneticileri prosedür işlerini yapmış oluyor. Çoğu zaman bahsettikleri masraflar kâğıt üzerinde kalıyor ya da yapılmış gibi gösterilip müdürler arasında pay ediliyor. Hem zaten İSG kurallarına aykırı olacağı biline biline üretim miktarının artırılması isteniyor.

EVRENSEL’DE ÇIKAN HABER ÜZERİNDEN SIKIYÖNETİM İLAN ETMEDİKLERİ KALDI

İzmir Demir Çelik, Hataylı bir ailenin şirketi. Patronumuzun kardeşi de CHP Hatay Milletvekili Suzan Şahin. Servetlerinin haddi hesabı yok. Patron yöneticilerin, müdürlerin aldıkları maaşları, primleri, yıl sonu kâr paylarını aksatmadan vererek işçi üzerindeki üretim baskısını arttırıyor. Sırtını dayadığı devletin kanunlarına uyarak çelikhane işçisinin ömrünü törpülemeye, her gün biraz daha yaşayacağı günlerden almaya devam ediyor. Kimi zaman açık açık sınıfsal farkını belli ederek, işçinin gözündeki işçi düşmanı rolünü çok iyi oynuyor. İzmir Demir Çelik fabrikasına yeni gelen müdür bu örnekte birisi. Evrensel gazetesinde hava ölçüm cihazı haberi çıktıktan sonra sıkıyönetim ilan etmedikleri kaldı, o görüntüyü kim yolladı diye. Oysa yapılması gereken 'Bu sorunları nasıl halletmeliyiz' olmalıydı. İşçi sağlığı ve iş güvenliği sorununa yaklaşımlarını bu örnekle anlayabilirsiniz.

KÂR ORANIYLA ÜCRETLERİMİZ TERS ORANTILI

Aslına bakacak olursak en alttaki meydancı olan işçi ile en usta olan işçi arsındaki yaşam mücadelesi, çalışma şartları aynı; ikisi de bir taraftan evine ekmek götürmenin derdinde bir taraftan da o eve sağ salim dönmenin. Zamanında 50 ton şimdiyse 170 ton olan ocaklarda kişi sayısı aynı ama üretim dört beş kat daha fazla. Maaşlar bu kadar katlanmış mı? Hayır. Kar oranındaki, daha doğrusu sömürü oranındaki artışla bizim ücretlerimiz ve hayatımızdan memnuniyetimiz hatta yaşama süremizdeki artış ters orantılı. Bize dayatılan çalışma şartlarından şikâyetçi olmayan, neredeyse memnun, daha iyisi olamayacağını düşünen ve hatta savunan, onun için de mücadele etme gereği duymayan sendika yönetimleriyle de iş birliği yapan, istediği gibi bir grup işçi yaratıyor ve üzerimizde onunla da baskı kuruyor. Aslında hakkımız olan dinlenme olanağını bize karşı rüşvete çevirerek iki üç günlük otel tatiline götürüp ayrıcalık havası veriyor.

İŞ YÜKÜ HER GÜN BİRAZ DAHA ÇOĞALIYOR

İş yükü her gün biraz daha çoğalıyor, üretim her yıl bir önceki yıla göre daha fazla oluyor. Yöneticiler aldıkları yıl sonu primlerinin iştahı ile işçi üzerindeki baskıyı daha da vahşi bir şekilde acımasızca devam ettiriyor, hatta birazcık vicdanlı olan müdür daha pasif bir göreve atanıp onun yerine çelik sektöründe işçi cinayetleri ile nam yapmış kişiler inanılmaz yetkilerle fabrikanın başına getiriliyor. Bu kişiler kendini patrona sevdirmek, yerini sağlamlaştırmak için işçinin omuzlarına biniyor, işçiyi korkutuyor, sindiriyor. Zaten kendisi gelmeden daha önceki fabrikasındaki iş cinayetleri sayısı geliyor…

MALİYET DÜŞÜRMEK İÇİN İŞÇİLERİN HAYATI HİÇE SAYILIYOR

Patron ve temsilcileri sürekli maliyet düşürme derdinde, "Döküm sayısını arttıralım ama ton başına maliyetleri de düşürelim". Tabii patronun gazını almış yeni gelen müdür hemen bu işin peşine düşüyor, bizim oradaki en son maliyet düşürme operasyonu işçiler için bol gazlı tozlu sıcak bir duruma dönüştü ama sonu da biraz trajikomik oldu. Bakın anlatayım:

Şimdi gelen hurda, hurda sahasında yaklaşık 70- 80 tonluk sepetlere konuyor, sonrasında şarj vinci bu sepeti alıp ark ocağına atıyor. Bu olaya şarj alma deniliyor. İşte tam bu araya hurda ön ısıtma denilen bir sistem kurulmuştu ama verimli çalışmadığı için pek kullanılmıyordu, kullanılsa bile sadece kışın hurdadaki nemi almak için kısa süreli çalıştırılırdı, ama yeni gelen müdür maliyetleri düşüreceğim diye bu sistemin tam olarak çalışmasını istedi. Sistemin revizyonu bakımı yapıldı ve çalışmaya başladı. Sepet bu gözlere konuyor ocaktan alınan yanma odası denilen bölümdeki ısı emiş fanları ve borular yardımı ile alınarak sepet içinden geçiriliyor. Sepet ısındıkça hurdadaki gazlar yukarı doğru açığa çıkmaya başlıyor ve bu sepetlerin üzerinde şarj vinci var olan sıcaklığı ve gazı direkt olarak vinçe maruz ediyorlar. Vincin içerisindeki elektrik elektronik aksamı korumak için konulan klima filtreleri tıkanıyor, tıkanmasa bile o kadar büyük bir gazı ve dumanı klima kaldıramayıp devreden çıkıyor. Buraya kadar olay teknik açıdan bir de olayın insani, vicdani boyutu var. Klima sık sık devreden çıkınca klimacı arkadaşlar vinçten inemez oldular. Bunun yanında vinç bakımcısı, elektrik bakımcısı ayrı. O insanların halini görünce aklıma Hitlerin Polonya’da toplama kamplarındaki gaz odaları aklıma geldi. Bu durumu hiçbir maliyet hesabı, hiçbir vicdan, hiçbir siyasi görüş açıklayamaz. Oradaki işçilerin halini ancak orda nefes alan anlar… Bir de yanımıza gaz ölçüm cihazı verdiler, ölçüm aldığımız zaman karbonmonoksit değeri insani yaşam sınırlarının üzerine çıktığını gördük. Dünyada kabul gören oran, gaz maskesi ile sekiz saat çalışma ortamında 35 ppm’dir. Bizim vincin yürüme yolunda ölçüm cihazının gösterdiği değer 178 ppm! Gaz maskesi ile durmak olanaksızken klimacısı, bakımcısı bu ortamda arıza gidermeye çalışıyor. Artık durum yalvarma noktasına geliyor, çaresizce vardiya amirine, hurda ön ısıtmayı en azından yukarıda arıza ile uğraşan varken kapatın diyoruz, bize verilen cevap ‘Olamaz. Fabrika müdürünün kesin talimatı var, hurda ön ısıtma hiçbir şekilde kapatılmayacak’! Ne için? maliyet düşürmek için.

İŞÇİLER HAKLARINI ALMAK İÇİN MÜCADELEYE BAŞLAYACAK

Bizler bu şekilde zehirlenmeye, gazlanmaya devam ederken yine bu hurda ön ısıtmaya yüklenip çelikhanenin sıcaklığını yükselttiği için trafo yandı ve hurda ön ısıtma çalışıyorken sepetler içeride kaldı. Sepetler içeride saatlerce yandı. Basılan suyun haddi hesabı yok, itfaiye geldi köpük bastı yine çözüm olmadı. Tek çare sepetler içerdeyken üzerine kum atarak, yani gömerek söndürdüler. Yani maliyet düşüren hurda ön ısıtmayı, çalıştıran gömmek zorunda kaldı…

Şimdi ise MESS ile Türk Metal toplu iş sözleşmesi için masaya oturdular. Ben olsam onlara tek bir şey söylerim; "178 ppm karbonmonoksit zam olarak yüzdesi nedir?"

Umutsuz değilim. Bir gün hiç umulmadık bir şey bu ateşi yakacak ve işçiler haklarını almak için mücadeleye başlayacaklar. O günlerde hep birlikte olabilmek dileğiyle…

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Altın Portakal'ın uluslararası yarışma filmleri belirlendi

SONRAKİ HABER

Tekel bayilerin saat 22.00 isyanı: Alkol satış sınırı gece yarısına alınsın

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa